56) NASREDDİN HOCA KİMDİR, NERELİDİR, GERÇEĞİ NEDİR?

Yayin Tarihi 22 Eylül, 2008 
Kategori SOSYAL

 

Nasreddin Hoca Kimdir ve Nerelidir?

nasreddin-hoca.gif

Son birkaç yıldır, ülkemizde Nasreddin Hoca’nın kimliği, kişiliği ve nereli olduğuyla ilgili önemli tartışmalar gündemi işgal etmektedir. Onun kimliği, milliyeti ve nereli olduğuyla ilgili tartışmaların kesin bir sonuca ulaşamamasında, çeşitli sebeplerin etkili olduğu görülmektedir: Acaba kavga, Nasreddin Hoca üzerinden yapılan şehirler arası bir “rant” kavgası mıdır? Nasreddin Hoca, “ferdî şahsiyet” ve “fıkra tipi” olmak üzere çift kimlikli midir? Türkiye’deki birçok il ve ilçenin paylaşamadıkları taraf, onun birinci veya ikinci kimliği ile mi ilgilidir? Bu husustaki soruları çoğaltmak elbette mümkündür.

Bu yazıyı kaleme almamıza sebep, aşağıda özetleyerek verilecek olan iddialardır. Önce, bu görüşleri mümkün olduğu kadar özetleyerek ortaya koyacak, daha sonra da, bir ’bilim’ adamı olarak meseleyi tartışıp bir sonuca ulaştırmaya çalışacağız.

1-Hoca Nasreddin, gerçekte ’Ahi Evren’dir. Ahi Evren’e günümüzde, Kırşehir sahip çıktığına göre, N. Hoca da ’Kırşehir’lidir:

Selçuk Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Mikâil Bayram, 1975 yılında bu mesele hakkında ilk kitabını neşretmişti. Bu eserinde Ahi Evren-Mevlâna mücadelesini belgelere dayanarak ele almıştı. Ne yazık ki, kendisinin de belirttiği gibi, ilim âlemi yazdıklarıyla ilgilenmedi ve Prof. Bayram, “rakibi susarak öldürmek” şeklinde bir muameleye maruz kaldı.

Geçen yıllarda Hulki Cevizoğlu ’Mevlânâ’ hakkında ’Ceviz Kabuğu’nda iki program yapmıştı. Bu programlara telefonla katılan Prof. Bayram’ın ’Mevlânâ’nın kimliği, siyasî faaliyetleri ve kişiliği hakkındaki tespit ve değerlendirmeleri, özellikle Mevlânâ’nın “Moğol ajanı” olduğunu ileri sürmesi, Konya’da ve ülke çapında büyük bir infiale sebep olmuştu. Ceviz Kabuğu programlarının en can alıcı ifadesi, Hulki Cevizoğlu tarafından Mevlânâ’yı savunmak maksadıyla programa bağlananlara hitaben söylenmişti: “Allah’ın peygamberi Muhammed’i bu kadar savunamazdınız ama…

Daha sonra Prof. Bayram, bu alandaki çalışmalarını sonuçlandıracak mahiyette Sosyal ve Siyasî Boyutlarıyla Ahi Evren-Mevlânâ Mücadelesi (Nüve Kültür Merkezi, Konya 2005) isimli 263 sayfalık bir kitap daha kaleme aldı. Kitapta ’merkez’de (Konya) yaşayan Mevlânâ ile ’çevre’de (Kırşehir yöresinde) hayatını devam ettiren Ahi Evren arasındaki siyasî mücadele değerlendirilmektedir. Eserde ’ahîlik’ teşkilâtının “baş mimarı” ’Ahi Evren’ ile ’Nasreddin Hoca’ lâkaplı  “Hace Nasirü’d-din Mahmud”un aynı kişi olduğu gösterilmek istenmiştir. Bu kitap merkezli olarak özellikle Konya’da büyük tartışmalar yaşandı Meselâ, Bayram’ın iddiaları, Mevlânâ Müzesi Müdürü tarafından “deli saçması” olarak nitelendirildi; Selçuk Üniversitesi Rektörlüğü konuyla ilgili bir basın toplantısı tertip etti; Konya-Akşehir’de merkezi bulunan Nasreddin Hoca ve Turizm Derneği yöneticileri, N. Hoca’ya ve sembolü Akşehir’e “çamur atıldığı” için Prof. Bayram hakkında ’hakaret’ davası açacaklarını söylediler… (bk. www.maksimum.com-03.12.2004).

Onun yaptığı çalışmalar, bilimsel olarak halen çürütülemedi. Gerek Ceviz Kabuğu programına katıldıktan sonra ve gerekse 2005 yılı başlarında Prof. Bayram, yaşadığı ve görev yaptığı Konya’da pek çok sıkıntıyla karşılaştı.

2. Nasreddin Hoca Konya- ’Akşehir’li veya Eskişehir-’Sivrihisar’lıdır:

Hoca’nın Akşehirli olduğuna dair, rahmetli İ. Hakkı Konyalı’nın önemli çalışmaları vardır. Buna mukabil, onun Eskişehir-Sivrihisar’ın Hortu köyünden olduğuna dair de önemli belgeler yayınlanmıştır. N. Hoca’nın bu iki ilçemiz arasında bir türlü paylaşılamadığı biliniyor.  O kadar ki, son yıllarda Eskişehir ve Konya illeri, birbirine alternatif olmak üzere Nasreddin Hoca şenlikleri düzenlemektedir.

Biz bu hususta herhangi bir görüş belirtmeyeceğiz. Bunun yerine önce Pertev N. Boratav’ın tespit ve değerlendirmelerini aktaracak, daha sonra da Akşehir gölünün bugünkü durumundan okurlarımızı haberdar edeceğiz:

 “…Hoca’nın hikâyelerinde ’hazır-cevaplık, nükte, sağduyu’ ile ’saflık ve tuhaflık’ ögeleri birbirine sıkı sıkıya bağlıdırlar, ve bunlar tümüyle Nasreddin Hoca’nın halk bilgesi kişiliğini, yani onun fıkralarının ayırt edici niteliğini meydana getirirler. Epey eski bir tarihten, belki de Hoca’nın ölümünden az sonra başlayarak Sivrihisarlılar üzerine anlatılan hikâyelerle Hoca’ya mal edilen fıkralar birbiriyle kaynaşmış, ve giderek –Hoca’nın kişiliği ağır bastığı için- sade Sivrihisarlılar üzerine anlatılanlar değil, Türk mizah yaratmalarının büyük toplamı da onun ünlü adı etrafında çevrelenmiş olmalıdır.” (100 Soruda Türk Halk Edebiyatı, Gerçek Yay., İst. 1969, s. 97).

“Nasreddin Hoca’nın vatanı sayılan Sivrihisar’ın halkı, Saltuknâme’nin yazıldığı XV. yüzyıldan başlayarak, saflıkları, tuhaflıklarıyla ün almış insanlardı.” (Boratav, age, s. 96).

Temsilî N. Hoca, 5 Temmuz’da başlayan ’Uluslararası Nasrettin Hoca Şenlikleri’nde Akşehir gölüne, “ya tutarsa” diyerek maya çalmaktaydı. Maalesef gölün büyük bir bölümü kurumuştur. Göl kuruduğu için, bu yılın temsilî Nasreddin Hoca’sı Kadir Çöpdemir’in tankerlerle taşınan suyla doldurulan havuza maya çalacağı bildiriliyordu (bk. Zaman, 17.06.2006).

3. Nasreddin Hoca Kayserilidir:

Sayın Muhsin İlyas Subaşı, 2004 yılında kaleme aldığı ’deneme’sinin başlığını oldukça “kışkırtıcı” bir biçimde koymuştu:  “Nasreddin Hoca Kayserilidir” (Erciyes, S. 318, Haziran 2004, s. 18). Okumakta olduğunuz yazı, biraz da bu sebeple kaleme alınmıştır.

Yazıdaki önemli gördüğümüz noktaları aktarmak istiyoruz:

“Nasreddin Hoca’nın memleketi konusunda yeni bir tartışma başlatıldı. Halit Erkiletlioğlu’nun Nasreddin Hoca’nın mezar taşının Kayseri’de olduğunu belirten bir yazısı bir yerel gazetede yayımlandıktan sonra, bunu, Anadolu Ajansı’nın haber yapması tartışmayı ülke gündemine taşıdı. Aslında Erkiletlioğlu’nun bahse konu yazısı bu alanda ilk değildi.” Kayseri’de müze müdürlüğü görevini ifa eden Naci Kum, hocanın mezar taşının Kayseri müzesinde bulunduğunu haber vermiş; eski müze müdürlerinden Mehmet Çayırdağ, bu konuda bir yazı yazmış ve “konuyu toplumun dikkatinde yenilemiş”tir. Ayrıca Abdullah Satoğlu da bu hususta bir yazı kaleme almıştır. “Biz bu yayınlardan hareket ederek araştırma yaptık. Ortaya çok çarpıcı sonuçlar çıktı. Meseleyi herhangi bir tartışma zeminine çekmen[m]. Şimdi bu belge ve bilgileri sahanın uzmanlarının dikkat ve tartışmasına sunmak istiyorum. Sanırım, kaynaklar taranırsa bu konuda daha çok bilgi ve belgeye ulaşılacaktır.”

Sayın Subaşı, yazısı şu cümlelerle bitiriyor:

 “Toplumda yerleşmiş yanlış kanaatleri değiştirmek elbette çok güçtür. Ama realiteyle hayali de birbirinden ayırmak gerekmektedir. Halk bunu tefrik edemeyebilir. Zaten ondan da böyle bir dikkat beklenilmemektedir. Bu sorumluluk aydınlarımıza aittir. Bu yazı da onlara bir davetiyedir. Umarım davetiyemiz arzulanan adreslere ulaşacaktır.”

Görüldüğü gibi, N. Hoca’nın Kayseri’li olduğu konusunda en önemli delil, Kayseri Müzesi’nde bulunan mezar taşıdır. Sayın Mehmet Çayırdağ,  “Kayseri’de Selçuklu ve Beylikler Dönemine Ait Bazı Kitabe ve Mezartaşları”, (Kayseri Tarihi Araştırmaları, Kayseri 2001, Kayseri Büyükşehir Belediyesi Yayınları, s.148) isimli makalesinde, söz konusu mezar taşı hakkında şu bilgileri veriyor:

“XIII. YÜZYIL KİTABESİ (NASREDDİN HOCA):

Kayseri Müzesi’nde 1456 envanter numarasında kayıtlı.

Tercümesi: “Bu kabir merhum, mağfur, said, şehid Nasreddin Hoca’nındır. 611 yılının Safer ayında [M. 1214 Mayıs-Haziran) vefat etti.// Müzeye Kayseri’deki hangi türbe veya mezarlıktan geldiği belli olmayan mezar taşının meşhur Nasreddin Hoca’ya ait olduğu ileri sürülmüştür. Taşta Nasreddin Hoca’nın baba ismi yazılı olabilecek kısmı kaybolmuş olduğu gibi, isimden sonda ’Ço...’ diye başlayan kelimenin de ne olduğu belli değildir. Bu terkipteki isim, devrinin âdetine uymayacak şekilde dikkat çekicidir. Taşa ismin [isim] halk içindeki meşhur söylenişi ile yazılmıştır denilebilir. Eksik kelime onun esas isminin başlangıcı olabilir.”

Daha sonra, Dr. Mustafa Işık, ’’Kayseri’deki Mimarî Eserlerde Geçen Ayet ve Hadisler’’ isimli -daha sonra bastırdığı- ’doktora tezi’ni hazırlarken, söz konusu mezar taşını incelediğini belirterek şu bilgileri vermiştir: ’’Müzedeki mezar taşının, mezar sahibinin babasının isminin yazılmış olabileceği üst kısmı kırılmıştır. Mezar taşındaki iki satırlık kitabenin üst satırında (Bu kabir, rahmetli, günahları bağışlanmış, mutlu, öte dünyayı görmüş, Emirüddin Hace’nindir Yıl 611-1214) yazılıdır. Kitabenin ikinci satırında ise iki ayet ve sonradan uydurma bir hadis yer almaktadır. Bilimsel bir çalışma için okuduğumuz mezar taşındaki yazıya göre, bazı araştırmacılar tarafından Nasreddin Hoca olarak okunmasını anlayamadım.’’ (bk. www. haber7.com- 25 Ağustos 2005).

Böylece, N. Hoca’nın Kayserili olduğu iddiası, bir diğer Kayserili tarafından çürütülmüş olmaktadır. Ayrıca söz konusu mezar taşı, N. Hoca’nın Kayserili olduğunu ispat için kâfi değildir.

4. Nasreddin Hoca aslen Kastamonu’ludur:

11 Şubat 2005 tarihli Anadolu Ajansı kaynaklı bir haberde, Gazi Üniversitesi Kastamonu Eğitim Fakültesi Araştırma Görevlisi Cevdet Yakupoğlu’nun görüş ve iddiaları aktarılmıştır. Buna göre, Hoca Selçuklular döneminde Maliye Bakanlığı yapmıştır. Görüş yeni değildir; daha önce rahmetli Prof. Dr. Osman Turan da Selçuklular Zamanında Türkiye eserinin 604. sayfasında, bu bilgiyi kaydetmişti.. Asıl adı Müstevfi Hoca Nasreddin olan Hoca,  1280’li yıllarda Kastamonu’da yaşayan Çobanoğlu Beyi Yavlak Arslan’ın oğludur. Dolayısıyla, N. Hoca, Kastamonulu olabilir.

Yakupoğlu, “1999 yılından bu yana yaptığı bilimsel araştırmalar sonucunda bu verileri ortaya çıkar[dığını]” kaydediyor. N. Hoca fıkralarının doğuşunu ise şöyle açıklıyor: “Nasreddin Hoca ile ilgili fıkraların ortaya çıkmasının gerçek nedeni, O’nun İç Anadolu halkını Moğol baskısına karşı koruması, pratik zekâsı ve halkın dertlerine kısa sürede çözüm bulması. Selçuklu hükümdarlarının bile görüşemediği Moğol valileriyle istediği gibi görüşerek, halkın sıkıntılarını devlet katında kısa sürede çözmesidir.” (bk. AA, 11 Şubat 2005). Bu bilgi, kanaatimizce yetersizdir; N. Hoca’nın Kastamonulu olduğunu ispata kâfi değildir.

5. Nasreddin Hoca, Karadeniz’li Temel’in akrabasıdır:

Heyemola yayınları 51 kişinin katılımıyla, 2006 yılında Temel Kimdir isimli bir kitap yayınladı. Kitapta, Karadeniz fıkralarının temel tiplerinden birisi olan ’Temel’ okuyucuya sunulmuştur. “Karikatürcüler derneği Trabzon temsilciliği Temel’in doğum gününün tespiti için kampanya başlatıp, girişimlerde bulundu. Fıkra kahramanı Temel’e ait olmayan montaj, çeviri, kötü yakıştırmalar ve yanlış anlamaları azaltmaya yönelik başlatılan proje, temeli gerçek kimliği ile kamuoyuna tanıtmayı hedefliyor. Kitapta Nasreddin Hoca’nın Karadenizli, Temel’in akrabası, belki de Oflu hocaların atası olduğuna dair tezler yer alıyor. “(Zaman, 07.10.2006). Temel ile Nasreddin Hoca’nın ’fıkra tipi’ olma özellikleri dışında ortaklıkları olduğunu söylemek zordur.

6. Nasreddin Hoca, Arnavutluk’lu bir Arnavut’tur:

Balkanlarda yaşayan Arnavutlar, Hoca’nın Fatih Sultan Mehmet’ten sonra, bu yöreye geldiğine inanmaktadırlar. Tahir Alangu, ’folklor’un sınır tanımaması ve dinamiklik özelliğini anlatırken, şöyle bir değerlendirme yapıyor: “Meselâ Arnavutlar Fatih’ten sonra Nasrettin Hoca’nın Arnavutluk’a gittiğine inanıyorlar. Çeşitli meslek gruplarının temsilcileriyle karşılıklı konuşmaları, nükteleri var. Hattâ bir de yayınlanmış kitap var, ’Nasretttin Hoca Arnavutluk’ta’ diye. Yani folklor katiyen sınır tanımıyor. Her yerde de değişiyor.” (Hüseyin Görür,  “Görüş: Röportaj” [ Tahir Alangu ile], Folklor [İstanbul], c. II, S. 19-22 (1970-1971), s. 55-56).

7. Nasreddin Hoca, gurbetçilerimizle birlikte Almanya’da:

Halil Demirci, 1999 yılında Berlin’de Türkçe bir kitap yayınladı:  Nasreddin Hoca Almanya’da, (Deutdsch-Türkischer Fotosatz).

Kitapta, Almanya’da geçen 323 fıkra yer almaktadır. Yazar, kitabın ’önsöz’ünde şunları yazıyor:

“İnsanlar bir yerden ayrılıp belli bir süre, ya da sürekli kalacakları yere giderlerken mutlaka yanlarında bir şeyleri de birlikte götürürler. Bu götürdükleri şeyler eşyalarıdır, giysileridir, anılarıdır. Daha geniş anlamda gelenek ve görenekleridir, inançlarıdır, kültürleridir. (…) Çağımızda güncelliğinden hiçbir şey kaybetmemiş olan Nasreddin Hoca’yı da Anadolu’da bırakamazdık. Hoca farklıydı. Onu ne film kasetlerine ne de müzik kasetlerine sığdıramazdık, sığdıramadık. Hoca canlı kalmalıydı. Yaşamalıydı. O eşeği ile birlikte gelmeliydi Avrupa’ya. Hoca eşeksiz olamazdı. Hoca eşeğiyle trene binmeliydi. Bindirdik. Uçağa binmeliydi, bindirdik. Getirdik onu aramıza kattık. Onunla birlikte yaşadık. O bizleri yine güldürdü, yine iğneledi ve bizlere öncülük etti, bizleri fıkraları ile eğitti.” (Demirci 1999: 13).

8. Nasreddin Hoca Rus’tur:

Gazeteci Nuri Sefa Erdem, kaleme aldığı 12 Eylül’ün Yasama Organı-Haki Meclis (İst. 2005) isimli kitabında ’Nasrettin Hoca Hassasiyeti’ni şöyle anlatıyor:”O günlerde Millî Güvenlik Konseyi’nin gündemi yine Evren Paşa’nın bir emriyle bir anda değişiverdi. SSCB yetkililerinin ve SSCB’nin Ankara Büyükelçiliği’nin ’Nasrettin Hoca’nın aslında Rus olduğu’ yönünde açıklamalarda bulunduğu yolunda basında haberler çıkmıştı. Olaya Evren Paşa el koydu! Bu iddiayı yazan bir gazete kupürünün üzerine kırmızı kalemle  ’Ruslar! Nasrettin Hoca’ya sahip çıkılsın’ emrini not düşerek, Meclis İhtisas Komisyonları Koordinatörlüğü’ne havale etti… Komisyon yerli ve yabancı kaynaklardan yararlanarak Nasrettin Hoca ile ilgili bir rapor hazırladı ve Konsey’e sundu. Nasrettin Hoca Türkiye’nindi.” (bk. Yeni Şafak, 21.06.2005, s. 11). 

**

Nasreddin Hoca’nın kimliği, nereli olduğu ve kişiliğiyle ilgili -bir kısmı yeni ortaya çıkmış- belli başlı görüşleri yukarıda özetleyerek sıralamaya gayret ettik. Meselenin değerlendirilmesi, “Nasreddin Hoca Gerçeği” başlıklı diğer bir yazının konusu olacaktır.

Prof. Dr. İsmail GÖRKEM

Nasreddin Hoca Gerçeği

Önceki yazımızda Nasreddin Hoca’nın kimliği ve nereli olduğu meselesi üzerinde durmuştuk. Türkiye’nin pek çok şehir ve beldesinde yüzlerce festival düzenleniyor. Her şehir ve kasaba, kendini en çok tanınan bir tarafıyla (tarihî şahsiyet, ürün, gelenek vs.) kamuoyuna duyurma ihtiyacını hissediyor.

Konu tarihî şahsiyet olunca ister istemez N. Hoca da gündeme geliveriyor. Sivrihisarlılar (Eskişehir) ile Akşehirliler (Konya) arasındaki N. Hoca’yı sahiplenme mücadelesi yıllardır devam ediyor. Son zamanlarda bu iki şehrimize maalesef yenileri de eklendi. Dikkat edilecek olursa yapılan şey, N. Hoca’yı mümkün olduğu kadar mikro düzeyde yerelleştirmektir. Bu davranış doğru, tutarlı ve bilimsel değildir. Çünkü N. Hoca Doğu Türkistan’dan kıt’a Avrupası içlerine, Sibirya’dan Kuzey Afrika’ya kadar Türk dünyasında ‘ortak temsil’ yeteneği kazanmış bir ‘tip’tir.

Öncelikle şu hususu belirtmemiz gerekiyor: Fıkra, bir sözlü edebiyat türüdür. Fıkralarda ifade edilen gerçeklik, tarihî hakikatlerle örtüşmeyebilir. Onun için fıkralarda yer alan bazı bilgilerden hareketle, bu edebiyat eserlerini birici dereceden birer tarihî belge gibi kabul etmek yanlıştır.

Fıkra tipleri, ’fıkra türü’ denilen edebî metinlerin ana tipleridir. N. Hoca fıkralarında, ana tip olan N. Hoca sabittir. Bu fıkralarda Hoca, hazırcevap, nüktedan, sağduyulu, aynı zamanda da saflık ve tuhaflığıyla öne çıkan bir tip olarak görünür. Bu özellikler onun bir halk filozofu olduğunu gösterir mahiyettedir.

N. Hoca’nın bir fıkra tipi olma meselesini daha iyi anlatabilmek için, edebî metinlerde var olan ‘tip’ kavramına bakmakta yarar vardır. Bu hususta öncelikle rahmetli Prof. Dr. Mehmet Kaplan’ın ‘şahsiyet’ ile ‘tip’ arasındaki ilişkiyi değerlendiren görüşleri önemlidir.

Tipler, genellikle “şahsiyetleri aynı kalan kişiler”dir; bunlar, “basit ve sabit karakterli kişiler”dir. ‘Şahsiyet’ yegâne olduğu halde ‘tip’ler “küçük farklarla, başka eserlerde de karşımıza çıkar”. Tipler, “sosyal bakımdan mânâlıdır. Onlar muayyen bir devirde toplumun inandığı temel kıymetleri temsil ederler. Bunların arasında toplumun sevmediği, küçük gördüğü, alay ettiği tipler de vardır.”. Tipler toplum içerisinde birtakım ‘sosyal değerleri temsil ederler’. Tipler çoğu kez, “edebî eserlerin anahtarı vazifesi”ni görür (Mehmet Kaplan, “Önsöz”, Türk Edebiyatı Üzerinde Araştırmalar-3: Tip Tahlilleri, 4. baskı, Dergâh Yay., İst. 2001, s. 5).

Türk edebiyatında ‘fıkralar’ konusunda çalışmalarıyla tanınan Prof. Dr. Dursun Yıldırım’dır. Yıldırım’ın bu husustaki değerlendirmeleri, bilim dünyasında ‘tartışmasız’ kabul edilecek değerdedir. Yıldırım “Fıkra Türü” (Türk Bitiği, Akçağ Yay., Ank. 1988) isimli incelemesinde, fıkra tiplerinin iki şekilde ‘fıkra’ metinlerinde ortaya çıktığını kaydediyor: 1. [Y]aşamış bir insanın özelliklerinin gerekli biçimde zenginleştirilmesi, ona istenen temsil gücü yüklemek suretiyle”, 2. “[E]tnik, dinî, kültürel özelliklerin gerekli seviyelerde insan gömleği içine yerleştirilmesiyle” (Yıldırım 1998: 228). N. Hoca fıkra tipinin, birincisiyle ilişkili olduğu görülüyor.

Yıldırım, Türk Edebiyatında Bektaşi Fıkraları (Akçağ Yay., Ank. 1999) isimli doktora tezinde Türk fıkraları içerisinde ‘fıkra tipi’ bakımından N. Hoca’yı  “ortak şahsiyeti temsil yeteneği kazanan ferdî tipler” içerisinde “Türkçenin konuşulduğu coğrafî alan içinde ve dünyada ünü kabul edilen tipler”den en birincisi olarak kabul eder. Hiç tereddütsüz şu tespiti yapabiliriz: Nerede Türkçe iletişim dili ise, orada N. Hoca fıkralarının anlatıldığını görürüz. Bu durum da Türk sözlü kültürünün ‘tarihî’ ve ‘sürekli’ olduğunun en önemli delili olsa gerektir. “Kendisi hem bir halk bilgesi olarak hem de fıkra tipi olarak, Türk milletinin yarattığı en büyük mizah temsilcisidir. Tarihî bir hüviyete sahip olması itibarıyla kendisini ferdî zekânın ve yaratıcığın en büyük temsilcisi sayan görüşe iştirak etmek mümkün değildir. Çünkü o, halkın ortak yaratıcılığını, zekâsını, aklını, sağduyusunu temsil eden bir fıkra-tipidir. Öyle olduğu için sevilmiştir, büyümüştür ve ölümsüzlüğe ulaşmıştır.” (Yıldırım 1999: 25). Yıldırım’ın da işaret ettiği gibi N. Hoca’nın “tarihî bir kimliğinin olması”, onu “ferdî zekânın ve yaratıcığın en büyük temsilcisi” saymamızı gerektirmeyecektir.

Sadece N. Hoca değil, bütün fıkra tipleri, sözlü gelenek içerisinde bireysel kimlikleri unutulmuş ve bu kimliklerinden “kurtulmuş” şahıslar arasından yaratılmıştır. “Doğduğu ve yaşadığı cemiyetin ortak yönlerini temsil ettiği ölçüde de tip, yayılma, tanınma ve kabul edilme alanını genişletmiştir.(…) … hiçbir fıkra-tipi, ferdî bir şahsiyet olarak ifade edilemez. Tipin şahsiyeti cemiyetin ve bu cemiyette yaşayan insanların ortak eğilimlerinden şekillendiğine göre, bu tip hiçbir zaman ferdî tip olarak değil, ortak şahsiyeti temsil eden ‘fıkra-tipi’ olarak açıklanabilir.” (Yıldırım 1999: 18).

N. Hoca’nın Türk dünyasında ortak şahsiyeti temsil yeteneği hâlen artarak devam etmektedir. Bu durumu, N. Hoca’nın Almanya maceralarının anlatıldığı fıkralarda görmek mümkündür. Bize göre fıkra tipi N. Hoca, Türk dünyasında çok eski dönemlerde elbette bir ‘fert’ kimliğinde idi.  Bu ilk N. Hoca’nın özellikleri, Türk sözlü kültür geleneğinde Türk insanı tarafından gerekli biçimde zenginleştirilmiş ve ona istenen ve arzu edilen temsil gücü verilmiştir. Yani Türk milletinin toplumsal hafızasında zaman içerisinde N. Hoca fıkra tipi yaygınlaşarak yerleşmiştir. Daha sonra da Türklerin yaşadığı farklı coğrafyalarda, ortaya çıkan bazı komik şahsiyetlerin –veya o yörelerin- maceraları, milletin sözel belleğinde var olan bu tipin işlev ve maceralarıyla yeniden kurgulanarak (=re-construction) yeniden üretilmiş (=re-production) olmalıdır.

Bu görüşümüzü doğrular mahiyetteki örnekleri Pertev N. Boratav’ın tespitlerinden özetle aktarmak istiyoruz (bk. 100 Soruda Türk Halk Edebiyatı, Gerçek Yay., İst. 1969, s. 96-97): XV. yüzyılda kaleme alınan Saltuknâme isimli eserde Sivrihisar (Eskişehir) halkının “saflıkları” ve “tuhaflıklarıyla ün almış insanlar” oldukları kayıtlıdır. “Sivrihisarlıların bu ünleri içlerinden Nasreddin Hoca’nın çıkmış olmasından mı geliyor? Yoksa Nasreddin Hoca tuhaf hikâyelerin kahramanı olarak yaygın ününü bu tuhaf insanların yurdu olan kasabada doğmuş olmasına mı borçludur? Biz her iki yönden açıklamada da birer gerçek payı bulunduğu kanısındayız.” Boratav’ın Akşehir (Konya) ile ilgili değerlendirmesi ise şöyledir: “[G]elenekten gelme bir bölük anlatmalarla türbesinin canlı tanıklığında büyük bir gerçeklik payı bulunması ve Nasreddin Hoca’nın XIIIüncü yüzyılda Sivrihisar’da doğmuş, Akşehir’de yaşamış ve ölmüş bir kişi olması gerektiği sonucu çıkar kanısındayız. (…) Epey eski bir tarihten, belki de Hoca’nın ölümünden az sonra başlayarak Sivrihisarlılar üzerine anlatılan hikâyelerle Hoca’ya mal edilen fıkralar birbirine kaynaşmış, ve giderek –Hoca’nın kişiliği ağır bastığı için- sade Sivrihisarlılar üzerine anlatılanlar değil, Türk mizah yaratmalarının büyük toplamı da onun ünlü adı etrafında çevrelenmiş olmalıdır.”

Sözlerimizi Prof. Yıldırım’ın şu cümleleriyle bitirmek istiyoruz: “…Nasreddin Hoca’nın temsil ettiği şahsiyet, asla ‘fert’ olarak ifade edilemez. Zaten aksi olmuş olsa idi, tipleşmesi söz konusu bile olamazdı. Nasreddin Hoca’nın durumu tıpkı Yunus Emre’ye benzer. Yani, tarihî, yaşadığı bilinen Yunus Emre değil, halkın gözünde şahsiyet kazanan Yunus Emre gerçek olanıdır.” (Yıldırım 1999: 26). Şunu unutmayalım: Folklor, tek tek ‘olay’larla değil, ‘olgu’larla ilgilenir. Onun amacı sonuçta bir ‘sentez’e varmaktır. ‘Analiz’ yapmak folklorun amacı olmamalıdır. Küreselleşmenin ‘rüzgâr’ına kapılarak, bir takım anlamsız ve kısır çekişmelerle vakit kaybetmemeliyiz!..

Prof. Dr. İsmail GÖRKEM

İLGİLİ YAZI: http://www.yenidenergenekon.com/662-nasreddin-hocanin-mezari-bulundu/

Yorumlar

“56) NASREDDİN HOCA KİMDİR, NERELİDİR, GERÇEĞİ NEDİR?” yazisina 56 Yorum yapilmis

  1. Buğra CERAN yorum tarihi 22 Eylül, 2008 04:15

    Fas’ta Coha, Endonezya’da ise Abu Newaz olarak biliniyor ve bu ülkelerin halkları da Nasreddin Hoca’mızı sahipleniyorlar. (Hatta son Nasreddin Hoca Karikatür yarışmasını bir Endonezyalı kazandı. ) Yunanistan’ın “Hagia Nasreddinis” saçmalığından hiç bahsetmiyorum, işi iyice abarttılar onlar.

    Nasreddin Hoca’nın bir Anadolu halk düşünürü olduğu artık kesindir. Önemli olan, beylikler zamanındaki çekişmeler gibi, tek bir şehir olarak sahiplenmek değil, bütün Türkiye olarak bu kültürel değeri sahiplenebilmemiz…

  2. ZÜHAL ASMA yorum tarihi 22 Eylül, 2008 12:29

    TESEKKÜR EDRİZ SN.Y.BEY,
    GENE COOK GENİS MERA’LAR SUNMUSSUNUZ.
    AMA SONUCDA EMİNİZKİ,EN DOGRUSUNA VARMISIZDIR.
    BUNU NASIL BASARIYORSUNUZ,NASIL BİR YÜREKDİR BU!VAROLUNUZ,TAMDA ZAMANINDA!
    EFENDİM,
    BİZLER İSTANBULDA İLK OLARAK!COCUKLUGUMUZDA TANISMISTIK.NASREDDİN HOCAMIZIN O DERS VERİCİ NEREDEYSE GERCEK HAYATTA YOL GÖSTERİCİ FIKRALARIYLA.İLK OKULDAN ÖNCE.O BİZİM.
    VE O’NUN GİBİ DÜNYADAKİ BİLGİ DOLU RUHU İNSANİ DEGERLERLE DOLDURAN PEK COK SEY BİZİM.AMA SAHİP OLMAK,ÖNCE HALKLARIN!SONRA ONLARIN!!KENDI ELLERIYLE SECTIKLERİ HÜKÜMETLERDEN BEKLİYECEKLERİ OLMAZSA OLMAZLAR İDİ.AMA İNSANLARI..BELLİKİ!!DAİMA BİR LOKMA EKMEGE MUHTAC EDEREK::((…LANET OLSUN AMA BU GİDEREK KOCAMAN DAG GİBİ SORUN OLMUS VAZİYETTE..VE..HALA DAHA,UYGULANMAKTA OLAN İNSAN İLHAKI:(!KENDILERINDEN BASKA BİRSEY DÜSÜNEMEZ DURUMA GETİRDİLER.EU’YA BENZETTİLER:(SOGUK,RUHSUZ,EGOIST,PARA HIRSIYLA DOLU:(..AMA AVRUPALI ÖNCE ÜLKESI İCİN YASAR!TABİİ DEVLETİDE ONA VERİR.KARSILIKLI ANLASMA YAPMISLAR GİBİ SANKİ!
    BENİM BU SAHİP CIKMA KONUSUNDA BİR CİFT SÖZÜM OLUCAK EFENDİM,
    TARİHİ YERLER DİYE!:)YILLAR ÖNCE BENİ KM.LERCE YOL KATEDİP!EPEYCE TEPEDE;TAS TOPRAK YIGINI ARASINA GÖTÜREN ALMAN ARKADASLARA SİZİ TAVSİYE ETMELİYİM:)Kİ;ÖNEM:NEYMİS,TÜRK KİMMİS?TÜRKİYE NERESİYMİS?TARİHİ NELERİ İCERİYORMUS?ANLAYABILSINLER..
    O GİTTİGİMİZ YERDE YILLAR ÖNCE BİR CARPISMA YASANMIS! AMA AKLIMDA KALAN İCİNDE BOGULMAMA RAMAK KALAN TOPRAK YIGINTISIYDI..GİRİSİ İSE;
    AMAN YARABBİ!!HEYBETLİ BİR SATO GİRİSİ GİBİYDİ..VE BİR MÜZE HALİNE CEVİRMİSLER!BİR ADET MİNİK İLGİ CEKİCİ ‘TAS’ BİLE YOKDU..ANCAK HAFTA SONLARI ZİYARET EDİLİYORDU.CÜNKÜ CALISIYORLAR YILMAZ BEY,ÜLKELERİ İCİN.SOKAKLARINI NEREDEYSE,EVDEN TEMİZ HALE GETİRİYORLAR..ONCA KAR YAGISINA RAGMEN!YOLLAR HEP ACIK.
    **BİZDEDE ANCAK HURAFELERLE VAKİT GECİRMEYİ SEVEN BİR HALK KİTLESİ OLUSTURMAYA CALISMISLAR:(O NADİDE KÖYLÜMÜZDEN..VE ONLARI SONUNDA BUGÜNKÜ DURUMA GETİRMİSLERDİR:(YALANLA,ALDIKLARI OY’LARI ASLA HAKETMEYEN İCRAATLARLA! OYSA DİGER ÜLKELERDEKİ DİN ADAMLARIYLA İNSANLAR GÜNAH CIKARTIYORUZ!DİYE NEREDEYSE HAYATLARINI PAYLASIYORLAR!:)TABİİKİ..KÖYLERDEKİ MİNİK KIZLARIN,KADINLARIN ORADAKİ PAPAZLARIN ELLERİNDE BÜYÜDÜGÜ,NE KADAR GERCEKTİR,BİLİNMEZ!BU ANLAMDA BİZİM DİN ADAMLARIMIZI ONLARLA KIYASLAMAK MÜMKÜN DEGİLDİR.AHLAK OLARAK GÜVENILIRDIRLER.SADECE CAHİLANE FİKİRLERİ NAKSETMESLERDİ,KÖRPECİK BEYİNLERE..POLİTİKACILARIN EKMEKLERİNE YAG SÜRMEMİS OLACAKLARDI..
    *DİNİMİZİN YÜCELİGİ BANA GÖRE TARTISILMAZ!MUKADDESDİR.
    AMA DİNE HİZMET EDİYORUZ DİYEN,ESKİ,BİLGİSİZ, AMA COK BİLGİLİYMİS GİBİ FETVALAR VEREN?KİSİLERİ DİN OKULLARINDAN MEZUN EDEREK CÖZMELİYDİK..Kİ;
    **ÖNCE BİLGİ DAGARCIGIMIZA GÜVENEREK HAYAT YOLUNA CIKMALI;KÜLTÜRÜMÜZE SAHİP CIKMAYI ÖGRENMELİ,
    SONRA SINIRLARIMIZA,TOPRAGIMIZA,BAYRAGIMIZA,LAF SÖYLETMEMEYİ ÖGRENMELİYDİK.
    -DİN KONUSU BİZİMLE DOGAN,YETİSEN BİR OLGU OLMALIDIR.BU DÜNYADA BÖYLEDİR.VATİKANDAN YÖNETİLİYORLAR..AMA KİMSE BUNA KARSI CIKMAZ.KONUSU BİLE OLMAZ.
    -BİZDE BU KONUDA SOL DÜSÜNÜRÜYÜZ!!DİYEN GRUPLARCA İSTİSMAR EDİLMİS,SONUCLARINA BAKINIZ!BUGÜN ISMARLANMIS DUYGULARLA BU KONUYA PEK COK CAHİL İNSANI İNANDIRDILAR:(
    -ALMANYADA BİR HANIM ARKADASIN OKUDUGU KURANI BANA GÖSTERİP;ABLA,KURAN’I OKUYUNCA AYDINLANMAK YERİNE DEHSETLE DOLDUM..BİZİM KİTABIMIZ NASIL BÖYLE BÜYÜK DAYAK SAHNELERİ ÖNERİR KADIN İCİN E!RKEGE DEDİGİNDE..
    -ERTESİ SEFER BEN BURADAN YASAR NURİ BEYİN İLK CIKARTTIGI,SİMDİ HATASI OLAN YERDE,DÜZELTMESİ YAPILMIS,KURANIN/VEDE COK ESKİ ANNEANNEMDEN KALMA, KURANIDA VE TÜRKCESİNİ GÖTÜRÜP,O SÜREYİ OKUYARAK KIZI FERAHLATMISTIM.ASLI;’HAFİF SÜRETTE DARP EDİNİZ,ELİNİZDEKİ HURMA DALLARIYLA..DENEN CÜMLENİN,ALMANYADA SATILAN,TEFSİRİNDE NEREDEYSE İSKENCE YAPIN:( DİYORDU..AMA BUNLARA SORUN!YASAR NURİ BEY..SUDUR..BUDUR!CÜNKÜ AYDINLATIYOR YA!AMAN HA!AYDINLANMAK Y A S A K:(TÜH!KARANLIKTA OTURUN.ORTACAG GİBİ..Kİ;SİZİ GELİP,HER AN KAPIDA SIRA BEKLEYEN DÜSMANLAR HAMM YAPIVERSINLER RAHATCA.
    -GEC BIRAKANLAR!GEC KALMAMIZA SEBEP OLANLAR!BENCE GERCEK SUCLU ONLAR!BİRDE HALKI CEHALETE SEVKEDİCEK SEKİLDE HAZIR PARAYLA BESLEYENLER!
    GERCEKTEN,COK ÜZÜLÜYORUZ..BÖYLE YÜCE BİR MİLLET..NASIL OLDUDA BU HALE DÖNÜSTÜRÜLDÜ!
    -ALLAH ASKINA SÖYLEYİNİZ HANGİ MİLLETE NASİP OLMUS?BİZDEKİ DEGERLER.PEKİ HALK NEDEN KIYMET BILMIYOR?HALK SADECE..LOKMA EKMEK PESİNDE KOSTURULMUS..COK YARALAYICI.

  3. ilhan dülger yorum tarihi 24 Eylül, 2008 01:45

    Değerli Hocam,
    Tam zamanında, çok gerekli bir bilgiyi sağladınız. Hepimiz müteşekkiriz.
    NASREDDİN HOCA
    Bendeniz işin kültür boyutundan bakarak tüm ilgilenenlere bazı yorumlar arz etmek, bu arada da biraz sesli/yazılı düşünmek istiyorum,
    müsaade ederseniz:
    1) Açıklandığı üzere Nasreddin Hoca, 13. yüzyılda yaşamışsa bile, bugün Türk destan geleneğine uygun bir şekilde halkın dilinde destanlaşmış bir bir halk kahramanıdır.
    2) Artık onun kimliğini ve nereli olduğunu ayıklamak mümkün olmayacaktır sanırım, çünkü gerçek veya hayali çeşitli devirlerde birçok kişi üzerinden Nasreddin hoca tiplemesi oluşmuştur. Nasreddin Hoca “fıkracılığı” bir meslektir,” tıpkı tarihimizde Yunus Emre tarzı “ozanlık” bir meslek haline geldiği gibi. Aynı örneği bugün Temel üzerinden yaşıyoruz(indiğimiz kültür düzeyi nedeniyle hayli basit zihin, kavram, anlam ve ruhsal özellikleriyle.) Kim biliyor Temel kim? Niye Temel? Böyle birisi sahiden var mı, veya var mıydı? Halk neden bu tiplemeyi işlemeyi seviyor? Maalesef ruhsal alanda Yunus Emre yerine koyabileceğimiz kimse çıkmadı.
    3) Mizah anlayışı ve fıkra sunumları itibariyle Nasreddin Hoca’nın “saflık” ve “tuhaflık”la çözümlenmesi, onun kavram ve anlam derinliğini pek izah etmiyor, sığ kalıyor. Türklere has
    a) işi sade bir şekilde herkesin anlayacağı tarzda anlatmak, b) kalıp düşüncelerle şartlana- mayan bir kıvrak zeka ile farklı bakış açılarıyla, beklenmeyen izah ve çözümler çıkarmak, c) sosyal olgunun inceden inceye farkında olmak ve düşünce ve işini toplum ortamında ele alabilmek, d) hiçbir şeye gerçek öneminin üzerinde bir değer atfetmemek, e) antik eğitimimizden gelen tarihi ve sözlü eğitim geleneğimizin özlü söz ve hikmet’e dayanması çizgileri Nasreddin Hoca’da aynen devam ediyor ve ne mutlu öncelikle onun toplu şahsiyeti aracılığıyla bugüne ulaşıyor ve yaşıyor. Nasreddin Hoca incelemelerinde Türk kültür özelliklerini taşıma boyutu ayrı bir inceleme konusu olsa yararlı olurdu. Milli kültür gelişmelerinin bu yollu çalışmalarla elde edilmekte olduğunu gözlemliyorum.
    4) Üç kıtadaki Türk kültüründe Nasreddin hoca görüldüğüne göre, belli bir kişinin ününün ya da ürünlerinin o günleri izleyen tarihlerde oralara yayılması ve işlenmesine başlamasından bahsedemeyiz sanırım. Türk aleminde bu tipleme ve bunun sürdürülmesi ihtiyacı zaten mevcut olmalıdır ki, heryerde birden alev alsın. Bu savı şu olgulara dayandırabiliriz: a) Bizim esas aldığımız 13. asır öyle bir kargaşa devri ki, bu haberin (fıkraların), hem de Nasreddin Hoca adı ile bu kadar geniş alanlara rahat rahat yayılabilecek bir öncelik kazanması zor. b) Gerek Selçuklular, gerek Osmanlılar Asya’ya değil batıya yönelik. Doğu ile temas bu derece sıkı mı ki, diğer şeyler dururken Nasreddin Hoca kalıcı bir etkililik kazansın? (Ticaret ve tasavvuf boyutunda temas varsa da, Timur dönemi buna hayli ket vurmadı mı?) Onu bütün bu alemde önemli yapan nedir? O zaman ona kolayca, “özgün bir Anadolu kahramanıdır, ünü oralara da yayılmıştır,” diyebilir miyiz? Belli ki, ortak bir kültür birikimi hazır bekliyor ve ona cevap veren bir olgu (şahıs demiyorum) ortaya çıkıyor. Nedir aranan cevap? Hangi olgu buna cevap oluyor?
    5) Nasreddin Hoca için, “Halk zekası”nı ileriye taşıyan “halk bilgeliği,” “halk filozofluğu” açıklamaları doğru ama onu açıklamada sanki bir boşluk bırakıyor. “Halk” sadece Anadolu halkı mıdır? O zaman bütün bir Türklük alemine tekabül etmeyebilirdi. “Halk” tüm Türkler midir? O zaman ona niye sadece “halk” diyoruz? O devirdeki ortak asabiyet ne idi ki hepsine birden hitap edebildi? Halk mı, Anadolu mu, Türklük alemi ve Türkçe’nin gittiği her yer mi, incelenip ortaya bulgular konması lazım. Biri bizi mahalli bırakır, biri bizi kültür dairesi ile sınırlar, biri bizi küresel yapar, biri evrensel yapar. Türkler, kültür politikalarını “evrensel” hedef üzerine kurmak mecburiyetindedirler.
    6)SON: Değerlendirmelerimizde eksik bıraktığımız taş, bence, onun “hoca” olması boyutu. “İmam” ve “muallim” olarak hoca… Neyin hocası? İslam’ın.Türk aleminde İslam’ın yayılmasının sınırlarına eriştiği ve kök salma aşamasına geldiği bir devirde Nasr-üd-din Hoca tiplemesi çıkmış ve Türk kültürünün simge ve imgeleriyle bağlayarak, sözlü kültürün inceliklerini kullanarak bunu anlatıyor. Dini bir ağırlık/yük olarak göstermeden,hoş ve hafif ahlak dersleri ile İslam ahlakını yerleştiriyor. O bir öğretmen. Çoğu zaman çocukları muhatap alması, genç neslin bu ahlakla ahlaklanmış olarak yetişmesindeki katkısı ve çocuklarına bu yeni girilen medeniyeti kendilerine uyarlayarak nasıl anlatacaklarını bilemeyen ebeveynlere açıklamalar vermesi, Türk dünyasındaki diğer hocalara da bir yol, yöntem vererek onların elini rahatlatması, o dönemin – yukarda bir kısmı zikredilen – sorularına cevaptı sanıyorum. Bunun için çok tuttu ve Moğollara rağmen hızla yayılabildi. Kanımca, Nasreddin Hoca, devrin siyasi çekişmeleri açısından ziyade, o devir Türk aleminin yeni bir kültür ve medeniyet sentezine ulaşma çabaları açısından incelenmeyi hak ediyor.
    Allah ondan razı olsun!
    NOT: Yer dar olduğu için şimdilik bu kadarda kesiyorum.
    Kalın sağlıcakla!
    İlhan Dülger

  4. Metin Yılmaz yorum tarihi 26 Eylül, 2008 04:56

    Yıllar önce ülkücü yazar-çizer ekibiyle HOCA NASREDDİN Mizah dergisini yayınlamıştık. Epeyce dayandık ama malum koşullara yenik düştük. Keşke bu ismi yaşatmak adına aylık bir dergimiz olsa Nasreddin Hocanın torunları olarak…

  5. pınar yorum tarihi 26 Eylül, 2008 16:51

    yhaaa bi karar werin kastamonulu mu karadenizliii mi….nereli bu adammm…..yazdığınızdan birşey anlamadım….

  6. Buğra CERAN yorum tarihi 30 Eylül, 2008 23:58

    Maalesef biz de sizin yazdığınızdan birşey anlamadık, Pınar hanım.

  7. eda yorum yorum tarihi 4 Ekim, 2008 10:57

    ya biz kendi aranızda tartışın demedikki yazı hakkında tartışsanız ya

  8. büşra yorum tarihi 10 Kasım, 2008 23:48

    ya bu adam hangi şehirde doğdu ya söleyin tatışmayın

  9. tayfun CANDAN yorum tarihi 11 Aralık, 2008 18:17

    NASREDDIN HOCA Eskisehirin hortu köyünde dogup cocuk luk zamaninda KONYA NIN SIRIN MI SIRIN ILCELERINDEN OLAN AKSEHIR de yasamini devam edip ebedi hayata burda sona erdirmistir.Kimse bunun aksine söyleyemez.Türkiyede hic kimse (ögretim üyeleri)bile olsa.Hocamiz bizimdir yani AKSEHIR LE duyulmustur buda böyle kalacaktir.Hocam Aksehirli dir.

  10. maikail yeltepe yorum tarihi 19 Aralık, 2008 11:22

    nasreddin hocanın nerde doğduğunu ili ilçesi neresi nerde öldü özetinin çıkarında yazın yavv:-:

  11. Gökhan amasya'lı yorum tarihi 21 Aralık, 2008 16:35

    ben aslında nasrettin hocanın nereli olduğunu merak ediyorum ama herkes başka bir şehirli yazmış bence bunların hepsi yanlış oğru olanı bilen bence allahtır not=inşallah amasya’lıdır.by

  12. ayça yorum tarihi 5 Ocak, 2009 15:38

    yaw bişey dicem nasreddin hova akşehirli deilmi burda akdeniz kastomunu birsürü şey yazıyo hangisi doğruu

  13. Hilal Bibin yorum tarihi 5 Mart, 2009 16:25

    nasrettin hoca kaçlarında öldü tşke 1999 larda ölseydi de onu görseydim

  14. buğrahan altan yorum tarihi 8 Mart, 2009 20:13

    bunların hepsi karmakarışık hiç belli olmamış

  15. seren nur uzun yorum tarihi 17 Mart, 2009 01:00

    ya çok kötüü oldu nasrettin hocanın gerçek ismi yok

  16. nasreddin hoca diyoki yorum tarihi 25 Mart, 2009 18:48

    nasreddin hocanın fıkrası:parayı veren düdügü çalar

  17. eda yorum tarihi 31 Mart, 2009 17:40

    nasreddin hoca çoooooook zeki birisi

  18. bernaerdoğan yorum tarihi 4 Nisan, 2009 13:52

    nasrettin hoca konyalı beeee.
    nasrettindir hıc kucukluhunu ızlemedınızmı sız????

  19. ilayda yorum tarihi 27 Mayıs, 2009 16:39

    zeki bir adam. anun gibi olmak isterim.

  20. Aleyna KOCAKULAK Zonguldak yorum tarihi 29 Ekim, 2009 20:34

    Herkez ayrı bir kafadan söylüyor.Peki nasrettin hoca nereli.Sorumun cevabını hayla bulamadım.

  21. enes bayraktar yorum tarihi 21 Kasım, 2009 02:22

    burada belge falan vermeyeceğim isterseniz sizde biraz araştırmayla gerçekleri hemen bulabilirsiniz.durum şu ki: nasrettin hoca eskişehir’in sivrihisar ilçesinde bulunan hortu (şimdiki ismi nasrettin hoca köyüdür)doğmuştur.babası sivrihisar medresesinde müderrislik yapan bir zattır(müderris şimdiki profesör).nasrettin hocada tahsilini burda tamamlıyor ve konya akşehire kadı olarak gidiyor (hayda şimdi kadıyıda açalım:kadı o zamanlar hem belediye başkanlığı hemde hukuki konularda her türlü hüküm veren velhasıl o beldenin dini siyasi lideridir).şimdi kendinize şöyle bir sorun sen şimdi eskişehirde doğdun büyüdün eskişehir anadolu üniversitesi hukuk okudun ve kalan hayatında akşehirde cumhuriyet savcısı olarak yaşadın.şimdi sen nereli olursun?
    durum bundan ibarettir tartışmaya gerek yoktur şu an elimizde olan veriler bunlardır karadenizli kastamonulu kayserili isim benzerlikleri olabilir…

  22. gökhan binici yorum tarihi 5 Aralık, 2009 18:16

    nasrettin hoca sivrihisarın hortu köyündedir

  23. ömer yorum tarihi 8 Aralık, 2009 18:25

    arkadaşlar yani abiler ablalar bi performans ödevim var yardım edermisiniz… bu:’NASRETTİN HOCA NE TÜR YAZILAR YAŞMIŞTIR VE HANGİ ALANDA BAŞARILI OLMUŞTUR’

  24. sema yüzbaşı yorum tarihi 22 Aralık, 2009 18:12

    nasreddin gerçekte varmıydı.soruma cvp alabilirsem sevinirim.

  25. eda yorum tarihi 18 Şubat, 2010 20:38

    saçma ama nur içinde yatsın kaç yıl oldu

  26. ezgi yorum tarihi 23 Şubat, 2010 20:53

    süper

  27. imran yorum tarihi 20 Nisan, 2010 21:23

    hiç bişe anlamadım allah rahmet eylesin !!!!!

  28. Tugay Gümüş yorum tarihi 6 Mayıs, 2010 17:54

    nasrettin hocanın mesleği ne bulamadım da

  29. enes erenm yorum tarihi 6 Mayıs, 2010 22:44

    nasreddin hocanın meslegini bende bulamadım

  30. yusra yorum tarihi 21 Mayıs, 2010 12:28

    Bana cok sacma geliyor ama nur icinde yatsin ALLAH rahmet eylesin…

  31. tugce yorum tarihi 21 Mayıs, 2010 12:33

    yaaaaaaaaaaa cok hosss beeeee ve cok komik

  32. ulkubulut yorum tarihi 25 Mayıs, 2010 21:24

    bi yandan güzel biyandan biraz çirkin oluşşş

  33. ülviye altun yorum tarihi 1 Ekim, 2010 15:51

    allahımm ya gerçek ismini sorduk sarki tüm dünya daki insanların ismini sorduk gibi

  34. Mert özpolat yorum tarihi 11 Ocak, 2011 19:08

    N hocanin karısının cocuğu varmı varsa adi ne

  35. Muhammad Haydar yorum tarihi 22 Şubat, 2011 01:57

    Türkmenlere soykırım yapıp tamamen savunmasız duruma düşen Selçuklu devleti, ilahi bir kırbaçla 1243 yılında
    Tatarlar tarafından işgal edildi. Lakin Tatarlar da kendilerine kayıtsız şartsız itaat eden Farslar ve yerli uşaklar
    yerine Türkmenleri hedef aldılar. Kâfire itaat etmeyi küfür (18:28; 25:52; 33:48; 33:1; 68:8-14) olarak gören
    Türkmenler, var güçleriyle Moğollarla çarpıştılar. Yüz binlercesi bu putperestler eliyle katledildi. [69]
    Tatar istilası altında kukla bir yönetim mevcuttu. Türkmenler ise bunu asla kabul edemiyorlardı. Mücadele hem
    Moğol’a hem de yerli işbirlikçilere karşı veriliyordu. Savaş askeri alanla sınırlı değildi. En büyük psikolojik harp,
    din üzerinden verilmekteydi. İşbirlikçi Farslar ve Saray, Mevlahum Celalettin Rumi’nin ruhani liderliği etrafında
    kenetlenmişlerdi. [70] Mevlahum ülkesi işgal edilmiş ve namusuna tecavüz edilmiş bir ülkenin evlatlarına
    savaşmamayı, hangi koşul ve şart altında olursa olsun Moğollara itaat etmeyi emretmekteydi. [71] Mevlahum’un
    karşısında ise Ahi Evren (Nasrettin hoca), Hacı Bektaş,[72] Yunus Emre, Baba Saltuk, Şeyh Edebali gibi Baba
    İlyas’ın talebeleri olan Türkmen şeyhler konuşlanmıştı. II. İzzettin Keykavus [73] liderliğinde Moğollara ve yerli
    uşaklara karşı başkaldıran Türkmenler, 1261 yılında feci bir mağlubiyete uğradılar. Heyhat! İçlerinde Ahi Evren’in
    de bulunduğu 10 binlerce Türkmen şehit edildi. [74] Sarı Saltuk ve Keykavus hayatlarını ancak Balkanlara
    kaçarak kurtarabildiler. [75] Diğer Türkmenlerse Tatar nüfuzunun ulaşamadığı batı kentlerine sığınarak…[76]
    1299 yılı yaklaşık bir asırdır Tatar (Putperest), Frenk (haçlı), Acem (Sünni) ve Rum’un (Ortodoks) elinde kocamış
    kurt gibi köpeklerin oyuncağı olan Türkmenlerin yeniden yüzlerinin güldüğü senedir. Tatar mezaliminden
    canlarını uç bölgelere kaçarak kurtaran Türkmenler, kendileri gibi gazi olan Otman’ın [77] [78] önderliğinde
    Türkmen Şeyhi Edebali’nin feyizleriyle yeni devletlerine kavuştular. Günümüz bir ilçesine tekabül eden bu beylik,
    temelini saf İslam’a dayayan her devlet gibi muazzam bir gelişme gösterdi.
    En uçta böyle gelişmeler yaşanırken, Anavatan’dan tüm Haniflerin yüzünü güldüren haberler gelmekteydi. Barlas
    boyundan Timur [79] adında bir yiğit çıkmış ve tüm Türk boylarını bayrağı altında toplayarak, 700 yıldır Hanif
    Müslümanlara her türlü zulmü reva görenlerden intikam almaya ant içmişti. Tüm zamanların en büyük Türk
    hakanı ve Hz. Ömer’den sonra en kudretli ikinci İslam Emiri olan Timur, ilk önce Moğollarla yarım kalmış
    hesabımızı kapattı. Müslüman taklidi yapan ancak hâlâ Cengiz yasalarıyla yönetilen sözde İslam devletlerini tek
    tek tarihe gömdü. Sonra başta imam Ali, Hasan, Hüseyin ve Zeyd’e [80] ihanet edip arkadan vurmuş olan Acem
    şiasından öcümüzü aldı. [81] Ardından bir milyona yakın Hariciyi katletmiş Emevi tağutunun ve Müstearaplığın
    (Sünniliğin) başkenti Şam’a yürüdü. ALLAH’ın kamçısını onlarında sırtında layıkıyla şaklattı. Hurufiler ve Bâtıniler
    gibi her tarafa zehirli mikroplarını saçan illetlerin de kökünü kazıdı. En sonunda kurucu unsur olan Türkmenler
    yerine, Hıristiyanları seçip gaza devletini imparatorluğa dönüştürmeye çalışan Yıldırım’a hak ettiği dersi verdi.
    [82] Maalesef Çin seferindeyken yolda şehit düşen İmam Timur’un ardından çocukları, seferi devam ettirip Çin’i
    İslamlaştırmak şöyle dursun, babalarının vasiyetini dinlemeyerek taht kavgasına girip, bu mukaddes hamlenin
    kalıcı olmasına mani oldular.

  36. onurhan sırma yorum tarihi 23 Mart, 2011 00:27

    nasrettin hocanın gercek adı ne?
    nasrettin mi?
    nasreddin mi?

  37. Yılmaz Karahan yorum tarihi 23 Mart, 2011 02:11

    Onurhan Bey,
    “Nasreddin” ismi köken olarak Arapçadır. “Dine yardım eden” veya “Din için çalışan” anlamına gelir. Bu gibi isimler Türkçe de kullanılırken “d” harfi “t” olarak değişebiliyor. Türkçe yazılımı “Nasrettin” dir. “Sabahaddin” isminin “Sabahattin” olduğu gibi…
    Bu sayfa, yazarın belirttiği gibi düzenlenmiştir. İyi günler dilerim.

  38. gülistan takak yorum tarihi 24 Mart, 2011 20:23

    bence çok saçma bir yazı yazmışssınız burda neyi okuyacağımızı neye bakacağımızı şaşırdık birsürü şey ama boş bence yani kimsenin zevkine karışmam yani ama çok uazdıya getirmissiniz biraz daha uzun olsaydı uyuya kalabilirdim yani okadar ki boş biz sizden özellik istiyoruz başka birşey değil birkaç paragraf olsaydı yeterdi ben daha iyi yapardım boş boş siteler kuruyosunuz bizi boğuoysunuz….

  39. aybuke ezel konukcu yorum tarihi 12 Nisan, 2011 21:25

    çok gzl

  40. emel karaca yorum tarihi 12 Nisan, 2011 23:51

    nasreddin hoca nın gerçek ismini anlayamadım bilen var mı

  41. ddd yorum tarihi 12 Nisan, 2011 23:54

    off çok uzun nasıl okunur bu

  42. gereksiz yorum tarihi 12 Nisan, 2011 23:56

    çok güzel bir site herkez sonuna kadar okusun

  43. fakyou yorum tarihi 18 Nisan, 2011 22:05

    güzl bir site ama cok uzun olduğu icin odevime hepsini geciremecem

  44. fakyou yorum tarihi 18 Nisan, 2011 22:09

    nasreddin hoca nın gercek
    adı nasreddindir emel hanım

  45. Yasar Erden yorum tarihi 19 Nisan, 2011 23:49

    Sevgili TÜRK Dünyasi ; Merhum NASREDDIN HOCAMIZ dünyanin gelmis gecmis en Büyük FILOZOFU ve de FIKIR ADAMIDIR. Simdiye kadar pis abd usakları tarafindan texsas, tommiks, vs. yavusak kitaplari gencligimizin büyük bir bölümüne okutuldu. Bunun yerine SEVGILI HOCAMIZ NASREDDININ Felsefesi okutulsaydi inaninki inanilmaz derecede cok büyük ilerlemeler kaydetmistik…

  46. berkay kurt yorum tarihi 25 Nisan, 2011 17:59

    hiç güzeldeğil

  47. zeynep çalkınsın yorum tarihi 22 Mayıs, 2011 16:27

    çok garip

  48. Koray Yüksel yorum tarihi 23 Eylül, 2011 01:58

    Babası zamanın büyük alimlerinden biri olan Nasreddin Hoca, Sivrihisar’ın Hortu Köyü’nde doğmuş Sivrihisar ve Gecek Köyü’ndeki Umurbey Medreselerinde eğitimini tamamlamış. Konya/Akşehir’e Kadı olarak görevlendirilmiş ve Akşşehir’de vefat etmiştir. Yaşadığı devirde Kadılar hem Hakim-savcı hem Belediye başkanlığı hem kaymakamlık yaparlardı. Yaşadığı devirde karşılaştığı olaylara tipik bir Sivrihisarlı zekasıyla çözümler bulmuştur. Kendisi tipik bir Sivrihisarlıdır. Sivrihisar ve köylerinde yaşayan insanlar gözlendiğinde ne kadar zeki ve hazır cevap oldukları görülmektedir. Bir rivayete göre Nasreddin Hoca’nın hukuk eğitimini aldığı medresede müderris olan hocalarının bir kerameti varmış. Medrese bir kuzu varmış, onu kesip yerler sonra hoca keramet gösterip kuzunun kemiklerine okuyarak onu Allahın izniyle eski haline getirirmiş. Bir gün hoca hacca gitmiş giderken de öğrencilerine sakın ben gelene kadar kuzuyu yemeyin demiş. eee o zamanlar kıtlık var. Öğrenciler dayanamamış kuzuyu kesip yemeye karar vermişler bizde hocamız gibi kuzunun kemiklerine okuruz kuzu canlanır diye hareket etmişler. Lakin kuzuyu kesip yedikten sonra kemiklerine okuduklarında kuzu üç bacaklı halde eski haline dönmüş. Müderris olan evliya zat hacdan döndüğünde kuzunun halini görmüş ve öğrencilerine çeşitli beddualar etmiş. İnşallah Nasreddin Hocaya da büyük bir alim olursun ama insanlar seni hep komik olarak hatırlarlar demiş.İşte Sivrihisar ve köylerinde Nasreddin Hoca hakkında rivayet edilen hikayede bu. Şu da bir gerçektir ki, Nasreddin Hoca Türklerin gittiği her yerde bilinmektedir. O Türk Halkının bir kahramanıdır. Allah rahmet eylesin.

  49. yılmaz yıldırım yorum tarihi 29 Eylül, 2011 19:06

    bence nasrettin hoca çok iyi birisine benziyo herhalde keşke türk olsa derdim

  50. mustafa fidan yorum tarihi 28 Kasım, 2011 15:49

    ben çok beğendim hele fıkraları şu fıkra nasıl nasrettin hoca birgün namaz kılarken eve hırsız girmiş.tam hocanın cüzdanını çalacakken gulhü vellahü felak,arkamdaki salak,hemen cüzdanımı bırak,oturda namaz kılak

  51. Büşra yorum tarihi 30 Aralık, 2011 16:28

    çok işime yaradı sağolun.

  52. ömer öztürk yorum tarihi 13 Mart, 2012 10:06

    ben nasrettin hocanın köyüne gittim heykelide köyün başın durmuştular :)))))) :))))

  53. ezgi yumurtacıoğlu yorum tarihi 30 Mayıs, 2012 13:32

    nasrettin hocanın gerçek ismini çok merak ediyorum ve bilmek istiyorum…

  54. sevgi yorum tarihi 31 Ekim, 2012 20:07

    çok ama çooooooooooooooooook uzun

  55. Ayhan yorum tarihi 21 Nisan, 2013 00:03

    Nasreddin Hoca kesinlikle Eskisehirli degildir ,hic bir alakasida yoktur..Cunku Eskisehirliler ayni tutumu Yunus Emre’de de yapiyorlar.. 15 iskeletin ciktigi bir mezari Yunus Emre mezari diye hala sahipleniyorlar ,oysa bu insanlari kandirmak hurafe yaymaktan baska bir sey degildir..Resmi belgelerin hepsi Karaman’i gostermektedir..Nasreddin Hoca’da Aksehirlidir , Eskisehir ile hic bir ilgisi yoktur.Eskisehir kendine tarihi sahsiyet aramaktadir.Ve ne yazikki insanlari farkli bilgilendirmektedir.Bu sahte bir kultur yaratmaktir..

  56. Ayhan yorum tarihi 21 Nisan, 2013 00:04

    Eskisehir’den tarihi bir sahsiyet cikmadigi icin sembolik turbeler yaparak , baska illerin simgelerini kendilerine mal ediyorlar …

Yorum yap




7 − = 0