10/11) KÖKÖTÖY HAN’IN AŞI

Yayin Tarihi 7 Mart, 2009 
Kategori TÜRK VE DÜNYA DESTANLARI

KÖKÖTÖY HAN’IN AŞI

Tekkeye benzeyen Taşkent’te Türk kabilelerini yöneten Canadil’in oğlu kökötöy sadece Kırgızlar arasında değil, Tacik, Oogan, Araplar arasında da, dahası bütün dünyada ünlüydü, akıllı ve sevilen gözde bir adam idi. Aç Kırgızın dayanacak dağı idi, düşmanına ok idi. Saldırdığını canlı bırakmayan atmaca idi, gerçek hazine de o idi. Enenmiş deveye havut vurup yük yükler, at koşturup dünyayı dolaşırdı. Büyük servet sahibi idi. kökötöy’ün serveti ilkbahardaki otlar gibi büyümüş, çoğalmıştı. Gök nasıl yıldızlarla zengin idiyse, yer yüzünde de kökötöy öyle zengindi. Onun Alay’da yüz bin, Kara-kulca’da yüz bin sarı başlı koyunu, iki yüz bin devesi vardı. Ambarında biriktirdiği paraları dağ gibi olmuştu. kökötöy’ün altın hazinesinde altın dolu kırk adet demir sandığı olup, onların yüz dili dokuz anahtarı vardı. Bu sandıklarda iki duvar olabilecek kadar gümüş, zümrüt mercan gerdanlık, kızıl altın, beyaz gümüş sebikesi, daha pek çok mücevher saklanıyordu.

kökötöy seksen dört yaşına gelene kadar pekçok kez evlendi, bu yönden bir derdi yoktu. Evlendiği kadınlardan on bir kızı ve Bokmurun adında yalnız bir oğlu olmuştu. Bir oğluna nazar değmesin diye kimsenin dikkatini çekmeyen nahoş bir ad verdi. Başkalarının eski giysilerini getirip ona giydirdi, avul reisi olduğu halde oğluna ateş istetti, böylece oğlunu nazardan uzak tutarak büyüttü. Şimdi beş yaşına girip olgunluk çağına ermiş olan Bokmurun çevik, olgun ve akıllı bir adam olmuştu. Oogan’ın zenginin kızıyla nişanlanmak için gittiği günden beri yaklaşık üç aydır kendisinden hiç haber alınamadı.

O günlerde üzüntülerin ardı ardına gelmesi yüzünden ihtiyar kökötöy cidden hastalandı. Ecelinin geldiğini sezen akıllı kökötöy f’ni dünyadan giderken Kırgızların ağası, kendisiyle yaşıt, söz bilir Bay’ın oğlu Baymırza’yı yanına alıp çok sevdiği beş kadınını da yanına oturtup vasiyetini söyledi.

“Baymırzam, sözümü dikkatlice dinle, vasiyetimi dinlemeyen, iyiliği görmeyen oğluma ve bütün halkıma sözümü eksiksiz ilet. Görecek günüm, içecek suyum bitti. Hepimizden razıyım. Ben öldükten sonra oğlum zarar görmesin. Malı mülkü saçıp savurmasın, gelin kızın düğünündeki gibi, kocakarı aşında olduğu gibi üç inek kesip mütevazi şekilde gömsün. Dünyaya kökötöy öldü diye haber vermesin, düşmana toprakları çiğnetmesin, halkı telaşlandırmasın. Kardeşim Manas ile danışsın. Emanet sözüm budur…” kökötöy vasiyetini söyleyip bitirdi. Ağzından gök rengi duman çıktı ve gözünün nûru sönerek dünyadan göç etti.

kökötöy bayın çadırında, Iraman’ın Irçı oğlu, halk adetine göre kopuzun eline alıp kökötöy bayın ölümüne, ilk olarak sağu söyledi.

“İşte bu yalan dünya, kimlere vefa etti? Ne yapmadı bu yalan, başı sağlam, kökü viran dünya? Altın başlı han da geçti, arslan yürekli er de geçti gitti. Yüce Tanrı kulak gökteki kuşlara acıyıp, söz ustası kökötöy’ü mü götürdün? Yalan dünya, yalan dünya! Bağrı derin kara yer olan dünya, sen kimlere acıdın? Kuş dilinden anlayan, halkın başında öten Köketöy’ü niye götürdün! Ah bu f’ni dünya, Tanrının hükmüne hiçbir çare k’r etmez, o hüküm her bendeye mutlaka bir kez gelir…”

kökötöy hanın arkasında, hayattayken birer birer biriktirip topladığı Ceti-Su dolusu kadar vefasız mal, biricik oğlu ve yedi ev dolusu altın ile gümüş kaldı.

kökötöy’ün oğlu Bokmurun Tülkü bayın kızı Kanışay’ı alıp geldiğinde babası ölmüştü. Babasının vasiyetini dinleyemediğine üzülen Bokmurun ağlayarak suya salınan çubuk gibi büküldü, acı acı hıçkırdı.

Talihsiz yeni gelin, beyaz eşarbını başına koymadan ay yüzü yaşla ıslandı, gönlü karardı. Bunu farkeden kadınlar “Gelinin ayağından, çobanın dayağından” diye laf çıkardılar.

Baymırza Bokmurun’u yanına çağırıp dostunun can çekişirken söylediği vasiyetini ona anlattı:

“Rahmetli candostum ‘Oğlum Bokmurun Manas’a gitsin, danışsın’ diye buyurdu” Baymırza dostunun emanet sözünü ilettikten sonra rahatladı.

Bokmurun babasının Maaniker denen tulpar atına binip, kimseye söylemeden Talas’taki Manas’a doğru akşamleyin yola koyuldu. Manas, Altay’dan göç edip Ala Dağ’a birazcık hayvanı ve dağınık halkıyla geldiği zaman karşısına çıkıp, sungur, boz at ve çok sayıda hayvan hediye eden, yetecek kadar yer veren, düşmanın beraber kovulmasına yardım eden kökötöy idi. Manas, kökötöy’den çok iyilik görmüştü, hayatını ona borçlu idi.

kökötöy’ün, Maaniker isimli atı Kambar Ata’dan kalmıştı. Maaniker’in görünüşü diğer hayvanlardan farklıydı, cinsti, dayanıklıydı, aşırı sıcakta su içmeden kırk gün koşabilirdi, sivri kulaklıydı, koştukça hızlanır, rüzgarı, geride bırakır, önüne hiçbir şey geçemezdi, yürük at gibiydi. Gözlerine kahkülden perçem konulmuştu, yeryüzünde, hayvanlar arasında böylesi bulunmazdı. Maaniker Bokmurun’u ok hızıyla Talas’a ulaştırdı.

“Bahadır, babam ölürse ölsün, babamı gören ölmesin derler ya. Babam vasiyetinde beni layıkıyla gömün, aşımı güzelce verin demiş. Sizinle danışmamı söylemiş. Babam gömülmek üzere kaldı. Şımarıklık yapıp halkın değerini bilmemişim. Çaresiz, akıl sormak için size geldim, bahadır” dedi Bokmurun Manas’ın karşısında ağlayarak.

“Lanet olsun, şu Taşkent’te, Semerkant’ta akıl danışacak büyükler kalmamış mı? Adetleri bilen ihtiyarlar, akıllılar bir gence nasihat vermiyorlar mı?” dedi Manas kızarak “Seni Kırgızların sarık gibi kuvvetli bir yiğidi diye düşünüyordum, aslında kof bir şeymissin sen. kökötöy gibi babam ölmüşse “kökötöy babam öldü, Manas’a haber verin, gelip toprağa versin” diye yiğitlerini göndersen düşmana sır vermesen olmaz mıydı? Hızır gibi rahmetli kökötöy babamdan iyi insan yok idi. Gitmek borcumdur.”

Bokmurun önüne bakıp durdu, incinmişti.

“Olan olmuştur. Şimdi geri dön, Han babanın bayrağını devral. Mübarek naaşını yıkayıp debdebe ile göm. Han babam öldü diye millete haber ver. Kimseye açık vermeden hükmünü söyleyip bana haber ver.” Manas gelmezse öcümü alacağım diye gözdağı ver. Ben buna darılmam. Ne dersen de, başında bir kötülük vardır. kökötöy’ün oğlunun Kırgızlara söylemesi gerekirdi. kökötöy’ü usulen gömüp işi hallettiler diye laf çıkarılmasın. Sonrakilere örnek olsun, arkanda iyi söz kalsın. Babandan bunları esirgeme, naaşı kırk gün tut Mal mülk bulunur.”

Bokmurun bütün gece yol yürüyerek evine ulaştı. Onun Manas’a gittiğini kimse bilmedi.

Bokmurun kaleden uzak bir yere özenle bir ak otağ dikti. Babasının naaşını kokulu otlar ve ardıç ağacıyla örtüp koydu. kökötöy’ün kızın sancağını otuz beş kulaç uzunluktaki direğe bağlayıp tünekten çıkardı. Halkın geleceği tarafa çapraz ber ev diktirerek sokak yaptırdı. Epey uzak bir yerden gelip ağlamaya başlayan kişilerin başlarına siyah bağlattı. Onları sıraya dizdi.

Bokmurun babamın mezarına toprak atsınlar diye sırasıyla Kırgızlara, el ayak olarak yaşayan Kazaklara, avuldaş Noygutlara, özel olarak Bahadır Manas’a, Er Kökçö’ye ve bütün Türklere haber verdi.

Başına beyaz örtü örterek, yürük atlarının kuyruklarını bağlayıp altın elbise giymiş seyislere Bokmurun emretti.

“Manas Han’a bildirin! kökötöy babamın mezarına toprak atsın. Gelip hizmet etsin. Gelmezse öcümü alacağım.”

Toplanan halkın çoğu Bokmurun’u beğendi. “Babası öldükten sonra aklını buldu, sözü yerindedir. Manas’a gözdağı vermesi yiğitliktir.” Diye hürmetle sözünü dinlediler.

Otuz altı gün sonra Bahadır Manas, seksen bin adamıyla birlikte kızıl sancaklı çadıra, at üzerinden ağlayarak geldi. Otuz bin yoldaşıyla Erkökçö de geldi.

Bokmurun, eline sopa alarak ağlamakta olan on altı bin oğlanın arasında sağu söyleyip üzüntüsünü ifade ediyordu.

Rahat içinde yaşayan, halk arasında sayılan ve sevilen ihtiyar kökötöy’e halkın tümü baş eğerek gözyaşı döktü.

Bey oğlu Bokmurun, naaşını toprağa vermek için gelen halk içindeki öksüzlere, fakirlere evcil hayvanlardan sadaka dağıttı, hazinesinden altın gümüş saçtırdı, kalabalığın tamamına türlü yemekler yedirdi.

kökötöy Baya, saygı göstermek için gelen halkın çokluğu şundan belli ki kabire atılan toprak dağ gibi yükseldi.

Eline kuş konduran, kemer kuşanan aksakallının resiminin çizildiği kayaya şöyle yazıldı:

“Üzerinde elbisesi, yiyecek aşı olmayan halkı topladım, birleştirdim, halk yaptım, dertsiz kıldım. Nice yıllar parolamı, adil törelerimi mukaddes bildim. Yufkayı, azı toplamak kolaydır, inceyi koparmak kolaydır. Yufka kalın olursa toplandığı zaman kuvvetli olur. İnce yoğun olursa koparmak zordur. Bahadırın bin, başın bir olsun. Bunu işit, hatırla halkım!”

kökötöy Bayın aşı, Kırgızların ileri gelenlerince verildi, diğer halklar gittikten sonra Bokmurun yakınlarını toplayıp Tanrı adına aş vermek için sohbet kurdu.

“Üç yıl sonra babam için dünyaya duyulacak bir aş vereceğim. Babamın aşına atının ayağının değdiği yerlerdeki halkın tümünü çağıracağım. Hazırlık görün ağa kardeşler!” dedi Bokmurun.

Kırgızlar kökötöy Bayın aşına hep beraber hazırlık yapmaya giriştiler.

Üç yıl olduğu zaman, hazırlıkları bittiğinde Bokmurun han kalesine kökötöy Bayın gök sancağını uzun direğe geçirip, her yere beyaz çadır diktirdi.

Bokmurun akrabalarını, Katagan’dan Koşoy’u, Kazaklardan Kökçö’yü, Ooganlardan Akun’u, ayrıca akıla akıl katacak bilgiçleri yanına çağırdı, Bokmurun halkın büyüğü olan Koşoy’a bakarak şöyle dedi:

“Ağalarım, kardeşlerim, kız almaya gidip babamın vasiyetini kendi ağzından işitemediğim için içim yanıyor. Şimdi babamın Baymırza amcama söylediği vasiyetini yerine getireyim. Merhum babamın hayvanlarını, mal ve servetini esirgemeyim. Üç yıl boyunca her türlü serveti topladım. Dünyaya duyulacak şeklide aş vereyim. Kırgızların adetini dünyaya göstereyim, at keseyim, pehlivan güreşi, yiğit yarışı, kel vuruşması yaptırayam, deve çözme, gümüş sebikesi atma oyunlarını düzenleyim. Buna ne dersiniz?”.

Toplantıyı yöneten Koşoy sakalını sıvazlayarak güldü.

“Bunları yaparsan farzını yerine getirmiş olursun, babanın ruhu ş’d olur. Bu kadar hazırlık yapmışsın, dediğini yap.”

“Koşoy amca akıl verin. Aşı nasıl verelim? Atı nasıl keselim? Debdebesini nasıl yapalım?” dedi gök yeleli oğul Bokmurun, “davet edeceğim konuklar Taşkent’e sığmazlar. Koşoş amca buna ne dersiniz? Aş verilecek yeri siz seçin. Aş törenini siz yönetin.”

“kökötöyciğimle kuşun iki kandı gibiydik, bir kanadım kırıldı. Yiğidimin naaşını toprağa verdim, şimdi büyük aşına da kendim yöneteyim.” dedi ihtiyar Koşoş teklifi kabul ederek. .

Toplantıdakiler tartışa tartışa sonunda eğlence düzünlemeye, at yarışı yapmaya elverişli yer olarak Koşoş teklifi kabul ederek.

Toplantıdakiler tartışa tartışa sonunda eğlence düzenlemeye, at yarışı yapmaya elverişli yer olarak Koşoy’un seçtiği geniş Karkıra’yı beğendiler.

Yaz sıcağı bastırdığında, hayvanlar semirip etle dolduğunda, sonbahar günleri geldiğinde Bokmurun çeşitli yerlere önceden haber gönderip Kazak ve Kırgızlardan üç yüz bin boz ev toplattı, yüz elli bin halkı seferber edip yeryüzünün toz duman ederek Karkıra’ya göç ettiler.

Göçün başında bulunan yurt büyüğü Er Koşoş hayvanlar bitkin düşmesin diye her on günde bir ara verip yavaş gitmeyi yeğledi. Altın nakışlı gök bayrağı taşıyan kalabalık göçün başına ve ayağına göz ulaşmıyordu, önü ve arkası üç günlük mesafeye kadar uzamıştı. Göçün başında kırmızı renkli elbise giyinen, yorga (at) ya binen gelinler, kızlar üzerine kırmızı kilim örtülen horgüçlü develeri ipekten yapılmış iple çeke, hanımlar, patırtıyla at süren yiğitler Karkıra’ya kafile halinde gidiyorlardı. Üç yıl boyunca siyah giyinip, siyah başörtüsü örtüp, Ak otak’ta yas tutan kökötöy’ün sevdiği Ayımkan, Gülkanış, Külayım, Külcar, Aykanış adlı eşleri bağırarak sağu söyleyip girdiler. Altmış kadın da onlara katılarak karşılıklı şiir söylediler.

Bereketli Karkıra, dağları otla örtülen, havzası yayla, tepeler yayvan, suyu berrak, odunu bol, tozsuz dumansız, yeşillik, rişî kılgan, otu bol, çukuru filan olmayan, at yarışı yapılabilecek derecede düz, aş vermeyen elverişli bir yer idi.

İhtiyar Koşoy amca nakışları altından olan sancağı göğe kaldırıp, Kerkabılan adlı yürük atına binip, altın tığlı baltasını beline bağlayıp, bir ay at üzerinden inmeden aş gamını yedi.

Bereketli Karkıra’ya otuz günde üç yüz bin boz ev dikildi. Ünlü hanların kalacağı boz evlerin dikildiği yer dize kadar kazılıp, sırıkları üstüste tutturuldu, gümüşle işlenmiş tündüğü daha gösterişli bir şekilde yapıldı, bir baştan öbür başa kadar ev dikildi, evin duvar çatıları beyaz çuha ile kaplandı. Sırıkların uçları ise kırmızı çuha ile sarıldı. Beyaz çadırın içine özenle ipek yorganlar üst üste katlanıp konuldu, arslan, ayı derisini keçe üstüne serdirtti, gelene heybetli gözüksün diye, kapının önüne arslan heykelini taştan yaptırttı, kapının iki tarafına konulan arslanlar bakanların hoşlarına giderdi.

Sadece verilecek yemeğin etini, odununu hazırlamaya, yer ayarlamaya hizmet etmesi için doksan bin yiğit görevlendirildi.

Bokmurun bilginlerinin en iyi olanlarıyla danışıp, babamın malını mülkünü azaltmayayım, toplamış olduklarını debdebesi için harcayım, dillere destan olsun. Bir asır unutulmayacak şekilde misafirleri davet için dört tarafa adam gönderildi.

Haber iletmede halk arasında Caş Aydardan iyisi yoktu. Kısa boylu Caş Aydar altmış çeşit dil bilen cana yakın, iyi-kötü söz söyleyene soğukkanlı akıllıca cevap verebilen, vatansever yiğit idi. Caş Aydar (cevşenli veya duvalı) cüppe giyip Maanikere biner, Bokmurun gibi gittiği yerde “Aşda at yarışı, er yarışı, güreş, her çeşit yarış oyun olacak, gelin marifetinizi gösterin, gelmeyenler Bokmurun’un bedduasına kalacak diyerek sözü göğsüne sıkı bağlayıp yola çıktı.

Eh Maaniker, atların arasından çıkan beyaz benekli, birbirine girmiş otun üstünde, bulutlu göğün altında uçan kuş ile yarışan, yaygara duysa şaşmayan, gürültü duyunca saklanan, ayın karanlığında bir izin üstüne tekrar basmayan, taşa basan maral gibiydi, üç ayda gidip geldi.

İki aydan sonra kökötöy’ün aşına misafirler gelmeye başladı. Her milletin hanına ve yiğitlerine ayrı ayrı çadırlar kurulmuştu.

Aşa ilk olarak gelenlerden Manas’ın babası Cakıp vardı, ardından Surkiyik denen atına binip, on üç gün yol yürüyüp dört bin asker alıp, yiğit Bağış geldi, aşa gelen giden çok olur, baban varken el tanı, atın varken yer tanı diye, oğlu Toltoyu da kendisiyle getirmişti. Ardından kökötöy’ün aşını hazırlayan, aşa saygıyla ve selamla geleceğim diye avuluna dönen Er Koşoy beyaz atına binerek geldi… Ondan sonra Kokan hanı Cügörü 12 bin askeriyle, ondan sonra da yine 12 bin askeriyle birlikte Ahun hanı geldi. Andıcan’dan kır sakallı Tınıç Beğ, Samarkand’tan Sancibeğ 10 bin askerle geldi. Kokan hanı Kozu Beğ, Margulan’dan Malabeğ, Altı Şaar’dan Alabeğ, Buhara hanı Temirhan olmak üzere dört han 20 bin askerle geldi.

lErtesi sabah erkenden davul sesiyle beraber Catkal denen yerden sivrilmiş sırlı mızrağını eline alan Telkazıl adlı atına binen, güreşte kimseye yenilmeyen, karşısına kimse çıkamayan, doksan erin gücüne denk derecede kuvvetli olan Muzburçak geldi. Noygut’tan Karaça boz ala atına binip 90 bin askeriyle birlikte Lop nehrinin kıyısından bu yana nice dağları ovaları aşarak geldi.

Tam öğlen vaktinde kutha tarafından çok dil bilen, sözünü tutan Eybit Han’ın oğlu Er Ürbü 6 bin askeriyle birlikte geldi. Sarı-Arşan’a yerleşin, atları cins, demirden zırh giyen, pirincini överek satan, kadınlarını kız diye öven Kazakların başı Kökçö kagala atına binerek, gök bayrağını dalgalatıp 40 bin askeriyle birlikte geldi. Gün boyunca geniş Karkıra atlarla doldu, halk karıncalar gibi kaynıyordu. Dünyanın dört tarafından gelen sayısı belli olmayan misafirler, adı sanı ve nereden geldiği belli olmayan ozanlar ve kahramanlar sel gibi akın akın geliyorlardı.

Bokmurun gelen misafirleri karşılayıp her geleni koyun, inek, at keserek ağırlıyor, rüzgar gibi ordan oraya koşup duruyordu. Ay ışığıyla aydınlanan gecelerde her çeşit oyun oynandı, çalgılar çalındı, şarkılar söylendi, türlü türlü eğlenceler düzenlendi.

Üç gün sonra yer altında yedi sene gezen yer üstüne geleli yedi gün bile olmayan, bir et bir kemiği kalan Er Töştük “kökötöy babam bana çok iyilik etmişti, peşine alıp geniş dünyayı göstermişti, aşına gitmezsem olmaz” diye Çal-Kuyruk atına binip dört bin kuvvetli askerini alarak geldi.

Arkasından tuttuğunu sağ koymayan heybetli, güçlü Eştek oğlu Camgırcı yedi ben askerle geldi. Konuklar on iki gün kaldılar. Gelen konukların en azı Aykoco’nun üç adamı iken, en fazlası yetmiş bine ulaştı. Altmış yere birbirinden farklı bayrak dikildi.

On ikinci gün, yedi bayrak taşıyan kalabalık Kalmuk ve Mançu büyük bir gürültüyle geldi. Bu kimin ordusu diye civardaki karakola sordular, gelenler Çong Coloy (Büyük Coloy)un ordusu idi.

Coloy’un vaziyeti şöyle idi: Ergenlik çağına geldiğinde onu kaldıracak at bulunamadığı için, yedi yıl yaya yürüyen, kan kokan dev idi. Kaynaşan halk Kalmuk ordusunu görünce korkup can telaşına düştü. Bir kavga çıkarsa biz ne yapacağız diye öfkeli bir şekilde Bokmurun’u sıkıştırdı.

kökötöy’ün oğlu Bokmurun Coloy Han’a gelip selam verdi.

“Bahadır geldiğiniz için memnunuz. Bizim adetimiz böyledir” diyen Bokmurun kökötöy’ün kızıl altın sebikesinden altı tanesini hediye verdi. Kesmesi için altmış bin koç, bin kısrak, içmesi için her altı kişiye bir kap içki verdi. Kötü niyetli Coloy, Bokmurundan memnun olup, saldırgın tutumunu değiştirdi.

Göz açıp kapayıncaya kadar, göğü, yeri karanlık bastı. Görünüşü insandan farklı, ünlü kamları bulunan, pamuktan kemeri varolan geniş çizme giyen Kakançin hanı Kongurbay Algara adlı tulpar atını oynatarak düdük sesi eşliğinde geldi. Kongurbay’ın görünüşü şöyle idi: Bilekleri çelik gibi sert, sağ omuzu kanbur şeklinde çıkık olan, ok işlemez elbise giyen, başına mercan gerdanlık takan, mercan taşın üzerine papağan kuyruğundan rengarenk tüy takan, alengır (müthiş) yay, sırlı ok alan, yürüyüşünden toz, ayak sesinden can çıkaran han idi. Kakançin Hanı Kongurbay karşı konulmaz, yürük atını oynatan, karanlıkta hiç şaşmadan atan çok iyi nişancı, tedbirli, yaman bir bahadır idi.

Kongurbay topaç atan askerleri, her biri bin kişiden oluşan hançerli pehlivanları, yaycı, kemend atan yiğitleri yanına almıştı.

Koşoy, Töştük’ün kumandasındaki alper Kongurbay’ın kılığını, korkunç halini gördüklerinde “Bu kahrolası sonunda bir kusur bulup gazabı gelirse Kırgızlara büyük felaket getireceğe benziyor.” Diye kuşkulandılar. Düşmanı at üzerinde gören, bütün halk şaşırarak “Rahat yüzü görmüştük, şimdi yağmalanacağız, kökötöy’ün aşında kalabalık Çinlilerin elinde ölmek için kalmışız. Aş yemeden taş yiyeceğiz. Ziyafet yemeden ok yiyeceğiz. Bu sürü sürü Çinliler ile Kalmuklar bizi yiyecekler. Bizi kurtaracak o meşhur arslan Manas yok.” diye telaşlandılar, üzüldüler, canlarından umutlarını kestiler.

Han Kongurbay’ın önüne kökötöy’ün oğlu Bokmurun saygıyal selam vererek geldi, altmış deve hediye etti, kesmesi için sekiz bin koç, beş bin kısrak verdi. Bu nimetlerden gönlü sevinen Kongurbay ordusunu karargahtan çıkarıp bir parça uzakta özel olarak dikilen ak otağa varıp yerleşti.

Aman Tanrım, fazla geçmeden yedi sancak daha geldi. Gelenler haykırıyor bağırıp çağırıyorlardı. Mızrakların uçları parıldayıp, insan başları sallanıyordu. Halk heyecanla birbirlerine: “Kimin ordusu?” diye soruyordu. Görüldü ki bu Mançu Hanı Neskara’nın ordusu idi.

Dikkatlice bakıp anladılar ki, niyeti bozuk Neskere Pekin’den yola çıkıp dağ gibi iri yarı görünüşüyle kızıl perçem takınarak yabani domuz gibi atılıp geldi. İnsanları şaşırtan bu iri yarı bel’ tecrübeli, bilgili, mızrak kullanmada usta, zeki biriydi. Kimseyi yanına yaklaştırmayan, Kırgızları adam yerine koymayan Altay’daki Manas’tan gördüğü horluğu kursağında saklayıp fırsat geldiği zaman “Kırgızlardan öcümü alacağım, canlarına okuyacağım” diye bekleyen Neskara, aşa geldi.

Zavallı oğlan Bokmurun kalabalık Çinli’nin başı Neskara’nın önüne gelip kökötöy’ün çok sayıda koç ve atlarını ona kesmesi için verdi.

Neskara buna razı olmsadı, Bokmurun’u çağırdı.

Bokmurun saygıyla hana eğildi.

“Hey Kırgız, göstereceğim hürmet bu kadar mı? Aşını kurutacağım! Avulunu yağmalayacağım. Cinini bedeninden kovacağım, Kırgız. Ne halin var ki, bunca halkı topladın? Benden korkup gelemeyen bahadırın Manas seni kurtarabilir mi? Dediğimi yapacaksın Kırgız, yapmazsan söyle söyleyeceğini, gidip arslanına söyle.” Dedi Neskara, Bokmurun’u tehdit ederek korkutup.

Neskara bakırdan yapılmış kavalını çaldırıp Kongurbay ile Coloy’a danışmak için geldi.

“Kongurbay, Coloy yiğitlerim, ahmak Kırgızların durumunu öğrenip sayısını alayım. kökötöy’ün Maaniker adlı bir atı varmış, Han Kongurbay, sana layık bir at imiş. Vakit geçirmeden Manas gelinceye kadar kazanlarını devirip, evlerini yakıp, aşını harap edelim. Aş verilen yeri çiğneyelim. Halkını köle olarak hayvanlarıyla beraber sürüp yola koyulalım…”

Kongurbay ile Coloy bu sözü destekledi. Hanları böyle deyip dururken, Çinli, Kalmuk ve Mançuların aç halkı kökötöy’ün aşı için et pişirilen ocakları alt üst ettiler.

Bahadır Koşoy Çinli, Kalmuk ve Mançuların söylediklerine uyup, karşılık gösteren Kırgızları engelledi, düşman çoluk çocuğa saldırıp hepsini öldürmesin diye onları lafla oyaladı.

Gün sayıp canı sıkılan hanlar aşı yöneten Koşoy’u sardılar.

“Hey Kırgızlar, kökötöy’ün cesedini kırk gün sakladınız, onun aşına da mı bizi kırk gün bekleteceksiniz. Misafirleri hayvan gibi mi besleyeceksiniz? Yemek kendi evimizde de bulunur. Niye aşı vermeye başlamıyor sunuz?

“Yüce soylu hanlar! Kırgızın misafir severliğini görüp, güzel yerlerinde istirahat ediniz! Adetlerimize saygı gösteriniz! Halkın hepsi gelsin toplansın” dedi Koşoy, Manas’ın daha gelmediğini söylemeden şaşalayarak.

Baktı ki, aş vereceğim diye hayvanlarına güvenen kökötöy’ün kurulan oğlu uğursuz Bokmurun babasını toprağa verme konusunda kendisini azarlayan han Manas’a küserek babasının büyük aşında mahsus olarak ona haber göndermemişti. Yirmi günü geçti, ama Manas’tan bir haber gelmedi.

Kötü niyetli Neskara laf dinleyecek gibi değildi, söylenerek Çong Küröng atına bindi. Hoşuna gitmeyenlerin üzerine yürüyerek halkın huzurunu bozup ziyafetin, aşın bereketini kaçırdı.

Neskara çok tecrübeli ve tedbirli idi. Aşa gelen Koşoy idaresindeki Kırgızların hepsini kontrol etti, bahadırları arasına Kongurbay ile Coloy’a denk gelecek yiğidi yokmuş gibi kabardı. Bahadır Manas’ın olmadığını öğrenince daha da kudurmaya başladı.

Neskara, Bokmurun’a sövdü:

“Ey Kırgız, kökötöy’ün Maaniker’ini hediye ver. Bize layık hayvanmış o, kısmeti açılmadığı için tulparlığını gösterememiştir. Atın kısmetini açalım, at tam fakirlere gözdağı vermek için beylerin bineceği hayvandır. Altın ve gümüşle birlikte Maaniker’i Pekin’deki Esen Han’a hediye et. maaniker’i ver Kırgız, zaten sizde öcüm var, suçlusunuz. Dediğimi yap. Maaniker’i vermezsen, halkını soyup soğana çeviririm, hiçbirini bırakmadan öldürürüm. Karargahını yıkıp külünü havaya savururum.” .

Zavallı Bokmurun ya cevap veremediğinden ya güveneceği Manas’ı yanında bulamadığından aklına bin türlü korku geldi, bileğinden kuvvet, yüreğinden kan gitti.

Bokmurun Koşoy’a varıp derdini söyledi.

“Kalmuktan gelenler silahlı ve kalabalık geldiler amca, bir akıl göster amca!

Büyüklerin sözünü dinlemeden aş vereceğim diye başımı derde sokmuşum, bir fel’kete kalmışım. Yiğit halkımın hepsini yağmalatmaya getirmişim. Kara Kalmukların ve Mançularan dediğini yapalım amca, Maaniker’i istiyorlar, verelim amca!” Tedbirli, akıllı Koşoy şöyle dedi:

“Aş veren adam suçlu, halkı toplayan adam günahk’rdır oğlum. Kalmukların ve Çinlilerin halka acı çektirdiğini çoktan biliyordum. Manas’a “Aşı idare ediver” diye bir uğrasaydın keşke. Bahadırın inadıyla oynadın. Sözümü dinlersen, Manas’a geniş Talas’a haber ver. Manas gerçek kahramansa altı gün içerisinde gelsin de, halkını kurtarısın de. Bahadır Koşoy amcanı Kalmuklar tutsak etti de! Eğer Manas gelmezse, Kara Kalmuklar, Mançular ve Çinliler üzerimize saldırıp bütün hayvanlarımızı sürüp hepimizi öldürecekler de!”

Er Koşoy küçücük bir mektup yazıp akşamüstü, Caş Aydar’ı Maaniker’e bindirerek kimseye sezdirmeden Manas’a haber ulaştırmaya gönderdi.

Caş Aydar gündüz gece demeden, durup dinlenmeden yol yürüyüp Talas’a ulaştı, han Manas’ın beyaz çadırına geldi. x

Beyaz çadırın bekçileri onu alıkoymadan han Manas’ın yanına girmesine izin verdiler

Han Manas köşedeki altın tahtında, sağ yanına Bakay’ın başta olduğu yirmi akıllı, bilgiç danışmanlarını, sol yanına Almambet’in başta olduğu özel işareti olan yirmi ordu komutanını alarak oturuyordu.

“Bahadır Manas, Koşoy amcanın mektubu var, içinde dertli bir adamın ahı var, kökötöy’ün aşına gelen Kalmuklar, Mançular ve Çinliler karışıklık çıkardı, Neskara, Maaniker’i alacağım diye kavga ediyor. Koşoy Han kafese konuldu, Bahadır Manas gelsin diyor, arabulucu olarak gelip aşı idare etsin diye Bokmurun beni gönderdi.” Caş Aydar söyleyeceklerini söyleyip, kamçısını göğsüne aldığı halde cevap bekledi.

Bunu duyduğunda kaşları çatık, öfkeli han Manas’ın gözleri ateş parladı, hırslandı, yüzü bembeyaz oldu, dişlerini gıcırdatıp Caş Aydar’ı karakuş tavşanı almış gibi yolup aldı.

“Elinin körü, şımarık piç Bokmurun, altınlarına güvenip kabarıyor. Halkının başını yiyor. Hey, han kökötöy ölürken haber vermedi, büyük aşına da çağırmadı, şimdi başımızı kurtarsın diye geldiğinde bakın bu köpeğin. Aşını Kalmuklarla, Çinliler yağmalasın! Etlerini köpek yesin! Size bu da az gelir! Söylediklerini şeytan dinlesin! Halkın günahı, bütün felaketleri şu oğlanla beraber gitsin! Tanrıya kurban sunayım” dedi Manas zülfik’rını kınından çekerek.

Manas’ın sinirlendiğini öğrenen Kanıkey ağır ağır yürüyerek çadıra geldi. Güzeller güzeli zavallı Kanıkey, beyaz gerdanlarını sallandırıp, yanında taşıdığı kırk anahtarı oynatarak Han Manas’ın karşısına geldi, kılıcını tutup, kederlenerek korkmuş bir bıldırcının gözlerine benzeyen parlak gözlerinden yaşlar aktıtarak tatlı tatlı konuşup yalvardı:

“Bahdır, dur! Bu oğlanın ne suçu var? Kimsesiz birine dokunmak iyi değildir. Bu oğlan Kalmuk’tan gelen düşman değil, ona dokunan da arslan değil, öfkeyle iş yapılmaz, yaptığınız doğru değildir, kılıcınızı indirin. Haberciyi öldüren sağ kalmaz, kadın olsam da rica ediyorum, kimsesiz oğlanın kuşunki kadar hayatını benim için bağışlayın.”

Gök vaşaklı kalpak giyen, önde yürüdüğü zaman şans getiren, arkada yürüdüğü zaman binlerce askere bedel olan, altı ay sonra gelecek azabı önceden tahmin edebilen, açık göz evliya Bakay şöyle dedi:

“Yiğidim Manas, beni dinle, gerçekten han isen, kimsesiz bir oğlanın canına kıyma! Öldürecek düşmanın bu değil. Halkından bir haber alıncaya kadar sabret! Bokmurun’a kızıp, acısını genç oğlandan çıkarma!”

Amcası Bakay raya girerken zavallı kadın Kanıkkey Manas’ın önündeki Caş Aydar’ı çabucak alıp uzaklaştırdı.

Han Manas kılıcını kınına sert bir şekilde sokup, davul değneğiyle altın oyuklu davula vurmaya başladı.

Davulun kulağı ağrıtacak kadar yüksek sesle çalınması düşman geldiğinin ya da düşmana karşı atlanmak gerektiğinin işareti idi. Han karargahı gürültüden sallandı.

“Atlanın! Savaş silahınızı hazırlayın!” Kırk çoranın başı ihtiyar Kırgıl’ın yarlığı derhal herkese ulaştırıldı.

Kalabalık halk harekete geçti, askerler atlarını eyerleyip, silahlarını kuşandılar. Onbaşı, yüzbaşı, binbaşıları toplanıp harekete hazırlandılar.

Manas’ın karargahında patırtı gürültü uzun sürmedi, kırk çora atlarına binip sıraya girerek Bahadırın emrini bekliyordu.

Kanıkey karargahta kelebek gibi dönüp dolaşıp sanki bir şeyi sezmiş gibi telaşa kapıldı. .

“Bahadır Manas, işine karışıyorum ama, söylemeden rahat edemem. Sözümü dinleyin, bahadır” dedi Kanıkey Manas’ın karşısında eğilerek.

“Kanıkeyim, kulağım sende. Bu aşa gitmemi o kadar önemseme” dedi. Manas hareket etmeden.

“Bahadır, dünyanın dört bir bucağındaki kuvvetli bahadırlar, bütün yiğitler bir araya gelecekmişsiniz. İnatlaşıp tartışmazsanız, büyüklük taslayıp tutuşmazsanız iyi olur. Bir fel’keti hissediyorum. Ocağın külünü rüzgar uçurup yeri yakmasın.” “Söyleyeceğini çabuk söylemez misin, çeneni kapatmaz mısın?” dedi Manas sinirlenerek. .

“Bahadır Manas, izin verirseniz, kırk çoranıza hazırladığım elbiseleri vereyim.” dedi tatlı sözlü hazırcevap Kanıkey.

Kanıkey, beyaz çadırına kırk çorayı eşleriyle birlikte çağırdı. Kendi yaptırdığı ok işlemez kırk zırh gömleğini hazineden alıp sırayla duran kırk çoraya giydirdi, ayrıca her birine miğfer ve şalvar giydirdi.

Tedbirli yenge Kanıkey’in marifeti şundan bilesin: Yiğitler gürültü patırtı yapıp dururken kırk çoranın atlarını Ak-kula başta olmak üzere sıraya bağlayıp arpa ve pirinçten yem verip, yarışa hazırladı. kökötöy’ün aşı olacak, halk toplanacak, bahadır yiğitler çekişmeye girerlerse atlar semizlikten tembellik etmesin diye alıştırma yaptırtmıştı kadıncağız.

Üzerine kıllı zırh gömlek, başına miğfer, altına şalvar giyen, insanı imrendiren kırk yiğidinin inci gibi dizilip durduğunu görünce Manas, sevgili kadını Kanıkey’in asilzadeliğinden çok memnun oldu. Normalde hiç gülmeyen, gülmesini de bilmeyen Manas ağzını açarak “Bu yengeniz ne kadar çevik böyle” diye kahkaha attı.

Kanıkey, haberci Aydar’a da elbise giydirip ağan Manas iki gün içinde yola çıkacak diyerek onu yolcu etti.

Kanıkey Bahadır Manas’ı beyaz olpoğu (savaş giysisi)nu giydirdi ve şöyle dedi:

“Bahadır sözümü beğenirseniz, halk uygun bulursa büyük kaynatamın aşına sofra hazırlayıp vereyim, yardımına koşayım, izin ver” dedi Kanıkey. “Bahadır Manas, Kanıkey’in sözünü beğendi.

Fazla geçmeden devriyelerden “Han kökötöy’ün aşına Çinli ve Mançular yağma edip aziz Koşoy’a işkence yapmış” şeklinde bir fısıltı Manas’ın karargahına ulaştı.

Manas belirlediği günden önce Ak-kula’yı eyerledi. Ak-kula müthiş gözüküyordu, tuynakları çukur açıyordu, sağrısı kızrak yarışı yapılabilecek genişlikteydi, ağrıyan yerine binilse aldırmayan, çarpışmada yaralansa caymayan, Bahadır Manas’a yakışan tulpar bir at idi.

Bahadır Manas atına binip, kırk çorasını peşine takıp Kanıkey’i de yanını alarak Karkıra’ya doğru acele hareket etti.

Gök demirden zırh giyinmiş, üzengi oynatan yiğitler Han Manas’ı ortalarına alıp, ordunun önünde yirmi yay nişancısı, arkasında usta mızrakçılar, sağ ve solunda kılıç ve balta kullanan bahadırlar olduğu halde ilerliyorlardı. Arslan sıfatlı bahadırın büyüklüğü kalabalık içerisinde farkediliyordu, dağ gibi büyük bozkurtla hangi eceli gelen başa çıkabilir ki? Han Manas farklı gözüküyordu, çelik gibi bilekleri vardı. Mızrağı parlıyordu, kaşları çatık, güçlü kuvvetli, dokunduğunu toz eden, kara benekli kaplan idi, saldırısına uğrayan adam canından umudunu keserdi. Er manas Ak-kula’sına puhu tüyleri taktırmıştı, yanına bir de yedek at almıştı.

Bahadırın peşinden at kullanmada çevik, heybetli, ellerinde nakışları altından bayrak olan, eğlenmeye eğlence güreşmeye yiğit bulamadığı için canı sıkılıp kükrreyen kırk çora geliyordu. Beyaz zırh giyen, ölümü hiç düşünmeyen, savaş taktiğini iyi bilen, davul ve zurna çalan gök yeleli bozkurtlar sanki dağ kayması gibi yeri titreterek gidiyorlardı.

Manas otuz gün geçtikten sonra aşa geldi. kökötöy’ün oğlu Bokmurun ozanlarına Er Manas’ı övdürdü, önünde oğlak kestirip kızıl altın serptirdi, Arçatoru tulparını yedeğe alıp hediye sunarak Bahadırı karşıladı.

Bokmurun bahadırla görüşeyim diye yürürken, düz yere ayağı takılıp durakaldı. Er Manas’ı görünce ne diyeceğini şaşırıp dona kaldı. Kalabalık arasına saklanıp söyleyeceğini Er Koşoy’a söyleyerek Manas’ın gözüne gözükmemeye çalıştı.

Kırgızlar arasında Torum kız denen kocaman güzel bir hanım vardı. Gençliğinde hayatını birleştirdiği kocası at yarışında öldükten sonra kimseye gitmemişti, bu yüzden halk ona hâlâ kız adıyla çağırıyordu. Torum kız elişinde becerikli, hoş sesli bir şaire idi. Kanıkey yeni gelin olarak geldiğinde bahadırın kırk kanatlı beyaz çadırını süsleme işini Torum kız üstlenmişti, bakır yüksüklü kırk kızı yanına alıp bahadırın beyaz çadırının süslemesini iki yılda bitirmişti. Bokmurun da Torum kızı çağırıp, babamın aşında dikeceğim diye kırk kanatlı boz evi de ona yaptırmıştı. Bahadırın şerefine kırk kanatlı boz ev ilk defa dikildi.

Bahadır Manas Karkıra’nın geniş ovasında akan ırmağın kenarında dikilen duvar keresteleri ve sırıkları her türlü boya ile boyanan, nakışları ipekle işlenmiş, ipleri zarif beyaz çupa ile kaplı beyaz çadıra girdi.

Büyüğe gidelim, büyükle görüşelim diye Koşoy’un başında olduğu halk, Kazakların reisi Kökçö, Eleman’ın oğlu Töştük, Eştek’in oğlu Camgırcı, Cediger’in oğlu Bagış, Cetkir Beyin oğlu Agış, kara Caak, Er Ürbü, Karaşak’ın oğlu Cigörü olmak üzere sekiz han Manas’ın huzuruna geldiler. “Koşoy amca, esen misin? kökötöy atanın aşına başlamışsın, yurdun halkla dolsun, yaylan hayvanlarla dolsun. Herkese kökötöy’ün ömrünü versin, vasıflarını nasibetsin?” Manas siyah bıyıklarını tarayıp Koşoy’la göğüslerini birbirine değdirerek görüştü.

Manas’ın gaddarlığını gören evliyazade Han Koşoy şöyle dedi:

“Niye geciktin böyle, Manas. Kırgızlar can telaşında. Doğrulan bel büküldü. Başımız derde girdi. Hayvanlarımızı Kalmuklar ve Çinliler öldürüp yağmalayıp bitirdiler. kökötöy’ün ocağına sahip çıkacak yiğit bulunmadı. Kahrolası aştan ne çıktı?” dedi Koşoy üzülerek.

Bahadır Manas kamçısının ucuyla arslan postunun ap-açık duran gözüne dürterek şöyle dedi:

“Koşoy amca! Aş vereceğiz diye tutturdunuz, ağzınızı ben mi açtım? Kendi kazanına kendisi sahip çıkmazsa, bu Kırgızların kötülüğündendir. Aşta malınızı esirgemeyin, mal mülk bulunur, aç doyur. Misafirlerin aç gözlülüğüne bir kez olsun dayanın! kökötöy’ün topladığı aşından artacaktır, ruhu ş’d olsun! Kalmuklar ve Çinliler tesadüfen kalabalığa saldırıp yok yerden kavga çıkarmasınlar. Dikkat edelim, gözünüzü dört açın! Halka eziyet verirlerse kılıcın tığı, sırlı mızrağın ucuyla konuşacağım. Dokunanı yola getireceğim, ordusunu, askerini saman gibi savuracağım” dedi Manas tehditle.

Coloy’un Maaniker’i istediğini söylersem Manas hırslanıp başka bir iş çıkarmasın diye ürken Koşoy derdini tamamiyle söyleyemeden “aşın başına dönelim” diyerek yerinden kalktı.

Arslan Manas’ı yakından bir görelim diye aşa gelen başka yurtların adamları bahadırın kalktığı ak otağa doğru yaklaştılar. Muhafızlar, bekçiler kamçı vurup, kılıç kaldırıp yolunu kestiler. Halk deniz gibi taşarak muhafızlara itaat etmeden engelleri, kar birikintisini temizler gibi temizleyip geçti. Halkın arzusunu gören Kalmuklar, Çinliler ve Mançuların yiğitleri Manas’tan çekinip ne yapacaklarını şaşırdılar.

Çinlilerin Çagıray adlı bir bilgeleri vardı. Yaltakçı oburun huzuru kaçtı Kırgızların Manas’ını bir göreyim diye bahadırın ak otağına gizlice bakmıştı. Kahraman Manas Bahadırı, doğrudan görünce kalbi çatlayarak olduğu yerde düşüp can verdi.

Bahadır Manas aşa gelince umutlarını yitirmiş olan Kırgızlar yeniden toplanmaya başladılar. Yiğit Bakay da kırk bin askeriyle gelince bütün halk daha da cesaretlendi.

İki kazan ete doymayan Neskara ocak başında dolaşıp yiyecek bir şey var mı diye kalabalığa katılarak varıp Er Manas’ı görmüştü.

Han Kongurbay ile Dev Coloy’un yanına acele gelen çok tecrübeli Bahadır Nesakar öfkelenerek şöyle dedi:

“Kongurbay han hazretleri, bahadır Coloy üstadım, benim gördüğümü gördünüz mü? Benim duyduğumu duydunuz mu? Ben Manas’ı yakından görüp şaşırdım. Şimdi bu Kırgız’ın görünüşü felakettir, tüm Pekinliler bir araya gelsek de onunla başa çıkamayız. Maaniker atını sormayalım, boşyere başımıza iş açmayalım, boşuna ölüp yok olmayalım. Kakançin’e sağ salim dönelim. Bahadırlar beni dinleyin.”

İki han Neskara’yı sövüp sayarak ortaya aldılar.

“Elinin körü Neskara, seni Mançu’nun arslanı sanıyorduk, korkağın teki imişsin. Yurduna kaçarsan sen kaç! Manas gökten mi inmiş? Bizden daha mı yiğittir?” dedi han Kongurbay kahrolarak.

“Kırgızlar dediğimi yapmazlarsa, Maaniker’i vermezlerse aşını harap edelim! Atlarının hepsini sürüp gidelim” dedi Coloy gürleyerek.

Bu üç bahadır; Kongurbay, Coloy, Neskara Kırgızlara felaket yağdırmak, yıkıp yakmak için anlaştılar. Kalmukların, Mançuların ve Çinlilerin hanları Bokmurun’u sıkıştırdılar. Bokmurun’un bileğinden güç, yüreğinden kan gitti.

“Hey Kırgız, benim bir dediğim iki olmamıştı. Manas’a yaltaklanıp at hediye edip debdebeyle karşılıyorsu da bize hediye verecek atın yok. Adetlerin bu muydu senin? Maaniker’i hediye vereceksin! Aşında Maanireke bineceğim, eğer atı vermezsen derinden kaşış yapacağım! Aşına felaket yağdıracağım!” dedi suratı soğuk Kongurbay kötü niyetini açıkça ifade ederek.

Bokmurun’un rengi uçmuş bir halde Kakançin’in çıkardığı zorluğu aşı yöneten Koşoy’a anlattı.

Kocayıp ihtiyar deve gibi bitkin düşen Er Koşoy öyle düşünüp, böyle düşünüp sonunda pehlivanlarını, başbuğlarını toplayarak oynatıp yatan Manas’a vardı.

“Bahadır, Neskara ile Kongurbay’ın niyeti kötü, Maaniker’i verin diye sıkıştırıyor. Maaniker’i almadan rahat duramam diyor. Vermezseniz halkınızı yağmalaycağım, kafanıza sopa indireceğim diyor. Güvendiğin Manas’ı gebertip, ganimet alacağım diye sabah akşam kükreyip duruyor. Çinliler kan dökmeyi, kavgayı seven bir millettir, böcek gibi kalabalıklar, aşın bereketini kaçırıp halka zulmetmesinler? Bir at için kavgaya, çekişmeye girmeyelim, atı verelim. At verip kandıralım. Halk huzur bulsun. Aş kavgasız geçsin” dedi er Koşoy.

Bunu duyan Manas sinirlendi.

“Yazıklar olsun size amca, aklınız nerde kaldı! Seni çok akıllı sanıyordum, söyleyeceğin bu muydu? Seni halkın atası sanıyordum, yapacağın bu muydu? Bu haraketi niye söyledin? Aklın başından gitmiş, kocadığından delimişsin. Ben Koşoy’um demeden ortadan kaybol. Canı için namusunu satan han Koşoy sen misin? Aklından azan vicdansız Koşoy sen misin? Bunu senden başka biri söyleseydi kanını dökerdim. Çin Hanı Kongurbay sırrını öğrenip bugün Maaniker’i alırsa, yarın kudurup Ak-kula’yı almaz mı? Öbür gün Çal-kuyruk’u almaz mı? Bu tulpar atlardan ayrılıp yaya kalırsak tuzak kurup hepimizi yok etmez mi? Bu talihsiz sözünü kulağı olmayan yer duysun, sessiz sedasız mezar duysun. Maaniker’i vereceğim diyeceğine Manas öldü deseydi. Ben yaşadığım sürece Çinlilere verecek malım yok, Maaniker’i verecek hâlim yok, küstah kafirin kendisinin atını alacağım! Savaşmaya yeğlerse kökünü kurutacağım!” kükreyen Manas oynayaduran Ak-kula’sına binerek altın davulu çaldı. Sabırsızlıkla bu anı bekleyen kırk bahadır, Çinlilere hücum ettiler. Gafil yatan Çinliler atlarını dağlara sürüp çığlık atarak kaçtılar. Kaçanların peşinden takibeden badırlar koyuna saldıran kurt gibi saldırıp çok sayıda Kalmuk ve Çinliyi imha etti. Bahadır Manas Ak-kula’yı koşturup Kalmukların ve Çinlilerin kalabalık ordusunu yardı.

Bahadır Manas’ın önünü Coloy ile Kongurbay kesti. Manas onlara bağırdı.

“Elinin körü! Aklınızı başınıza toplayın. Saygıyla aşa davet ettik! Değerinizi bilin! Alacak olan Kalmuk ve Çinli değil, verecek olan ben değilim. Ölmediğinize şükredin! Söylemek istemedim ama, söylemeye zorladınız!” Altay’da iken Kalmukların hanı Coloy, Mançuların hanı Neskara, Çinlilerin hanı Kongurbay, size dersinizi vermiştim. Onu unutmuşsunuz. Aşa gelmişsen uslu otur, dövüşmek istiyorsan sözünü söyle, kudurmuş cinini kovayım!

Manas Ak-kula’yı oynatıp harekete geçmek üzereyken kalabalık arasından Bay’ın oğlu Baymırza yüzü gözür kan içinde, elbiseleri yırtılmış bir şekilde imdat isteyip ağlayarak geldi.

“Bahadır Neskara denen dev ocakları devirip, her şeyi alt üst edip bana işkence etti. Benimle alay edip beni sopayla dövdü. Az kalsın öldürecekti. İstersen git Manas’a derdini anlat dedi.

” Böyle bir alayı işiten Er Manas tüyleri ürpertip arslan gibi korkunç bir hal aldı. Tam bir bahadır sıfatıyla ucunda püskülü bulunan, sapının içinde yerleştirilmiş oku olan siyah kamçısını, Neskara gibi oburun başına çaldı.

Gözü patlak, yüzü şişkin, çenesi kalın Neskara’nın kalpağı başından uçtu, yüzü kanla boyandı. Bunu gören kalabalık Çinliler laçinin saldırdığı kargalar gibi dağılıp kaçtılar.

Gazaba gelen Er Manas kaçışan Kalmuk, Mançu ve Çinlilerin canına okudu. Bahadır Manas’ın harekete geçtiğini gören kırk çora tabii ki bakıp duramazdı. Onlar da “Manas” parolası söyleyerek hep beraber saldırıya geçtiler. Etraftan çıkan toz duman göğe yükseldi.

 

Paylaş:

Yorumlar

Yorum yap