8) ATATÜRK VE BOZKURT

Yayin Tarihi 4 Kasım, 2007 
Kategori ATATÜRK

ATATÜRK  VE  BOZKURT

image00131.jpg

ATATÜRK’ÜN İSTEĞİ İLE ÜNLÜ RESSAM İBRAHİM ÇALLI TARAFINDAN YAPILAN ERGENEKON 1 ADLI TABLO

Atatürk’ün 1928 yılında Türk Ocağı Genel Merkezi binası olarak yaptırdığı Cumhuriyet döneminin en güzel mimarîlerinden olan, günümüzde, Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi olarak hizmet veren binanın üst katına çıkan merdivenlerin başına Atatürk’ün isteği üzerine ünlü ressamlarımızdan İbrahim Çallı’nın Türkler’in Ergenekon’dan çıkışını, canlandıran “Ergenekon 1” adlı tablosu asılmıştır. 

turkiyatenstitusu.jpg

TÜRKİYAT ENSTİTÜSÜ’NÜN AMBLEMİ:

Fuat Köprülü, Atatürk’e Enstitünün ambleminin nasıl olması gerektiğini sorduğu zaman aldığı cevap çok dikkate değerdir. “Fuat Bey! Karlı Tanrı dağlarının önünde elinde meş’ale tutan bir bozkurt olsun, bu meşale genç Türkiye Cumhuriyeti’nin ilminin ifadesi olsun. Ergenekon’dan çıkmamızda kılavuz olan Bozkurt Türklüğün Anadolu topraklarındaki yeni devletinin kuruluşunu ifade etsin”. O zamandan bu zamana kadar Türkiyat Enstitüsünün kitapları üzerinde bu amblem korunmuştur. (1924)

ATATÜRK DÖNEMİNDE BASILAN PARA VE ÇIKARTILAN POSTA PULLARINDAKİ,  BOZKURT RESİMLERİ:

image0027.jpg

image0036.jpg

image0042.jpg

image0052.jpg

image0061.jpg

        HAZIRLAYAN: YILMAZ KARAHAN       

Yorumlar

“8) ATATÜRK VE BOZKURT” yazisina 56 Yorum yapilmis

  1. berk yorum tarihi 10 Kasım, 2007 13:35

    bozkurt ve mhp partisi türkiiye yi çökertmek isteyen ve türkiyenin aleyhine iş yapan bi dernek veya kuruluştur.daha glb çocuksun evlat bunları bilmiosun

  2. Yılmaz Karahan yorum tarihi 10 Kasım, 2007 13:58

    Sayın Berk, Yormunuzla cehaletinizi tescil etmiş durumdasınız. Bir defa BOZKURT’un partisi olmaz. Bozkurt ;Türk Milletinin Efsanevi Sembolüdür. ayrıca yukarıda MHP ile ilgili herhangi bir bağ yok iken, MHP’ye hakaret etmeniz Bölücü Fikirlerin temeli olan Marksist felsefeye yakınlığınızın göstergesidir. Eğer Bozkurt, bugün için MHP’yi çağrıştırıyorsa bu durum diğer siyasi partilerin suçudur…
    GEÇMİŞİNE SAYGILI OLMAYANLARIN GELECEĞİ, ESARETTİR.

  3. ErtugrulOsman yorum tarihi 18 Kasım, 2007 03:24

    berk bu kadar ukala olmayı kimden öğrendin yavrucak, senin ebeveynin yokmuydu da böylesine terbiyesiz yetişdin.

  4. Doğan KAPKINER yorum tarihi 19 Kasım, 2007 13:51

    Ne kadar saygıusızca yorumlar yapılıyor.

  5. Serkan Raşit yorum tarihi 9 Aralık, 2007 14:08

    Tarih sahnesine çıkıldığı andan itibaren buyuk Türk milletinin sembolü olan ve destanlara dahi konu olan bir simgenin üzerinden böyle bir yorum yapılması, öte yandan Atatürk dönemine ait para, pul gibi emtialar hakkında boyle düşünmek… Sadece yazık..

  6. RAFET AKBULUT yorum tarihi 29 Aralık, 2007 15:26

    $aÑLıyız $öh®etLiyiz Pa$ayIz K®aLız ®ekLamIz Ma®kayIz FaLaÑız FiLaÑız K®aLıÑa değil aLayInA BaSarIztEk FaRkImIz ÜLKÜCÜ oLmAmıZ
    BERK ADAMIN ASABINI BOZMA SENİ …….

  7. ahmet beyoğlu yorum tarihi 9 Nisan, 2008 14:36

    Berk denilen kişi saygısız yazı yazmıştır. Chp Atatürkün partisiyiz diye oy topluyor peki Atatürkün fikirlerine neden sahip çıkmıyor. neden marksizme sahip çıkıyor chp neden Atatürk milliyetçiliğine sahip çıkmıyor. bunun sebebi partiyi komünistler ele geçirmiş. yarın bir gün chpyi şeriatçılar elegeçirise Atatürk şeriatçimi olacak? Tabiki hayır. O herzaman büyük bir Milliyetçi. Ne Mutlu TÜRKÜM Diyene!.. Allah Paşamızın yerini nur cennet etsin…

  8. sefa şat yorum tarihi 11 Mayıs, 2008 12:32

    yaşım 43 eğitim seviyem ortookul mezunu şu ana kadar kendime göre yaptığım araştırmalar neticesinde atatürk’ümüzü bize farklı anlatmaya çalışıyorlar.cumhuriyet tarihimizde atatürk dönemi ve sonrası diye ikiye ayırmak gerekiyor.bizler atamızın bize göstermiş olduğu ilkeler doğrultusunda ülkemizi yönlendirebilsek ,burada şöyle bir düşünelim,istiklal savaşımızın arkasından ağır sanayi hamleleri,staretejik kurumlarımızı kurmuşuz.bugünkü gibi paramız değerli dünyanın kabul ettiği egemenliğimizi kazanmışız.başka ülkeler birleşmiş milletlere girebilmek için rica ederken bu ülkeler bizi aralarına almak için tüzük değişikliği yapmışlardır.sözün kısası
    ergenokon bizim anayurdumuzdan dünyaya yayılış destanımızdır bozkurt da bu destanımızda yol gösterici simgemizdir.bu simgelerimizi koruyalımki torunlarımıza anlatabilelim.saygılarımla!!!

  9. tevfik çatlı yorum tarihi 29 Temmuz, 2008 03:25

    selamünaleyküm ülkücü kardeşlerim ve din kardeşlerim öncelikle berk kımmıs yası neymıs bılınmıyor buyuk bır ıhtımalle komunist bir ailenın ogludur oncelikle atatürk bir BOZKURT tu şanlı tarihini bilen tam bir ülkücü ve milliyetciydi ama gunumuzde bölücü sol kesim atatürk ü farklı yorumlamaktadır ancak atatürk egerkı bir gün gelirse bu ülkede kesecegi cok kafalar vardır.

  10. ismail yurtseven yorum tarihi 30 Ağustos, 2008 16:54

    ¸*•.¸*•.¸ ♥♥♥♥ ¸.•*¸.•*¸.•*
    «•.*♥ ηє мυтℓυ тüякüм ∂ιуєηє ♥*.•»
    «•.*♥ ηє мυтℓυ üℓкü¢üуüм ∂ιуєηє ♥*.•»

  11. V@T@NS@W@R yorum tarihi 6 Ekim, 2008 16:56

    İşte GERÇEK ATATÜRK…Milliyetçi ama Faşizan değil..TÜRKÇÜ ama ırkçı değil…Halkçı ama SOSYALİST değil…Dİndar ama YOBAZ değil…
    İnanmayanlaR varsa İZLEYİN!!!
    Not: şuan Partizanlık değil ATATÜRK yolunda BİRLEŞMENİN zamanı(Lütfen ayrımları değil ORTAK PAYDAYI bulalım.ANTİEMPERYALİST Cephede safları sık tutalıM)

    http://video.google.com/videoplay?docid=-4263764614509458752

  12. hasan çakır yorum tarihi 2 Aralık, 2008 18:48

    berk bu laflarım sana düşüncelerin harbiden boş bu yüsden yaşantında boş bozkurtun ezelden beri neyi simgelediğini herkes bilio…bozkurt bağımsızlıktır mustafa kemal atatürkte milliyetçi bir insandı atatürk ve bozkurt arasındaki ilişki belgelere geçmiştir o zamanlar sol-sağ denen bir kavram yoktu taki ismet inönü gelene kadar mason locaları toplantı kararlarına göre ismet inönü masoluk yemini ettirdiler sen canını sıkma berk raad o yanii türkiye müslüman bir ülke sizde müslüman mahallesinde salyangoz satıyorsunuz yaptığınız iş boş yani
    bu saatten sonra artık kimse sizin provakasyonunuza gelmiyecek!!!

  13. Kürşad yorum tarihi 15 Ocak, 2009 16:16

    Atatürk bozkurt paraları bastırıyor, pulları bastıyor, sigara markası yapıyor, masasından bozkurt heykelciğini eksik etmiyor, hatta son senelerini Türkün kim olduğunu ve en eski tarihini araştırmaya adıyor. Bu derece yüksek bir milli şuura sahip olan atamızın şimdiki varisi geçinen insanların ve onu sevdiğini her dakka söyleyen isnanların onun değerlerine gram saygısı yok. Bir insan bir insanı çok severse onun sevdiklerini bile sever. Ne demiştir “insanı severim yaradandan ötürü”. Ama malesef bu anlayıs sözde Atatürkçülerin utanç kaynağıdır. Bu da yetmez gibi Atatürkün değer verdiklerine değer verenler de kınanır oldu. Biri çıkıyor Bozkurt yüzünden Milliyetciler ile dalga geçiliyor, biri çıkıyor bizi şehit cenazelerinde olmak ile sucluyor. Ama kimse Milliyetcilerin sahip çıktığı bu değerlere onlarla beraber sahip çıkmıyor hatta milliyetciler sahip çıkmasa sahip çıkacak ikinci bir kesimde görünmüyor.

    Eğer değerlerimize değer verilmediği için bizim değer vermemiz suç ise biz bu suçu işleriz ve iftiralar ile çatlak seslerede göğüs gereriz. Kimsenin kuşkusu olmasın. Çünkü Milliyetciler gerçek Atatürkçülerdir. Daha Atatürkün ölümünün ardından zaman gecmeden kendini paralara Atatürkün yerine bastıran ismet kuşağının sempatizanları değil.

  14. Celal Uçar yorum tarihi 21 Ocak, 2009 19:35

    berk Denen arkadaşım ben 16 yaşındayım çocuk mu dersin ne dersin bilemem ama senin kadar bilgisiz ve cehalete yakın bir insan göremedim Mhp’nin ve bozkurt TÜRKİYE yi çökertmek isteyen bir parti demişsin sen hiç destanlarını okudunmu ? Yada sen BOZKURT ne biliyor musun ? Neyi ifade ettiğini ? Cahil ve bilgisiz olduğunu belli etmemeye çalış lütfen ..

  15. Celal Uçar yorum tarihi 21 Ocak, 2009 19:37

    Ve ben Türkçü bir insanım beni ne türlü ifade edersen et umrumda olmaz havlayan köpek ısırmaz ve ben Türkçü bir insanım Atsız ata Uğruna her türlü fedakarlığı yaparım.

  16. eser yıldırım yorum tarihi 6 Mart, 2009 14:01

    Değerli yorum yapan büyüklerim ve arkadaşlarım. Tabiri caizse “bir deli kuyuya taş atıyor, yangına körükle gidiyoruz” farkındayım dediğim lafın ama 40 akıllı çıkaramıyor demem için öncelikle sağlıklı yazıların olması gerekmektedir. Ben 12 eylül öncesi dönemde henüz daha doğmamıştım. 23 yaşında, ATATÜRK ilke ve devrimlerine gönülden bağlı ve MÜSLÜMAN, ulusalcı bir Türk genciyim. Dediğim gibi gibi 12 eylül dönemini yaşamadım, fakat incelediğim kadarıyla gördüğüm, bir takım radikal gruplar dışında kalan kesim bugünün ulusalcılarını oluşturmaktadır. Tam bağımsızlık ve ATATÜRK ilkeleri uğruna verdiğimiz mücadelede, amerikan güdümlü akp iktidarsızlığına karşın, ülkücü ve ulusalcı kardeşler birbirlerinin desteğine çok ihtiyaç duymaktadır. Her ne kadar birimiz masanın sağ, diğerimiz sol tarafında otursakta, içinde bulunduğumuz sıkıntılı günlerde aynı değerleri savunan bizlerin kenetlenmesine olan ihtiyaç aşikardır. Lütfen yorumlarımızda tahrik etme amacıyla yazan birine cevap verirken, aynı amaca yolun farklı taraflarından yürüdüğümüz insanlara hakaret edip, kendi içimizde bölünmeyelim…
    Saygılar…

  17. ALİ BOZKURT yorum tarihi 27 Nisan, 2009 11:21

    BERK OLACAK KİŞİ… SENİN MHP ÜLKÜCÜLER BAŞBUĞLARIMIZ ATATÜRK VE TÜRKEŞ’İN İZİNDEDİR.CHP BAŞBUĞ ATATÜRK’ÜN PARTİSİ DEĞİLDİR. 301.MADDEYİ DEĞİŞTİRİLMESİNE AKP YE DESTEK VERECEK KADAR İHANETİN İÇİNDEDİR…..

  18. yılmaz derin yorum tarihi 19 Mayıs, 2009 08:40

    BİZLER ATATÜRKÜ GÜNDÜZ IŞIĞINDA ELEKTRİKLE ARAYAN MİLLETİZ,ONUN YERİNİ ASLA DOLDURACAK YOKTUR,TELAFİ EDECEK LİDERİMİZ VARDIR ANCAK MİLLETİN UYANMASI LAZIM AKP CHP BUNLAR GÜNÜNÜ GÜN EDİYOR,YARINI DÜŞÜNEN YOK BUNLAR İHANET BATAKLIĞINDALARBUNLAR TÜRKLÜĞÜNÜ UNUTMUŞLAR YAZIK ÇOK YAZIK

  19. Abdullah TEMİR yorum tarihi 19 Mayıs, 2009 11:50

    Bozkurtun ne MHP ile ilgisi vardır ne de diğer partilerle..Bozkurt Türklüğün simgesidir.Türk savaşçılarının simgesidir.Hatta simge olmaktan çıkmış Türklükle özdeşleşmiştir.Birçok savaşta kurtlardan ilham alınarak “kurt kapanı” tekniği kullanılmıştır.Birçok destanımızda kurt imgeleri kullanılmıştır.İslamdan önce Kurt,kutsal sayılmıştır.
    Ve bir Türk olarak bende kurt’u kendime örnek alıyor ve saygı duyuyorum.
    Bugün ülkemizde, birçok “köpek” havlarken,yemek yediği sofraya pislerken,utanmadan birde bizi ısırırken kimsenin diyecek sözü olmuyorda bu tarihi gerçekliğe mi dil uzatılıyor artık?

  20. feyzullah tokmak yorum tarihi 29 Mayıs, 2009 20:37

    atam rahat uyu bozkurtların izinde.

  21. kubilayreis yorum tarihi 8 Ağustos, 2009 17:53

    selamun aleyküm yigitlerim kendini bilmezler batılışma ayagına özdegerini türklügünü unutan burjuva piçleri türk milliyetçilerini iyi dinleyin..bozkurt esarete gelemeyen bir varlıktır.türklerde esarete gelemedigi için bozkurttu örnek almış..hunlardan bu yana tuglarında kullanmış içeriklenmiş öz benligimizle..atatürk ü biz atatürkçü düşünce dernekleri zihniyetinden daha çok seviyoruz..o bizim hakanımız,alprsaln türkeş başbugumuz,şuan ise başımız malesef yok desem yerimidir

  22. cemalettin balta yorum tarihi 14 Eylül, 2009 08:22

    SU anda kizar kizmayiz, sever sevmeyiz, liderimiz DEVLET beydir. “Kol kirilir yen icinde kalir.”; bozkurtlara bu yakisir. Tanri Turku korusun ve yuceltsin.

  23. ALİ BOZKURT yorum tarihi 17 Kasım, 2009 18:06

    HERKES HADDİNİ BİLECEK BİLMEYENE TEK TEK BİLDİRİLECEK. AKILLI OLUN MHP ÜLKÜCÜ DÜŞMANI YORUMCULAR, KULAĞINIZI ÇEKERİZ. CcC

  24. Uluğ Bozkurt yorum tarihi 8 Aralık, 2009 22:38

    Bozkurt Türk mitosunun en önemli karakteridir.Cahil cühela konuşmasın bu konuda MHPye BOZKURT a ATATÜRK E saygısızlık edecek adammısınız lan ileri geri konuşanlar kesin sesinizi.Türküm atalarımla tarihimle gurur duyuyorum. Dünyanın gelmiş geçmiş en kadim ırklarından birisidir Türk Milleti.Türk olmak onurdur gururdur şereftir namustur.Bütün Türk büyüklerinin ruhları şadolsun ve Şehitlerimizin Mustafa Kemal Paşamızın Enver Paşamızın…Rahat uyuyun Atalarım Alperenler Ülkücüler Türk aşıkları oldukça bu vatan asla bölünmeyecek.

    Türkler yenilebilir ancak ASLA MAĞLUP EDİLEMEZLER.
    (napoleon)

  25. HUN HUN yorum tarihi 26 Ağustos, 2010 10:01

    Bu yüce millet her zaman ÖNDER BOZKURT yetiştirir.

    bu 2010 senelerin de her yer ,dünya ,Türk’iye çakal,sansar ve itlerle dolu.

    BOZKURTUM hepsine yeter.

    NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE.

    C C
    C C* C C *
    C C

    NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE !!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!
    BAŞBUĞ MUSTAFA KEMAL ATATÜRKÜN YOLUNDAYIZ.
    YENİ BOZKURT DÜNYAYA GELİP , ŞU ZAMANLAR DA TÜRKİYEYİ KURTARACAK’TIR.BUN DAN HİÇ ŞÜPHEMİZ OLMASIN.

  26. .batuhan ulasır yorum tarihi 3 Temmuz, 2011 15:40

    Mhp ve bozkurtlar (ülkücüler) ülkeyi bölmeyi hedeflemez %100 türk milliyetçileriyiz hedef turan hedef istanbul’a dikecegimiz kızıl elmadır !!!

  27. Fahrettin Savaş Konar yorum tarihi 1 Eylül, 2011 23:29

    Burada sunulan ATATÜRK VE BOZKURT ile ilgili resim,yazı ve yorumların tamamını okudum. Ve gördüm ki; birçok yanlışlık, eksiklik ve ahlâka sığmayan serzenişler var: Üzüldüm.
    1960 yılından beri (51 yıldır) bilgi ve belge topladığım, üzerinde çalıştığım BOZKURT konusu ve özellikle ATATÜRK’le ilgili bölümleri hakkında açıklamalar yapmak istiyorum.
    Halkımızın ve özellikle gençliğimizin okuma alışkanlığının az olması yüzünden konuyu mümkün olduğunca kısa tutarak, bölümler halinde vereceğim. Konu hakkında geniş bilgi edinmek isteyenler için ise, sunacağım kaynaklara başvurabilirler.
    Bu seriyi takibedecek -özellikle genç kardeşlerimden- ricam soru ve yorumlarınızı kırıcı olmayan ve ahlâk ölçülerine uygun bir üslûpla yazmanızdır: Lütfen… Türk gencine yakışan budur.
    Saygı ve sevgilerimle…
    Fahrettin Savaş Konar
    ————————————
    Ana konumuza girmeden önce en üstte sunulan “Ergenekon’dan Çıkış” tablosu hakkında yorum yapmak istiyorum.
    Bu tablo, yukarıda yazıldığı gibi ressam İbrahim Çallı tarafından değil, ressam Ratip Tahir Burak
    tarafından yapılmıştır. Ressam Çallı, sol görüşü benimseyen ve Bozkurtla uzaktan-yakından ilgisi olmayan bir kimsedir. Yeri geldiğinde bu konuda ve yanlışlığın nereden çıktığı hakkında kaynaklara dayalı daha geniş bilgi verilecektir.
    —————————————–
    GİRİŞ VE TEMEL BİLGİLER
    Türkler; tarihte bilindiğinden bugüne kadar, hangi devirde ve hangi isim altında, dünyanın neresinde yaşamış olursa-olsun sosyal varlığında kendisiyle âdeta bütünleşmiş olarak “Bozkurt” motifi de görülmüştür. En eski olayları ve tarihleri yazan kitaplarda, diğer yazılı kaynaklarda,(1) arkeolojik araştırmalarda/buluntularda,(2) duvar veya kaya resimlerinde, kullandıkları bayraklarda, insan ve yer isimlerinde, dokudukları kilimlerde, diktikleri kitabelerde veya heykellerde, yazdıkları/okudukları şiir veya destanlarda, yazdıkları hikâye ve romanlarda Bozkurt motiflerini kullanmışlardır.
    Türkler, bilinen ilk anayurtları olan Orta Asya’dan dünyanın her yanına değişik zamanlarda göç etmişler, ama Bozkurt asla unutulmamıştır. Bunun için Türk topluluğunun bulunduğu ve yaşadığı her yerde Bozkurt motiflerine rastlanmıştır. Özellikle bu durum, en çarpıcı bir biçimde Türkiye Cumhuriyeti’nin Atatürk döneminde zirveye çıkmıştır. Pullarda-paralarda, askerî birliklerde, sivil ve askerî kurumların amblemlerinde, tablolarda, isin veya soy adlarında, yer veya bölge isimlerinde, heykellerde hep Bozkurt veya aynı anlama gelen, bu anlamı vurgulayan motifler, kelimeler kullanmışlardır.
    İşte, bu belgelerde ve dünya yüzünde bulunan Türk devlet ve topluluklarında görülüyor ki, Türkler tarih boyunca Bozkurta özel bir saygı ve sevgi göstermişlerdir. Bütün bu durumlardan da anlaşılıyor ki; Bozkurt âdeta Türklüğün bir damgası olmuştur. Öyleyse, son söz olarak şunu diyebiliriz:
    NEREDE TÜRK VARSA, ORADA BOZKURT VARDIR;
    NEREDE BOZKURT VARSA, ORADA TÜRK VARDIR.
    ———-
    (1)Çin günlükleri (Pieni-tien adlı Çin kronikleri)
    (2)Özellikle Türklerin anayurtlarının bulunduğu bölgelerde Meselâ ISSIK bölgesinde.
    ————————————————–
    Bugünkü sohbetimizi Gavsettin Koçak kardeşimizin bir şiiri ile noktalıyalım:

    B O Z K U R T
    Bozkurt bir paroladır, dilden dile dolaşır.
    Bozkurt Türk’ün kalbidir, göklerde bayraklaşır.
    Bozkurt’tadır dönmez ırk, sonsuz hürriyet aşkı
    Bozkurt’taki bu şeref, ancak Türk’e yaraşır.
    ***
    Bozkurt yol gösterici, tarihte Türk’e önder,
    Kurt gibi başbuğlara düşmanlar secde eder.
    Fatih Sultan Mehmet Han, ölümsüz Büyük Bozkurt,
    Hazreti Peygamber’in övdüğü eşsiz server.
    ***
    Bozkurt dün METE idi, BİLGE ve ALPARSLAN’dı;
    ATTİLA, KILIÇ ARSLAN, GAZNELİ MAHMUT HAN’dı;
    Yaz adını tarihe, sen de ey meçhul BOZKURT;
    Bugün kimdir? Görelim! Hasretten bağrım yandı.
    ***
    Sınırsız bozkırların, göğü öpen dağların,
    Sahibi Bozkurtlardır, geçen bütün çağların.
    Titretir düşmanları, elbet Bozkurt’a dönüş,
    Çıkıyor Türklük için, ordusu Başbuğların.
    ***
    Bozkurt kalplerde mühür, kanda maya olacak,
    Türk ırkı dirilecek, benliğini bulacak;
    Binlerce doğan Bozkurt, uğrunda vurulacak,
    Ey kanımın şerefi, Ay-Yıldızlı Bayrağım.
    ————————————————–
    Gelecek sohbetimizin konusu:
    TÜRKLER İÇİN BOZKURT NEDİR? olsun…

  28. Fahrettin Savaş Konar yorum tarihi 2 Eylül, 2011 18:01

    ATATÜRK VE BOZKURT konusuna ek:
    TÜRKLER İÇİN BOZKURT NEDİR?
    Dünya devletlerini güçlü kılan ve mücadelelerinde/savaşlarında onları zafere götüren sadece maddî değil, hatta daha önemlisi mânevî unsurlarıdır. Çanakkale Savaşlarımız ile Kurtuluş Savaşı’mızın kazanılması bunun en yakın ve güzel örneklerindendir. İşte BOZKURT da, TÜRK Milleti’nin hayatında çok önemli yeri olan mânevî gıdalardan biridir. Bunu şiir veya yazılarında vurgulayan Ziya Gökalp, daha 1918 yılında, İstanbul işgal kuvvetleri tarafından gönderildiği Malta zindanında arkadaşlarına şöyle söylermi: “Mustafa Kemal Paşa Türk’ün efsarelerinde yaşayan Bozkurt gibi kurtarıcı bir şahsiyettir.”(1)
    Milletimiz Bozkurdu asırlar boyunca kendisinin bir yakını, yol göstericisi, hatta varlığının bir parçası gibi görmüştür. Türklerde Bozkurt’a beslenen bu sevgi, bilinen ilk Türklerden günümüze kadar değişik şekillerde devam etmiştir. Yaşanan devirlerin sosyal durumları ve yöneticileri üzerinde imkânları oranında görülmüş ve iz bırakmıştır. Türk Milleti’nin tarih öncesine ışık tutan millî destanlarımız, Türk-Bozkurt yakınlığının edebî ürünleri ve belgeselleridir. Meselâ Oğuz Kağan Destanı’nda Bozkurt; Türk’ü zafere, mutluluğa götüren bir kılavuzdur. Türk’ün ulu atası Oğıuz Kağan, savaşa giderken boz yeleli kurt, hep onun ve ordusunun önündedir. Yine Ergenekon Destanı’nda Bozkurt, Türkleri artık sığamadıkları, o küçük yurtlarından çıkarıp, eski ve büyük vatanlarına kavuşturan kurtarıcıdır.
    Yukarıdaki örneklerde görüldüğü gibi Bozkurt, destanlarımızda Türklüğü, Türk kahramanlığını temsil eden kutsal ve efsanevî bir varlıktır. Bu destanlar her ne kadar tarih değillerse de, bir milletin ruhî gıdalarıdır. Milletler; yaşadıkları önemli olayları, kazandıkları zaferlerigelecek nesillere bu destanlarla aktararak, millî birlik ve beraberliğin devamını sağlamışlar ve böylece de bağımsız kalmayı başarmışlardır.
    Sonuç olarak Türkler için Bozkurt; bir ülkücü büyüğümüzün deyimiyle: “Türk soyunun hayatında ve millî varlığında karanlık gecelerin yolcularına yol gösteren çoban yıldızı gibi büyük bir kılavuzdur. Bozkurt; bayrak gibi, sancak gibi büyük bir mânâdır.”(2)
    ——————————
    (1)Mehmet Ateşoğlu, “Atatürk’ün Türkçülüğü”,Türk Yurdu(dergi), C.2,S.8 (290),Kasım-1960,s.39-40.
    (2)A.Okçuoğlu(Nejdet Sançar),”Türklük ve Bozkurt”, Ötüken (dergi), S.9 (117),Eylül-1973, s.11.
    ————————————————-
    Gelecek sohbetimizin konusu:
    MÜSLÜMANLIK VE BOZKURT OLSUN…

  29. Fahrettin Savaş Konar yorum tarihi 4 Eylül, 2011 02:14

    ATATÜRK VE BOZKURT konusuna ek:
    MÜSLÜMANLIK VE BOZKURT
    Bugüne kadar bâzı kişiler Bozkurtun Türkler için bir totem olduğu, Müslüman olmadan önce onu Tanrı kabul ettikleri yazılmıştır, söylenmiştir. Ancak, asla böyle bir şey olmamıştır. Bugün dahi takılan bir rozet, kullanılan bir bayrak, arma, amblem vb. mânevî duyguyu kuvvetlerdirici vasıtalara -maalesef- aynı gözle bakanlar vardır. Bozkurtun bir totem olduğu iddiasını Türklerin Bozkurta saygı duymalarına ve onu bâzı destanlarımızda “ata”, bâzılarında ise “ana” olarak tanımlamalarına bağlamaktadırlar (Bozkurt, Oğuz Kağan ve Göktürk destanlarında “ana”, Uygur destanlarında ise “baba” olarak anlatılır). Bir insanın nasıl ki; ana, baba ve diğer büyüklerini hürmetle anması, onlara saygı duyulan kişiler olarak bakması, bunları -haşa- Tanrı yerine koyması değilse, Türklerin de Bozkurta sevgi göstermesi aynı olmuştur.
    Türkler, Müslümanlığı kabul etmeden önce Gök Tanrısı’na inanırlardı. Hâlâ bu inanışları devam ettiren Türklerin bu dininin adı “Tengricilik”tir. Bu ad Avrupalılar tarafından “şamanizm” olarak kullanılmış ve bizlere de avrupa kültürü ile bu isim geçmiştir.
    Bugün hâlâ bu dini yaşayanlar -hürmetlerinden dolayı- “Tengri” sözünü kullanmazlar.
    Konuyu yazılı kaynaklara dayanarak belgelemek is- tersek meselâ Göktürk İmparatorluğu dönemine baka-lım: Göktürk döneminde dikilen ve günümüzde hâlâ varlığını devam ettiren Göktürk yazıtlarında/kita-belerinde (Orhun yazıtları/kitabeleri olarak da bilinir)Bilge Kağan Türk halkına şöyle seslenir:
    “Ben Tanrı’ya benzer, Tanrı’dan olmuş Türk Bilge Kağan! Tanrı irade ettiği için, Kağanlık tahtına oturdum.” Kitabenin başka bir yerinde de: “Tanrı güç verdi, babamın Türk ordusu kurt, Türk düşmanları koyun oldu; kurt önünden kaçan koyun- lar gibi dağılıp gitti.”
    Bilge Kağan; Kültigin anıtında da kardeşinin haya-tını anlatırken ise şöyle demektedir:
    “Kültigin 10 yaşında iken (güzeller güzeli) anam hatunun taliine olarak erkekler arasına alındı. 16 yaşında saltanat ve Kağan için şu işleri yaptı: Çinli On-Tutuk (Çinlilerde 5000 kişilik ordu birimi)50.000 kişi ile üzerimize yürüdü ve biz çarpıştık. Kültigin piyade ile hücuma kalktı ve On-Tutuğu elinde silâh ve maiyeti ile yakalayarak Kağan’ın huzuruna getirdi. O orduyu mahvettik. 21 yaşında iken Çinli komutan Çaçasegün ile harp etti… Ey Türk Beğleri, bu hücumu hatırlayınız! O orduyu orada imha ettik. Kültigin olmasaydışimdi hepimiz de yok olacaktık. Şimdi Kültigin ölmüştür. Onun yasını tutuyorum. Fakat ey insan oğulları! Tanrı’nın (Allah C.C.) takdir ettiği zamanda ölmek için dünyaya geldik..”
    Göktürk Kitabelerini yukarıdaki satırlarla aktaran Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş bizlere son olarak şu uyarıda bulunuyor:
    “Şu satırlardaki güzelliğe ve tek Yaratıcı’yı ta-nıma ve O’nun kaderine inanma duygularına bakmak dahi, tarihimizin ihtişamını görmek ve Göktürk kitabelerinin önemini kavramaya yeter. Büyük tarihi olan küçük insanlar ve millet olmayalım. Onu öğrenelim ve yeni nesillere öğretelim.”(Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş,”Göktürk Kitabeleri”, Türkiye gazetesi, 24.12.1993)
    Yazar Altan Deliorman da, bu konuyu ilmî belgeler ışığında incelediği makalesinde sonucu şu cümleler ile noktalayarak bitiriyor:
    “Esasen tarihî kayıtların başından, yani Hun çağından itibaren Bozkurtun dinî nitelik taşımadığı, dinî bir sembol(totem veya ongun)olma-dığı bellidir. Bu sayededir ki, Türklerin girdiği çeşitli dinlerde bir tezat teşkil etmemiştir. Çünkü, millî bir sembol olarak Bozkurt, dinlerle aynı katagoride yer almamaktadır. Onun için, dinî inanışla Bozkurt arasında bir karşıtlık bulunması söz konusu olmamıştır. Bunun dışındaki iddialar ilmî bir değer taşımamaktadır.(Altan Deliorman, “Bozkurt: Totem mi, sembol mü?”, Orkun dergisi, S.61, Mart-2003, s.16)
    Bu belgelerden de anlaşılıyor ki, Türkler Müslüman olmadan önce de Tek tanrı inanışına yakın olmuşlar ve bu Tanrı’yı da Bozkurt olarak görmemişlerdir. Bayraklarında bulunan Bozkurt ise, onlar için sadece Türkleri birleştiren, onlara yol gösteren, kötü günlerinde, darda kaldıkları an yardımlarına gelen mânevî bir varlık olarak görülmüştür.
    Öz olarak; Daha önceleri Türk destanlarında görülen Bozkurt; o gün de, bugün de, bir totem değil; Türkleri millî ve mânevî yönden birleştiren, tanıtan bir sembol olarak görülmüş ve görülmektedir.
    —————————-
    Bugünkü sohbetimizi İzmir Millî Eğitim Müdürü iken kahpece komünist kurşunlarıyla şehit edilen değerli eğitimci,yazar ve şair olan Kemal Fedai Coşkuner’in bir şiiri ile bağlayarak veda edelim:
    Ruhu şad, mekânı Cennet olsun.
    ÜLKÜYE ÇAĞRI
    Çekmişiz KURT başlı ülkü bayrağın,
    Altına kalbinden coşanlar gelsin.
    ÖTÜKEN’den gealir ferman otağın,
    Gönlünde YURT AŞKI taşanlar gelsin.
    ***
    Bir yoldur uzanır yüce dileğe,
    Dayanıyor artık işler bileğe,
    Değmeden bir nebze korku yüreğe,
    Kanlı Kafkaslar’dan aşanlar gelsin.
    ***
    Atalar yurdunda bir kara duman,
    Öksüz ülkelerin halleri yaman,
    Kalkın ey gâziler, geçiyor zaman,
    Uykuyu ölüme yoranlar gelsin.
    ***
    Dinmiyor neyleyim ezelî ağrı,
    Köz köz olmuş eyvah, Türklüğün bağrı,
    Herşeyim, varlığım, ülküme doğru,
    Huduttan hududu soranlar gelsin.
    ***
    Açılsın yarınım mutlu akından,
    Şimşekler vuruyor Ergenekon’dan.
    Bildiği var mutlak yüce Hakan’dan,
    KÜRŞAD’ın ruhunu soranlar gelsin.
    ***
    Baharlar olmuyor TANRI DAĞI’nda,
    Feryatlar yükselir TURAN bağında;
    Beklemek mi daha gençlik çağında,
    Tufanlara karşı duranlar gelsin.
    ***
    Niğbolu, Mohaçlar canlanmalı hey!..
    Mavi gök, kara yer kanlanmalı hey!..
    Kılıçlar kınından fırlanmalı hey!..
    Şehitlik kefenin biçenler gelsin.
    ***
    Der Fedai; başım ÜLKÜ yolunda,
    Türkeli’nin baykuş öter bağrında,
    BOZKURTLAR’a hasret TÜRKLÜK uğrunda,
    Anadan ve yardan geçenler gelsin.
    (Kemal Fedai Coşkuner, Vatanda Gurbet/şiirler, İzmir-1970, s.16)
    Gelecek sohbetimizin konusu:
    BOZKURT DÜŞMANLIĞI olsun…

  30. Yılmaz Karahan yorum tarihi 4 Eylül, 2011 02:45

    Fahrettin Bey,
    değerli açıklamalarınızdan dolayı teşekkür ederiz. Saygılar

  31. Fahrettin Savaş Konar yorum tarihi 4 Eylül, 2011 22:01

    Öncelikle gösterdiğiniz ilgiden dolayı ben de size teşekkür ediyorum. Henüz çalışmasını bitirmediğim “Türklerde Bozkurt Sevgisi”nin şu ana kadar özet halinde bilgisayar çıktısı olarak hazırladığım 13 fasikülü adresinize posta ile göndermek isterim. Lütfen posta adresinizi E-posta adresime (fskonar@gmail.com) bildirin. Selâm ve saygılar sunarım.

  32. Fahrettin Savaş Konar yorum tarihi 4 Eylül, 2011 23:37

    ATATÜRK VE BOZKURT konusuna ek:
    BOZKURT DÜŞMANLIĞI
    “Pirincin içindeki siyah taştan değil, beyaz taştan sakının”

    Türklerin; millî kültür değerlerinin en önemlilerinden biri sayılan “Bozkurt”a karşı düşmanlık, elbetteki oldukça eski yıllara dayanır. Ancak, Türk olup da mankurtlaşmamış(1)bir zümrenin Bozkurt düşmanlığı yapması oldukça yeni sayılır.Türkler ilk anayurtlarında yaşarken,
    düşmanları, başta varlığı olmak üzere, Türklerin her şeyine düşman iken, elbetteki kendilerine mânevî güç verdiğine inandıkları bütün kültür değerlerinin yanında Bozkurt’a da düşman idiler. Türkler İslâmiyeti kabul ettikten sonra ise, Bozkurtu bir totem olarak gören bâzı zavallılar da, artık Bozkurt motifinin Türkler için bir değer olamayacağını ileri sürerek, onu sevenlere karşı düşmanlık beslemeye devam etmişlerdir. Halbuki bundan önceki sohbetimizde açıkladığımız gibi Türklerde Bozkurt hiçbir zaman totem olarak alınmamış,ona tapınılmamıştır. O sadece atalarından kalan ve millî kültür değerini ifade eden bir sembol olarak bilinmiştir. Yine, Türkün büyük düşmanlarından birisi olan SSCB döneminin ilk yıllarında Lenin, araştırmacı tarih yazarı İlhan Bardakçı (Murat Bardakçı’nın babası)ile yaptığı bir konuşmada: “Türkiye’de komünizmi yerleştirmek için önce onlara dinlerini, milliyetlerini unutturmak ve kafalarına yerleşmiş olan şu Bozkurt efsanesini söküp atmak lâzımdır” demiştir.(Dr. Tahsin Ünal, Türklüğün Sembolü Bozkurt,Millî Ülkü yayını,6.Baskı,s.21,Konya-1976).
    Yakın zamanlarda ise; İsmet İnönü’nün Cumhurbaşkanlığı döneminde ve 1970′lerden sonra da
    solun desteğinde Bülent Ecevit’in yanında bulunan -özellikle Başbakanlığı döneminde- bâzı kişilerce aşırı dederecede Bozkurt düşmanlığı(2) yapılmıştır. Bunların dışında ise, kendilerini Atatürkçü gören bâzı gâfiller de bu rüzgâra kapılarak Bozkurt düşmanlığında bulunmuşlardır. Sadece örnek olarak 1974′de yaşanan hazin bir olay basına şöyle yansımıştır: “Sene içersinde yapılan bir aramada bir ülkücü öğrencinin üzerinde Atatürk’ün zamanında basılmış olan Bozkurtlu paraların örneği bulunmuş ve bu paralar suç aleti olarak alınmıştır.”(3)Halbuki Atatürk’teki Bozkurt sevgisi; gelmiş-geçmiş hiçbir devlet adamında ve döneminde yaşanmamış ve O’nun bu sevgisinden ötürü de kendisine gerek yabancı ve gerekse bâzı vatandaşlarımız/yazarlarımız “Bozkurt” demişler. Peki, Atatürk’e Bozkurt diyenler kilerdir? İşte bunlardan sizlere verebileceğim birkaç örnek:
    ATATÜRK’E BOZKURT DİYENLER
    Ziya GÖKALP- 1918′de Malta zindanında iken arkadaşlarına söylediği Atatürk hakkındaki sözleri
    “Mustafa Kemal Paşa Türkün efsanelerinde yaşayan Bozkurt gibi kurtarıcı bir şahsiyettir.”
    Cumhuriyet gazetesi- 15 Aralık 1933,s.1-5(manşet)
    Le Mois(Fr.dergi)- Cumhuriyetin verdiği haber.
    Benoist Mechin- Kurt ve Pars Mustafa Kemal(kitap)
    H.C.ARMSTRONG- Bozkurt (Doğrudan kitap adı).
    Behçet Kemal Çağlar- Dolmabahçe’den Anıtkabire
    Fazıl Hüsnü Dağlarca-
    Mehmet Ateşoğlu- Atatürk’ün Türkçülüğü,Türk Yurdu
    dergisi, C.2, S.8(290), Kasım-1960, s.39-40;
    Şevket Süreyya Aydemir- Tek Adam (kitap)
    Gülçin Çandarlıoğlu- “Türk Destanlarında Bozkurt”
    Bozkurt özel sayı, 19 Mart 1968, s.11.
    Lord Curson- Atatürk’ü anlattığı eserinde.
    Berlin Türk Ocağ- Bozkurt Atatürk (bildiri), 19 Ocak 1974.
    Genç Arkadaş(dergi)- S.1, 15 Ocak 1975, s.2.
    Dr.Tahsin Ünal- Türklüğün Sembolü Bozkurt,6. baskı
    Konya-1976, s.36,41,55.
    Taner Ünal- O Bir Bozkurttu(kitap) İstanbul-1995.
    Atillâ İlhan- O Sarışın Kurt, İstanbul-1998.
    Yılmaz Öztuna- Bozkurt Nedir?, Türkiye gazetesi, 26 Nisan 1999, s.1.
    Yavuz Bülent Bâkiler- Bozkurt Atatürk, Türkiye gazetesi, 31.3.2001.
    Yusuf Koç/Ali Koç- Türk Milliyetçi Hareketinin Lideri Başbuğ Atatürk,2.baskı,Ankara-2005,s.VII; Emekli General Veli Küçük, s.2-3.
    Sami Yavrucuk- Yeniçağ gazetesi(Köşesinde birçok).
    Ertuğrul Afşın- Bozkurt Atatürk Adsız dergisi,S.2,
    Kasım-1972, s.5-12.
    Hulki Cevizoğlu- AKP’den Farkınız Ne?, Yeniçağ gazetesi, 17 Temmuz 2007, s.10.
    Tabii ki örnekleri çoğaltmak mümkündür.
    Bu konudaki inceelmelerim devam etmektedir. Onun için bukadarlık bir açıklamayı yeterli görüyorum.
    ———————
    (1)Millî kimliğini kaybetmişler için kullanılır. Kelime dilimize romanlarıyla ünlü Kırgız Türkü yazar Cengiz Aytmatov tarafından kazandırılmıştır.
    (2)Nejdet Sançar, “Okullarımızda Bozkurt Düşmanlığı”, Ötüken dergisi, S.4, Nisan-1970, s.2.
    (3)”Bucak İlçesinde Olup Bitenler”,Bozkurt(dergi),
    S.23, Ağustos-1974, s.4-5.
    ——————————–
    Gelecek sohbetimizin konusu:
    TÜRKLER BOZKURTU NİÇİN SEMBOL OLARAK SEÇTİLER?
    olsun…

  33. Fahrettin Savaş Konar yorum tarihi 6 Eylül, 2011 02:43

    ATATÜRK VE BOZKURT konusuna ek:
    TÜRKLER BOZKURT’U NİÇİN SEMBOL OLARAK SEÇTİLER?
    Bu konumuzu işlemeden önce kısaca sembolün anlamı ile millet ve devletlerde kullanılan semboller hakkında kısaca bilgi vermekte fayda vardır.
    Semboller; topluluklar arasında bir olayı, bir görüşü açık veya gizli şekilde anlatmak/ifade etmek için kullanılan özel işaretlerdir. Bu işaretler değişik araçlarla, çeşitli malzeme ve zeminler üzerine. önceleri basit çizgilerden meydana gelen resimlerle (Rus arkeologlara göre ön-Türklerin kayalara 30.000 yıl gibi bir zaman önce kayalara çizdikleri Bozkurt/kurt resimleri gibi.) ve daha sonra da harflerle ifade edilmiştir. Günümüzde ise; harf, rakam, resim veya özel araçlarla (Bozkurtlu; kemer,ahahtarlık, rozet gibi)varlığını ve önemini devam ettirmektedir. Hatta bâzı ilimler tamamen bu uygulamaya dayanmaktadır; fen grubu ve ağırlıklı olarak da kimya gibi ilimler…
    Millet ve Devletlerde Semboller:
    İnsanoğlunun küçük topluluklarında başlayan sembollerle iletişim, zamanla milletlerin ve devletlerin varlığında da kendisini göstermiştir. Önceleri kendilerini tanıtacak/ifade edecek birer sembol arayan milletler, daha sonraları da kendi sosyal durumlarına uygun olanını sembol olarak seçmişler ve kullanmışlardır. Meselâ Ruslar ayıyı, İngilizler arslanı,Fransızlar horozu(Meselâ şimdiki Fransız Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy seçimlerde kullanmıştır),Çinliler Ejderhayı sembol olarak seçerken Türkler de genel anlamda Bozkurt’u kendilerine sembol olarak almışlardır. Bu işaretlerin ilk kullanılış yılları kesin olarak bilinmemekle beraber tahminen insanoğlunun kendini diğer topluluklardan ayırdetmek ve korumak istediği dönemlerde başlamış olabilir. Kullanılan bu işaret ve semboller, zamanla toplulukların sosyal hayatlarında kendisini tanıtmağa, kültürlerinin bir parçası olmaya başlamıştır. Bunun sonucu olarak da kabile tanıtımında bayrak veya destanlarında birer kahraman olarak nesilden nesile anlatılarak günümüze kadar gelmiştir.
    Peki Türkler neden Bozkurt’u sembol olarak almışlardır? Şimdi bu sorunun cevabını arayacak olursak; çünkü onda, kendisinde gördüğü veya görmek istediği özellikleri bulmuşlardır.(1) Bundan dolayıdır ki “Yaratılış ve Türeyiş”(2) destanında Türklerin atası”OğuzKağan Destanı”nda
    ve hatta Oğuzların Anadolu’ya gelişleri sırasında ise, ordunun önünde yol gösteren bir kılavuz olarak işlenmiştir.(3) Yine Ergenekon Destanı’nda Bozkurt, Türklerin zor gününde ortaya çıkıp, onları sıkışıp kaldıkları bir bölgeden yol göstererek kurtaran bir motif olarak işlenir.(4) Türkler İslâmiyeti kabul ettikten sonra ise, Türklerin büyük atası Dede Korkut’un (Salur Kazan) hikâyesinde geçen “Kurdun yüzü mübarektir”
    (5) sözü ise,kurdun kutsallığını ifade etmektedir.

    ———————————-
    (1)Prof. Dr. Bahaeddin Ögel, Türk Kültür Tarihine Giriş-9 cilt, Kültür ve Turizm Bakanlığı yayını, Ankara-1978-1984 yılları arası.
    (2)Mustafa Necati Sepetçioğlu, Yaratılış ve Türeyiş/Türk Destanı, Ankara-1965.
    (3)Prof.ÖGEL,a.g.e.C.6,Ankara-1984, s.13;
    Dr. Tahsin Ünal, Türklüğün Sembolü Bozkurt,6.baskı
    Konya-1976, s.51.
    (4)Çok değişik şekillerde birçok yazarın işlediği bu destanda ortak motif Bozkurttur.
    (5)Türk Ansiklopedisi(Bozkurt md.),C.5,MEB yayını,
    Ankara-1952, s.8-9; Murat Uraz, Türk Mitolojisi, İst.1967, s.105-107; M.Necati Sepetçioğlu, Dede Korkut,İst.-1972,s.46; N.Yıldırım Gencosmanoğlu,
    Salur Kazan Destanı, İstanbul-1976,s.91.
    ————————————————-
    Konumuz bu noktaya geldiğinde büyük destan şairimiz rahmetli Niyazi Yıldırım Gencosmanoğlu’ nun Malazgirt Destanı isimli eserinde yayımladığı ve ilk defa Kaşgarlı Mahmud’un Divân-ı Lügati’t-Türk’te, sonra da birçok makalede yazılan; Türkler
    hakkında rivayet edilen meşhur kutsal hadisin mealine dayalı bir bölümü sunarak onun da ruhunu şad edelim:
    And olsun geceye, gündüze…
    And olsun karaya, denize…
    And olsun kaleme, kâğıda…
    Bir millet yarattım doğuda!
    ***
    TÜRK diye bir yüce ad verdim;
    Önüne kılavuz KURT verdim.
    En üstün değerli erdemi,
    En güzel ülkeyi yurt verdim!..
    ***
    Donattım ruhunu imânla,
    Kolunun gücünü sert verdim.
    Ve onu mazluma sığınak,
    Zâlimin başına dert verdim!!!
    ———————-
    Gelecek sohbetimizin konusu:
    KURTLARIN ÖZELLİKLERİ NELERDİR? olsun…

  34. Fahrettin Savaş Konar yorum tarihi 7 Eylül, 2011 00:34

    ATATÜRK VE BOZKURT konusuna ek:
    Bozkurt; yazılan destan,şiir veya metinlerde(düz yazılarda), çizilen resim veya karikatürlerde gerek Türkiye’de ve gerekse diğer Türk devlet ve topluluklarında değişik kelimelerle ifade edilmektedir. Genç kardeşlerimizin Bozkurt ifade edilmek istenirken kullanılan kelimelere yabancı kalmamaları için aşağıda bâzı örnekleri sunalım:
    Bozkurt,Gök Börü/Gökbörü/Kök Börü/Börü/Böri/Pörü, Börteçine/Börteçina,Çine/Çina/Çino,Asena,Kök-cal, Kaşgır,Şane,Boyan,Beçkem ve tabii ki kısaca Kurt.
    Bizde de Bozkurt kastedilerek genellikle “Kurt” kelimesi kullanılmaktadır. Onun için de efsanevî bir varlık olan Bozkurt yerine yazımızın başlığı
    KURTLARIN ÖZELLİKLERİ NELERDİR? şeklindedir.
    Peki, nedir bu özellikler dersek; önemli görülenleri şöyle sıralayabiliriz:
    O,HÜRRİYET AŞIĞIDIR; asla esaret altında yaşamayı sevmez. Bağımsız olmak ve yaşamak hakkından asla feragat etmez.Hürriyeti elinden alındığında,hatta kısıtlandığında isyan eder, kurtulmak için de mücadeleden bir an olsun geri durmaz ve başarı sağlayıncaya kadar da asla vazgeçmez. Hayatta bütün güçlü bilinen hayvanlar ehlileştirilip insan elinde istenilenler yaptırıldığı halde bir kurt için bu asla mümkün değildir. Sirklere ve hayvanat bahçelerine bakınız; ayılar, arslanlar, ejderhalar, filler, kaplanlar ve benzeri birçok yırtıcı veya güçlü hayvanları görürsünüz. Ama bir kurdu asla ehlileştiremezsiniz. İşte sadece bu özelliği dahi Türklerin kurdu sembol seçmeleri için yeterlidir.
    O, GÜÇLÜDÜR, GÜCÜN TİMSALİDİR/temsilcisidir, örneğidir. Bilir ki, hayatta kalabilmesi için düşmanlarına karşı koyabilecek gücü kazanmalı ve bunu devam ettirmelidir. Kendini böyle hazırlar.
    O, TEDBİRLİDİR; her an bir düşmanla karşılaşabileceğini düşünerek gereken tedbirlerini alır ve uygular.
    O, AİLESİNE DÜŞKÜNDÜR; eşinin, yavrularının ve grubunun güvenlik içinde olmasını, aç kalmamasını sağlar. Eğer erkek kurt hasta veya yaralıysa yiyecek teminini,korunmayı/korumayı (güvenliği)
    dişi kurt üstlenir, yerine getirir.
    O, EŞİNE SADIK VE TEK EŞLİDİR. Hayatta tek eşli olan,eşine sadık kalan bir başka hayvan yoktur. Eşi ölürse bir başka kurtu eş olarak seçmez.
    O, EĞİTMENDİR; yavrularını eğitir ve büyüdükten sonra da hayatta kalabilmeleri için onları her yönü ile hazırlar.Bu süre en az iki yıl sürer.
    O, YARDIMSEVERDİR; avlanamayacak derecede hasta, yaralı, yaşlı veya yardım edecek eşi olmayan kurtların ihtiyacı, grubun diğer kurtları tarafından sağlanır. Kısaca; düşküne muhtaç olanlara karşı kendini sorumlu hisseder ve mümkün olabilen her türlü yardımı yapmaya gayret eder.
    O, TEMİZLİĞİ SEVER; asla artık yemez; temiz olmayan suyu içmez,yavrularına da bunu öğretir.
    Kısaca onun yediği de, içtiği de daima temizdir.
    O, TÖRELİDİR; atalarından öğrendiği kuralları uygular, geliştirir. Kural dışı hareketleri asla uygulamazlar. Aksi durum hoş karşılanmaz.
    O,PLANLI ve PROGRAMLIDIR. Daima yapacağı hareketi önceden plânlar. Onun için avını kovalarken de, düşmanla karşılaştığında da nasıl davranacağını, neler yapacağını bilir.
    O, KILAVUZDUR. Türk destanlarında, Türk’ün dar günlerinde ortaya çıkar ve Türk’e yol gösterir, kılavuzu olur.
    Kısaca o; hürriyetine düşkünlüğüyle, gücüyle kuvvetiyle, aile yaşayışı ve eğitmenliği ile, töreli-plânlı davranışıyla ve destanlarımızdaki
    kılavuzluğu ve dar günümüzde bizi esenliğe kavuşturmasıyla Türke sembol olarak seçilmiştir
    Hatta ordumuzun bâzı savaş taktikleri kurtların kullandıkları taktiklerden geliştirilmiştir.
    Çember harekatı veya az birlikle oyalarken düşmanı esas birliğin içine çekme harekâtı gibi.
    Bu kısa temel bilgileri verdikten sonra ana konu kabul ettiğimiz ATATÜRK VE BOZKURT konusuna
    artık geçebiliriz.
    ————————-
    Bu sohbetimizi de M. Uluğ Turanlıoğlu’nun 1942 yılında yazdığı bir şiiri ile bitirelim:
    TARİH VE BİZ
    Türküz, ne yıldırımdan, ne tufandan korkarız,
    Biz, Altaylar’dan gelen dik başlı BOZKURTLAR’ız.
    ***
    Başımız göklerdedir, daima hür yaşarız;
    Engelleri parçalar, ileriye taşarız.
    ***
    Esaretin adını öğrenmedi Türk oğlu,
    Türk değil mi gösteren, nur’a giden her yolu?
    ***
    Tarihte her gürleyiş, bir engin hızımızdır;
    Zafer denilen peri, bizim öz kızımızdır.
    ***
    Düşmana baş eğdiren yüce başımız vardır;
    Her kıt’ada dikilmiş, zafer taşımız vardır.
    ***
    Yüce SİNAN’ın ruhu gökte dolaşmıyor mu?
    KÜRŞAD’ların ünleri serhadler aşmıyor mu?
    ***
    TÜRK atlarını bir an durdurabilmek için,
    Bir gün yükselmedi mi karşımızda Seddiçin.
    ***
    Çanakkale Harbi’nde Rabb’e yaklaşmadık mı?
    Çaltepe’de ufuktan denize taşmadık mı?
    ***
    Kefenler yırtmadık mı, tabutlar kırmadık mı?
    Varız, diye Lozan’da coşup haykırmadık mı?

    ***
    Bilmeyenler öğrensin, duymayanlar işitsin,
    Biziz; biziz sahibi, TÜRK denen gür sesin!..

    (M.Uluğ Turanlıoğlu, Tanrıdağ dergisi,C.1, S.14,
    7 Ağustos 1942, s.9.)
    ———————————–
    Gelecek sohbetimizin konusu:
    ATATÜRK VE BOZKURT DÖNEMİNE GİRERKEN olsun…

  35. Fahrettin Savaş Konar yorum tarihi 8 Eylül, 2011 02:17

    ATATÜRK VE BOZKURT konusune ek:
    ATATÜRK VE BOZKURT DÖNEMİNE GİRERKEN…
    OsmanlıDevleti’nin dünyaya meydan okuyan kuvvetli
    ve kudretli dönemi artık sona eriyordu. Gittikçe güç kaybeden Osmanlıya karşı, 1800′lü yılların sonunda yabancı güçler onu artık parçalamak üzere bir seri savaş başlatmışlardı.İşte,1893 yılındaki Türk-Yunan savaşında Mehmet Emin (Yurdakul)in:
    “Ben bir Türk’üm; dinim, cinsim uludur” diye başlayan “Cenge Giderken” şiiri, uyanan Türk aydınları arasında ilk kıvılcım olmuştur. Bundan sonra yeni arayışlara geçen Türk aydınları arasında”kendini kendinde arayış” başlamış ve ilk adımlar dil, edebiyat ve fikir yönünden halkın uyandırılması ile atılmıştır. Selânik’te çıkarılan gazete ve dergilerle Türk dili ve şiiri işlenirken, fikir yönünden de ilk adım Yusuf Akçura’nın(Akçuraoğlu Yusuf) önce Paris’te yayımlanan “Şûrayı Ümmet “gazetesinde “Bir Tavsiye”başlıklı makalesi(1)ile ve daha sonra da 1904 yılında Kahire’de çıkan “Türk” gazetesindeki”Üç Tarzı Siyaset”adlı incelemesinin seri bir halde yayımlanması(2)ile atılır ve sonunda kurtuluşun yolu “Türkçülük” ile bağlanır.
    Aydınlar ve halk arasında büyük ilgi gören Türkçülük fikri hızla yayılır ve kurumlaşır. Önce Türk Derneği(1910, sonra Türk Yurdu dergisi(1911)
    (3), ve daha sonra da Türk Ocakları(1912)kurulup çalışmalara hız verilmiştir. Ali Canip(Yöntem) Türk Yurdu’nda o yılları anlatırken şöyle der: “Türkler hakiki bir millî edebiyata mazhar olacaklardır; çünkü ‘millî vicdanları’ doğmuştur; ben bu millî vicdanın doğuşunu hayli zaman evvel birçok tezahürlerle görmüştüm.(4) Ancak düşmanlar Osmanlıya son darbeyi vurmak isterler. I. Dünya Savaşı’nda müttefikimiz Almanlar’ın yenilgisi, Türklerin de mağlup sayılıp, büyük darbe yediği yıldır.Bunu fırsat bilen güçler 1915′de Çanakkale Boğazı’nı geçerek, İstanbul’u almak isterler. Fakat umduklarını bulamazlar; karşılarında bitti zannettikleri Türk ordusu ve başında da Mustafa Kemal vardır ki; zekasıyla,dehasıyla ve milletine olan güveniyle düşman kuvvetlerini perişan eder. Mağlup düşman, Osmanlı’yı savaşla teslim alamayacağını anlayınca,Osmanlı hükûmetine masa başında imzalattıkları anlaşma sonucu, başta İstanbul olarak Anadolu’yu işgale başlarlar.
    Reşat Nuri Güntekin, hâtıralarında 1914′deki bir olayı anlatıyor ve din kardeşimiz Arapların nasıl hainlik ettiklerini ve Türkler hakkında neler düşündüklerini,kendi yaşadığını, halkına önemli uyarılarda bulunarak şöyle belirtiyor:
    “Umumi harpte(I.Dünya Savaşı)Arapların Türk’e ve Türklüğe yaptıkları büyük ihanet ve Türk fertlerine reva gördükleri zulüm ve hakarettir. Milletler kendilerine yapılan iyilikleri, hele daha ziyade kötülükleri unutmamalıdırlar. Unutan millet perişen olur” dedikten sonra Gazze cephesinde iken, Osmanlı ordusunda subay olarak bulunan Suriyeli arabın, Türk ordusu aleyhine casusluk yaptığını ve bunu bizzat anlattıktan sonra da: “Biz Türkiye’den ayrılmak ve Türkiye’nin batması fikrinde değiliz. Yine bu imparatorluk kalmalı. Yalnız adı Türkiye değil, ‘Arap Sultanlığı’ olacaktır. Bu duruma hayret eden Reşat Nuri’ye devamla: “Siz zaten Araplaşmışsınızdır… Sizin dininiz Arap dini, Allahınız Arap Allah’ı, Peygamberiniz Arap; duanız, namazınız Arapça, dilinize bakınız; üçte ikisi Arapça kelimedir. Elbette Araplaşmışsınızdır” diyor. İşte o günlerde Arapların Türklere bakışı böyle idi.Artık gayri Müslim azınlıkların durumunu sizler düşünün…
    ——————————
    (1)Cafer Seydahmet Kırımer, Ülkü ve Türkçülük, 2. Baskı,Su yayını, İstanbul-1978, s.68.
    (2)Bu makaleler 1911′ed ilk defa kitapçık halinde basılmıştır.(Türk Yurdu, Tutibay yayını,C.3, S.66, 28 Mayıs 1914, s.311-314, Dipnot-1,Ank.1999.
    (3)Türk Yurdu(der.)halen çıkmakta olup,100.yılını kutlayan tek dergi özelliğini taşımaktadır.
    (4)Ali Canip(Yöntem),”Edebiyat ve Milliyet”,Türk Yurdu, Tutibay yayını, C.3, S.57, 20 Ocak 1914, s.149-151, Ankara-1999.
    —————————————
    Bu sohbetimizi de 1922 yılında Balkanlar’da çıkan bir gazetede yayımlanan ve şairi tarafından “Bozkurtlulara” ithaf edilen bir şiir ile bitirelim:
    B O Z K U R T
    Bilir misin “Bozkurt” kim, bilir misin ey Türk sen
    “Bozkurt” Türk mucizesi, onun halâskârıdır.
    Türk’ü Ergenekon’dan çıkaran o. İlk deden
    Türk’ün her bir destanı onun gayretkârıdır.
    ***
    “Bozkurt” kurtardı senin dünyalara ün veren
    O kahraman ceddini “Ergenekon” ininden.
    “Bozkurt” feyz aldırdı Muhammed’in dininden,
    Türk’ün soylu oğluna, batıda el uyurken…
    ***
    Ceddimizin önüne düştü “Bozkurt” kurtuldu;
    Tarihimiz yıllarca süren esirlikten.
    Böylelikle TURAN’ın altın tâcı kuruldu;
    Böylelikle nûr aldı âlem, Türk Birliğinden…
    ***
    “Bozkurt” olmasa idi Türkler esir kalırdı;
    Türkler esir kalınca, âlem cahil kalırdı.
    Hâbil ile Kâbil’in devri hâlâ yaşardı;
    Batılıların zulmü dünyaları sarardı.
    ***
    Bilinmezdi dünyada saat, metro ve tren,
    Bilinmezdi âlemde , sulhu nedir getiren.
    Senin ceddinin elinde parıldadı ilim, fen,
    Düşün nasıl bir neslin evlâdısın, düşün sen.
    ***
    Haydi Türk oğlu! Bir kalp, bir imânla bezensin;
    Kurultaylar kurmağa başla. Komşuna yetiş;
    Yalvarırım Tanrı’ya, ben de bütün kalbimle;
    Bulgaristan Türkü’ne olasın sen meşale.
    Mehmed Behçet (Perim)
    ——————————–
    *halâskâr-kurtarıcı
    *gayretkâr-mukaddesler için verilen uğraş
    *Bu şiir, Bulgaristan’da çıkan AHALİ gazetesinin 10 Aralık 1922 tarihli nüshasının 1. sayfasında
    yayımlanmıştır. (Altan Deliorman,Türk Kültüründe Bozkurt, Bayrak yayını, İstanbul-2009, s.84)
    ————————–
    Gelecek sohbetimizin konusu:
    SİYASÎ ALANDA TÜRKÇÜLÜK VE BAŞARI olsun…

  36. Fahrettin Savaş Konar yorum tarihi 9 Eylül, 2011 02:17

    ATATÜRK VE BOZKURT konusune ek:
    SİYASÎ ALANDA TÜRKÇÜLÜK VE BAŞARI
    “Millî ruh,millî vicdanda doğar.”-Ali Canip Yöntem

    19.yüzyılın sonlarında yeniden uyanmaya başlayan millî ruh, aydınlar arasında olduğu gibi, halk arasında da kısa zamanda yayılmağa ve kaybedilmiş millî değerlerin yeniden kazanılmasına vasıta olmuştur. Bu konuda ilk kıvılcımı çakan Mehmet Emin(Yurdakul)’e büyük şair Abdülhak Hamid (Tarhan)gönderdiği mektubunda: ‘Şiiriniz okunurken nezdimde hazır bulunan yetmiş yaşında bir ihtiyarın gözlerinden yaşlar akıyordu”(1) derken, halkın özlemi ve sevincini vurguluyordu. Bu arzu artık Osmanlı sınırlarını aşmış, Türk dünyasını da sarmıştı.
    Türk aydınları ve halkı arasında çok kısa zamanda benimsenen ve genişleyen Türkçülük fikrine artık bir hareket gerekiyordu. İşte onu da Çanakkale Savaşları’nda kendini ispatlamış büyük komutan Mustafa Kemal önderliğindeki askerî ve siyasî bir grup yürütmeye başlamıştı. Türkçülük fikrini ilk defa ortaya atan Yusuf Akçura, bu fikrin gelişimini ve neticesini şöyle anlatıyor:
    “Türkçülük fikri, yarım asır evvel nihayet birkaç kişinin dimağında(aklında) ve kalbinde düşünceler, duygular ve emeller(ülküler) uyandıran, arasıra dil ve kalemlerinden müphem (açıklık kazanmayan) ve muhteriz(çekinilen) bir surette çıkan bir nazariyeden(görüşten) ibaretti. Bu nazariye (görüş), o zamanlar muhite(çevreye) o kadar gayrı munis(sevimli değil)idi ki, taraftarı olanlar, onu pek açık söyleyip yazmaktan çekiniyorlardı. Halbuki Türçülük fikri bugün tahakkuk etmiştir(gerçekleşmiştir); vak’alar(olaylar) halinde tecelli ediyor (görünüyor)..
    Böyle büyük fikirleri tahakkuk ettirenlere beşeriyet(insanlar) dâhî ve kahraman der. Türk âleminde, Türk idealini tahakkuk ettiren dâhî ve kahramanlar her zaman çıkmıştır ve çıkacaktır.(2)
    Ziya Gökalp de; “Türkçülüğün en büyük adamı” dediği konuşmasında: “Düşünmek ve söylemek kolaydır, fakat yapmak ve bilhassa muvaffakiyetle neticelendirmek çok güçtür.” diyor.
    İşte, ATATÜRK bu güç olanı başardı.
    ———————-
    (1)Cafer Seydahmet Kırımer, Ülkü ve Türkçülük,
    2. baskı, Su yayını, İstanbul-1978, s.36.
    (2)C.Seydahmet Kırımer, a.g.e. s.37.
    —————————–
    Bu sohbetimizi de yüce ülkü uğrunda 1973 yılında şehit edilen Adıyaman Endüstri Meslek Lisesi Müdürü Cemil Doğan arkadaşımın yazdığı bir şiir ile kapatmak istiyorum. Ruhu şad olsun…
    B E N
    Ben Türk’üm! Ben dünyada hem ebed, hem ezelim
    İlk kâinat, ilk dünya, ilk toprak benim elim
    İlk tarih, ilk kalem ve ilk dil benim dilim
    Dünyanın ilk adamı, ilk insanda kanım var…
    ***
    İlk balçıktan ilk kerpiç; ilk kerpiçten ev kurduk,
    İlk tohumu biz ektik, ilk harmanı savurduk,
    İlk eseri biz verdik, ilk defa biz okuduk.
    Ötüken’de otağım, Tura’ım, İl-Han’ım var…
    ***
    Cihanı vatan yaptık, sanatla çeyizledik,
    İnsanlığı inanca, ilimle feyizledik;
    Türklüğün damgasını süngümüzle izledik,
    Gelmişte, gelecekte ilmim var, irfanım var..
    ***
    Urallar, Altaylar, kaf dağıdır dağımız,
    Tanrı Dağı’nda saplı kurt başlı bayrağımız.
    Kavimler emrimizde, üç kıta otağımız,
    İnsanlığa hükmeden Oğuz adlı Han’ım var..
    ***
    Tabiat yüz çevirdi, mevsimler kurak oldu;
    Sökün ettik öz yurttan, büyük göç yedi koldu.
    Dünyanın dört bucağı benim ırkımla dolu,
    Bugünkü her millette, her yerde insanım var..
    ***
    Soyumdan af dilerim, ecdadıma yüzüm yok,
    Bir hain vatan satmış, söyleyecek sözüm yok.
    Şimdilik hiç kimsenin vatanında gözüm yok,
    Ama geleceğe de çok yüksek inanım var..
    ***
    Yaşatmam kızıl köpek, Türk sözünün eridir;
    Orta Asya Türk yurdu, ora Bozkurt yeridir;
    Yaşıyor hakanlarım, Bozkurtlarım diridir,
    Kara Han’ım, Ak Han’ım, Kültigin Hakan’ım var..
    ***
    Ölümden korkum yoktur, ölümü hak bilirim,
    Yaşarsam gâzi yaşar, ölürsem cennet yerim.
    Bir Allah’a taparım, Allah’a eğilirim;
    Zaptedilmez kaleyim; dînim var, imânım var..
    ***
    Ben saldırgan değilim, Hakk’a hürmet ederim,
    Hakkım olduğu için, hakkımı verin derim.
    Büyük Türkiyem için hak yolunda neferim,
    Bugün de Anadolmum, Türkiyem, vatanım var..
    ***
    Aynı kanı taşırlar; Meteler, Atillâlar,
    Cengizler, Ertuğrullar, Süleymanlar, Osmanlar..
    O Yavuzlar, Fatihler, Bayazıtlar, Timurlar,
    Kanuniler, Babürler, Barbaroslar, Kemaller…
    Hepsi benim soyumdan, alnımda nişanım var.
    ***
    Türk deyince şahlanır, ateş saçar gözlerim,
    Parçalarım, çıkarım cehennem olsa yerim.
    Diken diken olurum, titrerim, ürperirim,
    Sığdıramam kabıma, çılgın heyecanım var.
    ***
    Bir şafak sökecektir, karanlığı boğacak,
    Gece gündüze gebe,gün mutlaka doğacak.
    Hkk’a güveniyorum; Hakk kefesi ağacak,
    Allahım, Peygamberim, Kitabım, Kur’an’ım var.
    ***
    Bu dünya, bu dağ, deniz herşey, bu kürreyi arz,
    Nikâhlısıdır Türk’ün, evet nikâhımız farz.
    Boşarsak, kıyamette ölsek de kaldıramaz,
    Kıyamette giyecek ilâhî kefenim var.
    ***
    Horasan’dan gelmişim, soyum Oğuz soyundan,
    Cerit derler; oymağım Türklüğün bir boyundan.
    Adım Cemil Doğan’dır; suyum Türk’ün suyundan,
    Ceritoğluyum hey, Türklüğüm, unvanım var!
    ———–
    Cemil Doğan, İstemiyorum (şiirler), Ankara-1967, s.20-21.
    ——————————————–
    Gelecek sohbetimizin konusu:
    BOZKURT SEMBOLÜNÜN CANLANDIRILIŞI olsun…

  37. Fahrettin Savaş Konar yorum tarihi 12 Eylül, 2011 01:38

    ATATÜRK VE BOZKURT konusuna ek:
    BOZKURT SEMBOLÜNÜN CANLANDIRILIŞI
    ‘Politika, mümkün olanı yapmak sanatıdır’-Prens Otto Von Bismark
    ‘Devlet adamlığı da imkânsızı yapmaktır’-Altemur Kılıç

    Türklerin İslâmiyeti kabulünden sonra, kurt/ Bozkurt motifinin yerini yavaş yavaş dinî motif ve semboller almaya başlamıştı. Ancak 19.yüzyılın sonlarına doğru yeniden ‘kendi özüne dönüş’ akımı başlayınca Türklerin en önemli sembollerinden olan Bozkurt sevgisi de canlanmaya başlamıştır. Millî Mücadele öncesinde ve döneminde, çeşitli biçimde görülmeğe başlanan bu sevgi, -özellikle Atatürk döneminde- kendi isteği ve halkın yönlendirilmesi ile birçok alanda kendini hissettirmiştir.
    Türk tarihini iyi bilen ve onu çok seven Atatürk; Türkçülüğün temeli, millî ruhun ortak motifi olan Bozkurtu kurduğu yeni Türk devletinin yapısında -âdeta çimento gibi- bağlayıcı bir sembol olarak kullanmayı ön plâna çıkarmıştşr. O, bu başarıyı da göstererek Türk dünyası tarihinde Bozkurt’u en geniş kitlelere yayabilmiş, resmî ve özel kesimlerde benimsenerek kullanılmasını sağlamış en büyük Türkçüdür.
    Türkün millî tarih ve kültür şuurunun zirvede bulunduğu ve yaşandığı Atatürk dönemi;Bozkurt sembolünün resmî, askerî ve özel her türlü kurum ve kuruluşta en çok, en canlı bir biçimde kullanıldığı dönemdir. Atatürk döneminde Bozkurt sembolü; resmî, askerî ve sivil kuruluşların amblemlerinde, kokartlarında, kol bantlarında, apoletlerinde, brövelerinde, iş yerlerinde, tablolarda, heykellerde, insanların isim, soyadı veya lâkaplarında, coğrafî bölge isimlerinde, edebiyatın bütün dallarında, müzikte, tiyatroda kurt/Bozkurt veya bunu çağrıştıran söz veya resimler kullanılmıştır. Hatta Atatürk’ün Bozkurt’a olan bu sevgisinden dolayı da yerli ve yabancı bâzı kişiler tarafından kendisine ‘Bozkurt’ denilmiş ve değişik Bozkurt heykelcikleri ile Bozkurt kürkünden yapılmış bir çift eldiven hediye edilmiştir. Bunlar üzerinde zaman ve zemin m üsait oldukça durulacaktır. Ancak şimdi yeni devlet kuurulmadan evvel millî ruhun uyanışının ilk işaretleri olan ve Atatürkle bağlantısı bulunan birkaç olayı da açıklayalım:

    BİR GAZETE BAŞLIĞINDA BOZKURT
    1918′de İstanbul İngilizler tarafından işgal edilir. İlk yaptıkları iş Türk Ocağı’nı basmak; bina, eşya, defter ve evrakına el koymak, üyelerinin toplanmalarını önlemek ve yayın organlarını susturmak olmuştur. Üyeler değişik mekânlarda gizli gizli biraraya gelerek devletin nasıl kurtulacağına, kendilerince neler yapılması gerektiğine dair konuşmalar yaparak mücadele yolları ararlar. Sonuçta ortak fikir, kurtuluşu destekleyecek bir gazete çıkarılmasıdır. Ve 100 Türk Ocaklı, her biri 100′er lira vererek bir grup oluştururlar ve ‘TÜRK DÜNYASI’(1)adlı bir gazete çıkarırlar. Gazete başlığının sağ ve solunda,ön yüzden ik ‘Bozkurt başı’ sembol olarak kullanılmıştır. Ayrıca gazetenin 15 Ekim 1919 tarihli nüshasında, sağ baştaki Bozkurt’un altına ‘Yeni bir Ergenekon özlemiyle’(2) sözü konularak, 19 Mayıs 1919′da Anadolu’ya geçen Atatürk’ün Ergenekon’da olduğu gibi’Türk Milleti’ ni yeniden kurtarması’ özlemi vurgulanmıştır. Nİtekim 10 yıl sonra(1929), Yakup Kadri (Karaosmanoğlu)’Ergenekon’ adlı kitabında da Türkiye’nin Kurtuluş Savaşı’nı yeni bir Ergenekon gibi görmüş ve yorumlamıştır.(3)
    ————————-
    (1)’Türk Dünyası’ifadesi ilk defa A.Y.(Akçuraoğlu Yusuf)imzası ile kullanılmıştır.(Geçen Yıl,Türk Yurdu, Tutibay yayını,C.3, S.61, 2 Nisan 1914, s.220-228,(1)numaralı dipnot),Ankara-1999)
    (2)Bir Tarih Emektârının Arşivinden Bâkir Belgeler-II, Türk Dünyası Tarih Dergisi, S.18, Haziran-1988,s.38-41.
    (3)Yakup Kadri (Karaosmanoğlu),Ergenekon, İstanbul-1929(Sonradan yeni baskıları yapıldı).
    ———————————–
    TÜRK OCAKLARI’NDA İLK BOZKURT
    Tesadüf eseri ortaya çıkan, çekildiği yer ve zaman tam olarak bilinmemekle beraber, 1918 yıllarında, İstanbul’un Fatih semtinde olduğu tahmin edilen bir fotoğrafta(1), Türk Ocağı tarafından işletilen, halka açık yazlık bir çay bahçesinin giriş kapısı üzerine asılan büyükçe bir tabelânın sağ ve sol başlarında, hilâllerin içinde yıldız yerine yandan görünümlü birer ‘Bozkurt başı’ kullanılmıştır. Bu, Türk Ocakları’nın resmî anlamda kullandığı ilk Bozkurt motifidir. Çünkü, tabelâda ‘Türk Ocağı Serbest Bahçe ve Salonları’ yazılı olduğundan,ona ait bir işletmedir. Ancak bu motif bir daha Türk Ocakları’nda görülmemiş, sadece Cumhuriyetten sonra ortaokul öğrencilerinin giydikleri kasket kokartlarında kullanılmıştır.(2)
    —————————
    (1)Fotoğrafın aslı Mehmet Uzun(Baboğlu)dadır.
    (2)Kendi özel arşivinde bulunan orjinal fotoğrafta Sami Yavrucuk ve arkadaşı bu Bozkurt kokartlı şapkası ile görülür.
    ———————————————
    Gelecek sohbetimizin konusu:
    KUVAYI MİLLİYE’DE BOZKURT olsun…

  38. Fahrettin Savaş Konar yorum tarihi 13 Eylül, 2011 03:01

    ATATÜRK VE BOZKURT konusuna ek:
    KUVAYI MİLLİYE’DE BOZKURT
    Topraklarımız düşmanlar tarafından ,şgal edilince, değişik adlarla kurulan milis güçlerden biri de ‘Kuvayı Milliye’dir. İlk defa 1913′te ‘Batı Trakya Bağımsız Türk Cumhuriyeti’nde Kuşçubaşı Eşref Beğe ‘Kuvayı Milliye Kumandanı’ denmiş, Anadolu’da ise, 1918 sonunda düşmana karşı sivil güç kurmak için İstanbul’da yapılan toplantıda kullanılmış ve 13 Haziran 1919′da Alaşehir’deki toplantıda; Kuvayı Milliye Heyeti kurulmuştur. Sivas Kongresi kararlarından sonra da başına Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa’nın getirilmesiyle Kuvayı Milliye, askerî yönetime/denetime alındı. İşte bu Kuvayı Milliye’nin şapkalarında ‘Ay-Yıldız içersinde koşan bir Bozkurt’ vardır.(1)
    Çukurova’da (Adana-Mersin dolayları)kurulan Kuvayı Milliye Teşkilâtı’nın tabelâsında Bozkurt olduğu söylenmiş(2)ve katılan müfrezelerden birinin adı da tarihe ‘Bozkurt Müfrezesi’ olarak geçmiştir.(3)
    ————————-
    (1)Ali Pekşen, ‘Türk Lirası Banknotlarının Görselliği Üzerine’, 4.1.2009,
    http://13Temmuz.blogcu.com/turk-lirasi-banknotlarinin-gorse…-122k
    (2)Hüseyin Taş, amblemi Kuvayı Milliye Cemiyeti’nin tabelâsında gördüğünü söylemiştir.
    (3)Bu müfreze 26 Nisan 1920′de kuruldu ve komutanı eski millî hakemlerimizden Erman Toroğlu’nun dedesi Ahmet Mithat(Toroğlu)tır.
    (Gündüz Artan, İçel Tarihi-İşgalden Kurtuluşa, Türk Kütüphaneciler Derneği yayını-3, Mersin-2001, s.45)
    ———————————-
    DESTANLAŞAN KARBOĞAZI VE 44 BOZKURT
    Adana çevresini işgal eden Fransızlar, işbirlikçi Ermenilerle kız ve kadınlara tecavüze başlamışlardı.Çukurovalılar da düşmanla mücadele için dağa çıkmıştı. Sunullah’ın oğlu Usta Mehmet, tan ağarırken yanıp sönen ışığı Fransız işareti zannedip ateş edince, çay içen Fransız komutanını alnından vurmuştu.O, parlryanın çay bardağı olduğunu bilemezdi.Bu, bölgede düşmana atılan ilk kurşundu. Derhal dağlardaki Fransız Tabur Komutanı Menil’e haber gönderildi. Ancak arazideki milis gücü onu her yönden ateş altına almış ve genel karargâhından istediği yardımın ulaşması da diğer milisler tarafından önlenmişti. Sıkışan Menil, yolda gördüğü Oduncu Veli’yi kendisine rehberlik yapması için ikna etmişti.Ancak o, yanındaki hanımını köye göndererek milislere haberi ulaştırmiş ve kendisi de Fransızları Karboğazı’na getirmişti.Köyde acele bulunan 44 milis güç de burada düşmanı sıkıştırıp perişan etti. Sonunda iyice sıkıştığını anlayan Fransız Taburu 400 ölü vermiş, 100 yaralı, 650 er, 1 binbaşı,23 diğer küçük rütbeli subay ve ağırlığı ile teslim alınmıştı. Onun için bu olay, 44 Bozkurtun yazdığı bir destan olatak tarihe geçmiştir.(1)
    İşte, destan yaratan bu aziz şehit ve gâzilerimizin ruhlarını şâd etmek ve yaşananları unutmamak için olayın getiği yerde Gülek Belediyesi’nin girişimi ile önce Kuvayı Milliye Anıtı dikilmiş ve sonra da kaideden ayrı,anıtın sağ ve sol taraflarına, ağızlarından su akan, bronzdan birer kurtbaşı monte edilmiştir.(2) Şimdi burada kurdun ağzından akan su içilerek bu 44 yiğit Bozkurt anılmakta, ruhları şâd edilmektedir.
    ———————————-
    (1)Şuayip Bozfakıoğlu, ‘Karboğazı’nda 44 Bozkurt’, Orkun dergisi, Kasım-1999, s.45-46.
    (2)Anıtın ve Kurtbaşlı çeşmenin resimlerini temin eden Hüseyin Taş’a burada teşekkür ediyorum.
    —————————–
    Bir müddet İstanbul dışında bulunacağımdan dolayı sohbet7yorumlarımıza ara vermek durumundayım. Dönünce sohbet konumuz, çok az kişinin bildiği
    ATATÜRK’ÜN TÜRK BAYRAĞI’NDA BOZKURT ÖZLEMİ olacak
    ————————————————-

  39. Fahrettin Savaş Konar yorum tarihi 26 Eylül, 2011 01:04

    ATATÜRK VE BOZKURT konusuna ek:
    Uzunca bir aradan sonra tekrar beraberiz. Bugünkü sohbet konumuz daha evvelce söylediğimiz gibi çok az kişinin bilgi sahibi olduğu bir konu olacak:
    ATATÜRK’ÜN TÜRK BAYRAĞINDA BOZKURT ÖZLEMİ
    Yıl 1921 sonları… Anadolu’nun her yerinde kurtuluş mücadeldsi hız kazanmış ve düşman perişan durumdadır. Ancak asıl savaş, Ankara’ya yaklaşan Yunan ordusu ile yapılmaktadır. Düzenli ordumuzun başında da Mustafa Kemal bulunmaktadır. Sakarya Meydan Savaşı diye anılan savaşın henüz bitmediği, ancak düşmana büyük kayıplar verdirilerek geri çekilmeye mecbur bırakıldığı günlerde bir akşam Atatürk silâh arkadaşları ile sohbet ederken konu yeni devletin kuruluşuna gelir.İşte bu sırada Atatür(mealen): ‘Arkadaşlar! Yakın zamanda yeni bir devlet kuracağız. Bu devlete bir gökbayrak gerek. Ama bu bayrağın üzerinde -ön yüzden bir Bozkurt başı- olsun’ diyor. Bu sözü üzerine birden şaşkınlık geçiren arkadaşları, halkın Ay-yıldızlı bayrağa alıştıklarını ve bunun halk üzerinde de etkilili olduğu görüşünü dile getirirler. Ve bu görüş orda kalır. Ancak Atatürk’ün içindeki bu özlem sönmez.

    ATATÜRK’ÜN BU ÖZLEMİ NASIL ORTAYA ÇIKTI?
    Ben bu konuyu ilk defa Marmara Üniversitesi’nin(İst.) 2005 yılında düzenlediği ‘Kültür Tarihimizde Gizli Diller ve Şifreler’ ana konulu sempozyumda ‘Atatürk Döneminde Kurt Sembolü’(1) başlıklı bildirimi sunduktan sonra tartışma bölümünde söz alan MÜ Türkiyat Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof.Dr.Emine Gürsoy Naskali’nin bir hâtırasını nakletmesi üzerine duydum. Kendilerine dedesi, eski Cumhurbaşkanı Celâl Bayar anlatmış. Anlatımdan sonra da epey heyecanlandım ve sonra aynı konu hakkında ORKUN dergisinde bir yazı yayımladım.(2) Fakat, 2007 yılında aynı konunun Atatürk’ün ölümünün 32. yıl dönümü(1970) dolayısı ile tarihçi,gazeteci ve yazar Enver Behnan Şapolyo’nun yazdığını, gazetedeki bir seri yazıdan öğrendim.(3) Burada kısa bir girişten sonra Enver Behnan Şapolyo’nun yazısının tamamı verildiği gibi, alındığı kaynak da vardı; ancak bu kaynak ana kaynak değildi.Bu kaynak ile temasa geçerek nihayet ana kaynağa ulaştım.(4)
    Bu arada araştırmacı,yazar, gazeteci rahmetli Kemal Çapraz ile de görüştüğümde tarihçi yazar Cemal Kutay’ın da bu konuda bilgi sahibi olduğunu ve kendisine olayı aktardığını söyledi.
    Aynı konuyu daha sonra bir internet sitesinde(5) okudum. Burada da C.Bayar’ın damadı, Prof.E.G. NASKALİ’nin babası Ahmet İhsan Gürsoy ile ’10 Kasım Belgeseli’ hazırlığı sırasında yapılan bir röportajda bu konu geçiyor.
    ————————-
    (1)Fahretin Savaş Konar,’Atatürk Döneminde Kurt Sembolü’, Kültür Rarihimizde Gizli Diller ve Şifreler (editörler:Emine Gürsoy Naskali-Erdal Şahin), Picus yayını, s.321-330, İstanbul-2008.
    (2)Fahrettin Savaş Konar, ‘Bozkurtlu Türk Bayrağı’ORKUN dergisi, S.88,Haziran-2005,s.31-33.
    (3)Kerrar Esat Atalay, ‘Atatürk, yeni devletin bayrağını gök bayrak olarak düşünmüştü’(Zaman Tüneli), Yeniçağ (gazetesi), 27.07.2007.
    (4)Enver Behnan Şapolyo, ‘Atatürk ve Bayrak’ Türk Kültürü(dergi), Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü yayını,C.IX,S.97, Ankara-1970,s.29-31.
    (5)Zafer Yavuz Demirkaya, ‘Bayrağımız/Atatürk’ün Aklındaki Türk Bayrağı’
    http://zaferyavuzdemirkaya.spaceslive.com/blog/ .
    —————————–
    Gelecek sohbetimiz bu konudaki ana kaynak olan Enver Behnan Şapolyo’nun
    ATATÜRK VE BAYRAK yazısı olacak.
    ———————————————–

  40. Fahrettin Savaş Konar yorum tarihi 27 Eylül, 2011 02:21

    ATATÜRK VE BOZKURT konusuna ek:
    Atatürk’ün Bozkurtlu bayrak özlemindeki ilk kaynak; o günleri yaşayan, bir yandan öğrencilik yaparken, bir yandan da öğrenci harçlığını kazanmak için gazeteye haber bulmaya çalışan Enver Behnan Şapolya’ya aittir. Konunun özelliğini ve güzelliğini bozmamak için bu yazıyı aynen aşağıya alıyorum:
    ”ATATÜRK VE BAYRAK
    O öleli 32 yıl geçti. Ata’yı anmadan edemiyoruz. Ben Atatürk’ü yirmi yaşımda iken tanımıştım. O da henüz 40 yaşına girmişti. O zamanlar Ankara’da çıkmakta olan Hâkimiyet-i Milliye gazetesinin parlamento muhabirliğini yapıyordum. Meclis müzakerelerini takip eder, gazeteme havadis verirdim. Ankara Mebusu olan Mustafa Kemal Paşa meclise sık sık gelirdi. Bir gün meclise girmek üzere idim. Atatürk’ün otomobili meclis önünde durdu. Otomobili Birinci Cihan Harbi’nden kalmış havalı bir Benz otomobildi. Şoförü de Mehmet adında birisi idi. Ona da Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal biniyordu. Mebuslar bağ evlerine ‘biriğ’ denilen iki tekerlekli arabalarla yahut da yaylı arabalarla giderlerdi. O günler ne rahattık, ne klakson sesi, ne mazot zehri havayı bozuyordu. Caddeler yayalarla dolu idi. Mustafa Kemal Paşa otomobilinden indi. Arkasında yaveri Muzaffer Kılıç geliyordu. O zamanlar Muzaffer pek genç ve yakışıklı idi. Kendisi ile İstanbul’dan tanışıyordum. Beni Ankara’da görünce sevindi, gözlerinin içi gülerek bana baktı. Sonra Atatürk’e dönerek:
    -Paşam arkadaşım Behnan!
    Dedi. Atatürk şehlalaşan gözlerini bana dikti, baktı, sonra elini uzattı. Ben öpmedim, sıktım. İşte ilk defa Atatürk’ü ben bu anda tanıdım ve derhal onu sevmiş, gönül bağlamıştım. O sevgim ve saygım hiç sönmeden devam etmektedir. Atatürk’ün başında boz renkte bir kalpak, üzerinde gri bir avcı ceketi, kilot bir pantolon, yün çorap ve üzerine getir çekilmişti. Avucunun içinde bir de iri taneli bir tesbih vardı. Atatürk getir taktığı ve tesbih kullandığı için ikisi de moda olmuştu. Ben de heveslenerek Samanpazarı’ndaki bir satıcıdan iri taneli bir tesbih almıştım. Bizi o zamanlar sık sık Rus Sefarethanesi’ne davet ederlerdi, gazeteci olarak Sadri Etem, Münir Müeyyet, Ahmet Hidayet, Yunus Bilâl, Soysal Suphi, Yusuf Mazhar iştirak ederdik, yer içer dans ederdik. O zamanlar sefarethanede gayet güzel …….sekreter vardı. Kendisi Kazanlı bir Türk kızı idi. Güzel olduğu kadar sevimli idi. Onunla dansa kalkmıştım. Benim yeşil tesbihim hoşuna gitmiş olacak ki, elimden aldı, o pembe dolgun koluna sardı, dans ettik, fakat tesbihi bana iade etmedi, onun oldu, yadigârım olsun dedim geçtim. İşte benim tesbih hikâyem budur. Atatürk de ogün ziyafette idi. Onun tesbihi sarı kehribardı.
    O gün Atatürk meclise girdi. Yaver Muzaffer benimle matbuat odasına çıktı. Muzaffer Bakırköylüdür, bunlar üç kardeştir. Salih Kılıç, Münir Kılıç, Kılıç Ali de akrabalarıdır. Münir Kılıç Sultan Reşad’ın Esvabcıbaşı idi.Muzaffer Harbiye’den topçu Mülâzım evveli çıkınca Münir bey bir şehzade ile onu, Filistin cephesine, Atatürk’ün tümenine göndermişti. Atatürk Ankara’ya geldiği zaman Mehmet Vahdettin Padişih olmuştu. Fakat Münir Bey sarayda kalmıştı. Saraya ait hâdiseleri Ankara’ya bu zat bildirmekte idi.
    Muzaffer Kılıç dolayısıyla Çankaya’ya giderdim, bu vesile ile Atatürk’ü yakından tanıdım ve annesi Zübeyde Hanımla da tanışmak mutluluğuna kavuştum.Arkadaşım foto muhabiri Esat da köşkte idi. Esat, Atatürk’e ait pek çok fotoğraflar çekmiştir.
    Muzaffer Kılıç’ın kardeşi Salih Kılıç, Osmanlı Harbiye Nazırlığı ve Erkânı Harbiye Reisliğini yapmış olan Fevzi Paşa’yı (Çakmak) Ankara’ya kaçırmıştı.
    Ben Muzaffer Kılıç vasıtasıyla Atatürk’e ait notlar almıştım. Bir gün Muzaffer Kılıç’a Büyük Millet Meclisi’nin damı üzerinde dalgalanan hür bayrağımızın bana verdiği heyecanı anlatmıştım. Sonra ona dedim ki:
    -Atatürk bayrağımızı değiştirmeyi düşünüyor mu, sen bir şey duydun mu?
    Muzaffer gülümseyerek:
    -Gök bayrağı kabul etmeği düşünüyor!
    -Gök bayrak mı?
    -Evet! Atalarımızın kullandığı gök renkli bayrağı yeni devletin bayrağı olmasını düşünüyor, fakat daha bir şey yok! Dedi.
    Gök bayrak. Orta Asya’da altıncı yüz yılda devlet kurmuş olan ‘Gök Türk’ devletinin bayrağı idi. Bugünkü kırmızı içinde Ay ve Yıldızı olan Türk Bayrağı’nı önce III. Selim, sonra bugünkü şeklini reskî bayrak olarak Sultan II. Mahmut kabul etmişti. Atatürk yeni kuracağı devlete yeni bir bayrak kabul etmeği düşünmüş olacaktır.
    1921′de Ankara’da Vahid Bey adında bir ressam vardı. Bu zattan işittiğime göre Türk Bayrağı’ndaki yoldızın bir ucu aşağıya doğrudur. Bu inhitat işareti olarak görünmektedir. Bu uç yukarıya doğru yapılırsa, itilâ, yükselme işareti olarak kabul edilecektir, demişti. Böyle de yapıldı. Ressam Vahid Bey, ilk cumhuriyet pullarının da resimlerini yapmıştı.
    Atatürk’ün Türk Bayrağı olarak, gök bayrağı kabul edeceğini, üçüncü Cumhurbaşkanı Celâl Bayar’a sormuştum. Dedi ki:
    -Atatürk, Cumhuriyetin resmî bayrağını gökbayrak olarak düşünmüştü, fakat bu hususta hiçbir neriyat yapılmadığından, bu bayrağı kabul etmediler, dedi. Bu husus kendisinden sorulabilir.
    Atatürk mavi rengi, yani turkuvaz rengini severdi. Çünkü bu renk eski Türk bayrağının rengi idi. Bu renk Selçuk çinilerinde ve Mevlâna Türbesi’nde (Kubbe-i Hadra da) görülmektedir. Sünnet çocuklarının entarisi mavidir. Köylü gençleri bayramlarda mavi gömlek giymektedirler. Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethi sıralarında giydiği çizme mavi, yani gök renginde idi.
    Atatürk bir de ‘Türk arması’ müsabakası yaptırmıştı.Kabul edilen bir Bozkurttu. Bu resim Millî Eğitim Bakanlığı’nın yayınlamış olduğu Hayat mecmuasında yayınlanmıştır. İşte Atatürk, atalarına bu şekilde bağlı bir milliyetçi idi. O, batı medeniyetine hayran, fakat onun kültürüne hiçbir zaman hayran olmamıştır.
    Atatürk harsta milliyetçi, medeniyette batılı idi.Demek oluyor ki, gök bayrak onun mefkûresinde yaşıyordu. Gök renkli bayrağı kabul etmeği düşündü, fakat çok güzel olan Albayrağımızdan da vazgeçemedi. Atatürk her yönü ile orijinal adamdır.Onu feferruatıyla incelemek gerekir. O zaman Atatürk meydana çıkar.
    Otuz ikinci yıl dönümü dolayısıyla bu hâtırayı da belirtmek arzusuyla bu yazıyı yazdım.
    Şimdi ono kabrini kaplayan semada gök bayrağı hayal ediyorum!.. Koca Türk, kabrinde rahat yat! Eserini yaşatanların sayısı çoktur!..”
    ———————————
    SONUÇLAR
    Atatürk ve Bayrak konusunu yazılan ve söylenenler çerçevesinde değerlendirecek olursak:
    1)Atatürk’ün arzuladığı Gök Bayrak olayı 1921 yılında geçmiştir.
    2)Bayrağın rengi Gök mavisi=Türk mavisi=turkuvaz ve üzerindeki Bozkurt’un görünüş biçimi ise, Bayar’ın torunu Prof.NASKALİ’nin ifadesiyle ön yüzden olmalıdır.
    3)Her ne kadar Atatürk’ün bu arzusu gerçekleşmemiş ise de, içindeki Bozkurt sevgisi sönmemiştir. Nitekim daha sonraki icraatlarında bu durum açık bir biçimde görülmüştür.
    ——————————–
    Gelecek sohbetimizin konusu Atatürk’ün niçin böyle bir bayrak düşündüğü üzerinde bir fikir cimnastiği olarak BİR ZİNCİRİN HALKALARI başlığıyla işlenecektir.
    ————————————————-

  41. Fahrettin Savaş Konar yorum tarihi 28 Eylül, 2011 01:14

    ATATÜRK VE BOZKURT konusuna ek:
    Bugünkü yorumumuz Atatürk’ün yeni kurulacak devletin bayrağında niçin Bozkurt olmasını istediği üzerinde bir fikir cimnastiği yapmak ve değişik altarnatiflerle konuya bir zincirin halkaları biçiminde açıklık getirmeye çalışmak olacaktır. Onunu için de konu başlığı olarak;
    BİR ZİNCİRİN HALKALARI diyoruz.
    Öyleyse konumuzu “Atatürk Türk Bayrağında Bozkurt başını neden istemiştir? sorusu ile açarak tarih süzgeçinden geçireceğimiz olaylar ve Atatürk’ün kişiliğini gözönüne alarak değişik altarnatifler sunalım. Benim görüşüme göre:
    1)Çünkü Atatürk,çok okuyan (özellikle tarih), milletini ve Bozkurtu çok seven bir kişidir.
    2)Atatürk, Göktürk Devleti’ne ve onu yöneten Türk büyüklerine hayrandır ve Göktürkler’in bayraklarında kurt başı vardır. Ancak buradaki Bozkurt başı yandan görünümlü olarak kullanılmış.
    3)Yoksa çok sevdiği Türk ulularından Dede Korkut’un ‘Salur Kazan’ hikâyesinde geçen “Kurt yüzü mübarektir” ve “Kara başım kurban olsun sana” sözlerinin onun üzerinde bıraktığı bir etki midir?
    4)Atatürk, Türk komutanlarından en çok sevdiklerini sayarken ilk sıraya Timur’u koymaktadır. Hatta bir sohbetinde:
    “Timur zamanında olsaydım, onun yaptığını yapabilir miydim, onu söyleyemem; fakat o benim zamanımda olsaydı, belki daha fazlasını yapabilirdi” diyerek, Timur’un büyüklüğünü ifade etmiştir. Ve o Timur da; çok sevdiği ve her sefere çıkışında öncelikle ziyaret ederek dua ettiği ‘Hoca Ahmet Yesevi’ türbesini yaptırmıştır. Bu türbenin de Kazanlı Oda giriş kapısının her iki kanadının metal tokmaklarında birer büyük ve ikişer küçük, altı adet -hem de ön yüzden görünümlü- Bozkurt başı kullanılmıştır. Acaba bu durum Atatürk’ün üzerinde etkili olmuş mudur?
    5)Yoksa, 20 Eylül 1917′de Halep’ten Talât ve Enver Paşalara gönderdiği uyarı raporunu, henüz İstanbul İngiliz işgali altında iken tam metin halinde yayımlayan (15 Ekim 1919) ‘Türk Dünyası’ adlı gazetenin sağ ve sol üst köşelerinde -ön yüzden- görünümlü birer Bozkurt başı ve sağ üst köşesindeki Bozkurtun ağzında ise, ‘Yeni bir Ergenekon özlemiyle’ yazısı vardır. Acaba onu etkileyen bu olabilir miydi?
    6)Veya, tarihini çok iyi bilen ve seven büyük Bozkurt Atatürk’ü bütün bunlardan çıkardığı ders sonunda verdiği karar mıydı onu etkileyen?
    Elbetteki bu zincirin halkaları üzerindeki yorumları çoğaltmak mümkün. Ancak gerçek doğru, onun kafasında kalmıştır.
    —————————————-
    Gelecek yorum/sohbetimizi -kronolojik sıraya göre- Atatürk döneminde çıkarılan pullara ayırmayı düşünmüştüm. Ancak, bu yorumlara vesile olan yukarıdaki Ergenekon’dan Çıkış tablosunun önceliğini gözönüne alarak bu konuyu incelemek istiyorum.
    ———————————————-

  42. Fahrettin Savaş Konar yorum tarihi 29 Eylül, 2011 02:05

    ATATÜRK VE BOZKURT konusuna ek olarak, bu sayfanın en üstünde bulunan Ergenekon’dan Çıkış tablosunun altındaki yazı ile ilgili yorumumu iki ayrı konuda vereceğim:
    1)”Atatürk’ün 1928 yılında Türk Ocağı Genel Merkezi binası olarak yaptırdığı…” cümlesindeki ifade doğru değildir. Şöyleki: Bu bina devletin hiçbir maddî katkısı olmadan, tamamen üyelerinin ve bâzı yabancı kişilerin bağışları ile tamamlanmıştır.
    Türk Ocağı üyelerinden Yüksek Mimar Arif Hikmet Koyunoğlu’nun bir projesi olan bu binanın inşaatı hakkında yapılan açıklama aynen şöyledir:
    “Binanın inşaatı için toplam 601.411.-TL. harcanmış ve bina 1927 senesinde bitirilmiştir.Bu meblâğın tamamı Ocak’ın imkânları ve yardımlarla karşılanmış,Devletten tek bir kuruş alınmamıştır. Yardımlar arasında Arthur Nach isimli Amerikalı hazır elbise fabrikatörünün 120.000 $(dolar); Yunanistan Başbakanı Venizelos’un 5.000.-TL. bağışları en önemlileridir.(Ayrıca Fransız Hükûmeti de 60 bin ciltlik muazzam bir kütüphane kurulması için yardımda bulunmuştur.”(1)
    Ancak; Atatürk, gittiği şubelere daima maddî ve mânevî desteklerde bulunmuştur. Örnek vermek gerekirse; Mustafa Kemal Paşa daha kuruluş aşamasında İstanbul Türk Ocağı için 300 lir(1923) ve Zonguldak Türk Ocağı’na 200 lira(1923) yardımda bulunmuştur.(2)
    Merkez binanın arsasının alınışı ile yapımında devletin her ne kadar maddî bir katkısı olmamış ise de, binanın temeli o günkü Başbakan İsmet İnönü tarafından atılmıştır(21 Mart 1927).
    Atatürk’ün yaptığı bütün büyük toplantılar (özellikle Cumhuriyet baloları)hep bu binada olmuştur. Yine Atatürk yurt içi gezilerinde halka ve ocaklılara hep Türk Ocakları şube binalarında hitabetmiştir. Çünkü Atatürk, Türk Ocaklarını kutsal bir mekân ve fikirlerini, yeni Türk devletinin kuruluş felsefesinde çok önemli kabul etmiş; yaptığı birçok konuşmasında bu düşüncelerini açıkça ifade etmiştir. Meselâ 15 Mart 1923′de eşi Lâtife Hanım(sonradan, Türk Ocakları’nın tek fahrî Genel Başkanı) ile birlikte Adana Türk Ocağı Şubesi’ni ziyaret etmişler ve buradaki konuşmalarından sonra da Ocağın Hâtıra Defteri’ne şu görüşlerini yazmışlardır: GâziMustafa Kemal’in yazısı:
    “Adana Türk Ocağı Türklük nûrunun feyyaz menbaı olsun! Bu ocağın ateşi çok, pek çok kadimdir.Onu asırlarca söndürmeye çalışmaktan hâli kalmadılar. Fakat, buna her teşebbüs edenin ocağı söndü. Çünkü o müteşebbisler, düşünmüyorlardı ki,Adana Türk Ocağı en asîl Türk Ocaklarının kızgın ateşleriyle daima tenmiye olunmuştur. Ocağın bugünkü nurlu alevi her kalbi aydınlatıyor. Ben bugün bu alevin sıcak temasında ne derin sevinç ve saadet hisleri duydum.”
    Atatürk’ün bu sözlerinden sonra eşi Lâtife Hanım da şöyle yazıyor:
    “Bu zengin topraklara, böyle münevver gençlere mâlik olan Türk Adana’nın Ocağı daima tütsün.”(3) Atatürk,26 Nisan 1925′de ise Ankara’da Türk Ocakları delegelerine hitaben:
    “Bu gibi içtimaî ocakları hep garp memleketlerinde tekasüf etmiştir(bir araya gelmiştir). Şimdi şark bu boşluğun cezasını çekmektedir.Türk Cumhuriyetinin inkılâbı, Ocaklara istinat etmektedir” demiştir.(4)
    Yine 27 Nisan 1926′da Türk Ocakları delegelerini kabulü sırasında:
    “Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz ve Türk milliyetçisiyiz.Cumhuriyetimizin mesnedi(dayanağı) Türk camiasıdır. Bu camianın efradı ne kadar Türk harsiyle(kültürüyle) meşbu(doymuş) olursa, o camiaya itinad eden Cumhuriyet de kuvvetli olur. Türk Ocakları teessüsler(kuruluşlar)tarihinden itibaren çok yüksek hizmetler ifâ etmiştir(yerine getirmiştir). Bu mesaide devam ediniz.”(5)
    Bu konuda misallerimizi çoğaltmak elbetteki mümkündür. Ancak igi duyanlar için başta 100. yılını doldurmuş Türk Yurdu dergileri başta olmak üzere, ayrıca daha birçok kaynak da verebiliriz.
    ———————–
    (1)Nuri Gürgür(Türk Ocakları Genel Başkanı), Türk Ocakları Tarihî Binasını Geri İstiyor, Türk Yurdu Yayınları-12, s.4.
    (2)Dr.Yusuf Sarınay (şimdi Prof.), Türk Milliyetçiliğinin Tarihî Gelişimi ve Türk Ocakları(1912-1931), Ötüken Yayını, 1.Baskı, İstanbul-1994, s.273.
    (3)Mehmet Uzun-Yücel Hacaloğlu(Haz.), Türk Ocakları Belgeseli-Belgeler/Resimler(1912-1994), Türk Yurdu Neşriyatı-12, Ankara-1994, s.65.
    (4)Nimet Arsan(Haz.), Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, 3.Baskı,Millî Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Yayınları, Ankara-1981, s.35.
    (5)Nimet Arsan, a.g.e. s.114.
    ————————————————
    Gelecek yorumumuzda ikinci kısım olarak ERGENEKO DESTANI VE tablosu üzerinde yapacağım.
    ————————————————–

  43. Fahrettin Savaş Konar yorum tarihi 30 Eylül, 2011 01:18

    ATATÜRK VE BOZKURT konusuna ek:
    2)Şimdi de konumuzun ikinci bölümü olan Ergenekon tablosunu ele alalım:
    ERGENEKON DESTANI / BOZKURT DESTANI
    Ergenekon destanı, Türk destanları arasında, üzerinde en şekli çok çalışılan ve çok miktarda versiyonu bulunan bir destanımızdır. Gerek düz yazı(nesir),gerekse şiir olarak sadece bende 40′a yakın değişik şekli(versiyonu) vardır. Ayrıca tablo ve kartpostal olarak da değişik biçimlerde yapılmıştır. Hatta bu destanın yaşandığı dönem hakkında bile değişik fikirler mevcuttur. Ağırlıklı olarak bu destanın Göktürkler döneminde yaşandığı biçimindedir. Ancak, her yıl 21 Martta Ergenekon Bayramı biçiminde kutlanan bu günün aslında ‘Bozkurt Bayramı’ olarak, yaklaşık 5000 yıldır kutlanmakta olduğu, eski kaynaklara dayalı olarak ifade edilmiştir. Nitekim Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı’nca her yılkutlanmakta olan Ergenekon Bayramı’nın bu yıl 4648.si 19 Mart 2011 tarihinde kutlanmıştır.(1) Çünkü Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Başkanı Prof.Dr. Turan Yazgan’a ve her yıl hazırladığı ‘Türk Takvimi’ ile bilinen, H.Nihâl ATSIZ Hoca’nın öğrencisi Erk Yurtsever’e göre, Ergenekon olayı Göktürklerden çok daha evvel yaşanmış bir olaydır.
    Yine bu konuda araştırmalarda bulunan ve yazdığı Türk Tarihi ile ATSIZ Hoca’nın beğenisini kazanan Yılmaz Öztuna’ya göre(2),Fransız araştımacının(3) Çin kaynakları üzerinde yaptığı araştırmaya dayanarak, olay Göktürkler döneminde geçmiş ve hatta olayın kimler arasında, hangi tarihte geçtiği ve Ergenekon denen bölgede, daha evvel yazıldığı gibi 400 yıl değil, 96 yıl kalındığı ifade edilmiştir.
    Konunun daha uzun yıllar araştırılıp tartışma konusu olacağını zannediyorum.
    —————————-
    (1)Türk Dünyası Tarih Kültür Dergisi, Türk Dünyası ile ilgili çalışmalarımız(Faaliyetlerimiz) -Süleymaniye Kürsüsü, S.292, Nisan-2011, s.12.
    (2)Yılmaz Öztuna bu konuda 30 yıl ara ile iki farklı Ergenekon Destanı yazmıştır. Birincisi; Türkiye Tarihi, C.1, İstanbul-1963, s.172-174′de; ikincisi ise, “Bir tarihî olay mı, sadece efsane ve destan mı? ERGENEKON NEDİR?, Türkiye gazetesi, 4 Nisan 1993, s.8.
    (3)Stanislas Julien, Dokuments Hiustoriques sur les Tou-kious (Turcs), Journal Asiatique, Paris- 1864, VI. Seri, Cilt.III, s.348-9.
    Dr.Gülçin Çadırlıoğlu(şimdi Prof.)destanın Çin kaynaklarından 1756′da Doguignes ve 1864′de ise Stanislas Julien’in tercüme ettiklerini ve Ziya Gökalp ile Prof.Fuat Köprülü’nün eserlerinde bu tercümelerin esas alındığını yazmaktadır. (Türk Destanlarında Bozkurt, Bozkurt Dergisi, Bozkurt Gecesi için Özel Sayı, 19 Mart 1968, s.11-12)
    Bu kutlu gün ve kutlamalar hakkında daha fazla bilgi edinmek isteyenler Prof.Dr. Abdülhalûk Çay’ın “Türk Ergenekon Bayramı” adlı eserinden istifade edebilirler.
    Stanislas Julien, Türk Ocakları’nın 23 Nisan 1925 tarihinde yapılan İkinci Kurultay’ında Hars Heyeti adına Samih Rıfat’ın teklifi üzerine “Türk Harsına(kültürüne) hizmet etmiş yabancılara fahrî üyelik verilenler arasındadır(Türk Yurdu dergisi, Tutibay yayını, C.9, S.170-9,Haziran-1925, s.138, Ankara-2001)
    ————————————————-
    ERGENEKON’DAN ÇIKIŞ TABLOSU
    Bir Göktürk ve Bozkurt hayranı olan Atatürk bir gün Millî Eğitim Bakanlığı’nı ziyaret ettiğinde giriş kapısının sağ tarafındaki duvarı boş görünce, buraya bir Ergenekon’dan Çıkış tablosu yapılmasını ister. Bunun üzerine o yıllarda Bayındırlık Bakanlığı’nda görevli ressam Ratip Tahir(Burak)e söylenir ve istenilen tablo yaptırılır. Tablo Atatürk’ün istediği yere asılır ve Atatürk de tabloyu çok beğenir.
    Atatürk’ün ölümünden sonra bu tablo yerinden kaldırılır ve 50′li yıllardan sonra da Türk Ocakları’nın tarihî Genel Merkez binasının birinci katına çıkan merdivenlerin sağ tarafında duvara asılır.
    1980 İhtilâli’nden sonra ise, bu bina her türlü eşyası ile birlikte Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi’ne verildiği için orada kalır. Halen tablo bu müzede bulunmakla beraber, yerinden kaldırılıp depoya konulduğu söylenmektedir.
    Bu tablo, 1635 sayılı Tebliğler Dergisi ile okullara tavsiye edilmiştir. Ayrıca 1961 yılında, 1960 İhtilâli’nin 1.yıl dönümü dolayısı ile 40 Kş. değerinde bir posta pulu olarak da çıkarılmış ve kullanılmıştır.
    ——————————————–
    Gelecek yorumumuzda bu tablonun ressam İbrahim Çallı tarafından yapıldığı yanlışlığı nereden çıktı konusu üzerinde duracağım.
    ————————————————

  44. Fahrettin Savaş Konar yorum tarihi 1 Ekim, 2011 01:33

    ATATÜRK VE BOZKYRT konusuna ek:
    YANLIŞLIK NEREDEN DOĞDU?
    2005 yılına kadar konu ile ilgili olarak neşredşlen her türlü yayında bu tablonun gerçek ressamı Ratip Tahir (Burak) gösterilmiştir. Ancak 2005′de İbrahim Candan tarafından yazılan ve Akasya Kitap tarafından yayımlanan “Seni Anlasaydık Bu Hâle Gelmezdik”(1)adlı eserde yazarın yaptığı yanlışlık (aynen bu kitabın 252. sayfasında ki yazılar gibi) bunu kaynak alan herkeste/her yazıda görülmüştür, devam etmiştir. Ayni hataya http://www.eskimeyendostlar.net/ sitesinde, bir öğrenci olan Cihan Kurunç kardeşimizin 09.02.2011 tarihinde kaleme aldığı “Türk Milleti’nin 3 Bin Yıllık Millî Politik Sembolü BOZKURT” başlıklı yazısında da rastlanmıştır. Ve bu yazının sonunda da kaynak olarak sadece İbrahim Candan’ın kitabı gösterilmiştir.
    —————————-
    (1)Aynı kitabın renksiz baskısı(kapak hariç); küçük boy ve CD’siz olarak daha sonra yeniden basılmış ve Yeniçağ gazetesi ile birlikte 5.-TL. değerle verilmiştir. İlgili resim ve bilgi bu kitapta 235. sayfadadır.
    ————————————————-
    İBRAHİM CANDAN’IN HATASI
    İbrahim Candan adı geçen eserinin 226-227. sayfalarına aldığı Yılmaz Öztuna’ya ait “Bozkurt Nedir?” yazısında gördüğü doğruyu maalesef 253. sayfada -ne hikmetse- değiştirmiştir.(2) Böylece 227. sayfada Yılmaz Öztuna tarafından tablonun ressamı Ratip Tahir (Burak) yazılı iken, 252. sayfada bu ressamı İbrahim Çallı olarak yazmıştır; bu bir tenakuzdur.
    Yılmaz Öztuna adı geçen bu yazısının sonlarına doğru şöyle diyor:
    “Daha sonra Türk, Anadolu’ya kapatılarak ikinci defa Ergenekon’a mahkûm edilmek istendi. Bu defa millî mücadelede başı çeken Mustafa Kemal “Bozkurt” olmuştu. Türk milletine rehber olarak… Atatürk Millî Eğitim Bakanlığı’nın girişine, Ressam Ratip Tahir’eErgenekon’dan Çıkış tablosu yaptırtmıştı.”
    Yine Yılmaz Öztuna, daha 1993 yılında “Bir tarihî olay mı, sadece efsane ve destan mı? Ergenekon Nedir? başlıklı inceleme yazısında da Ergenekon’ dan Çıkış tablosu hakkında şöyle yazıyordu:
    “Atatürk’ün emriyle Millî Eğitim Bakanlığı’nın girişine Ratip Tahir’e yaptırılan Ergenekon’dan Çıkış tablosu asılmıştı.”(3)
    ——————
    (2)Yazarın “Yılmaz Öztuna, Türkiye Gazetesi, 2003″ olarak gösterdiği kaynaktaki yazı “Yılmaz Öztuna, ‘Bozkurt Nedir?, Türkiye gazetesi(baş sayfa/Durum), 26 Nisan 1999′da yazılmıştır.
    (3)Yılmaz Öztuna,”Bir tarihî olay mı, sadece efsane ve destan mı? Ergenekon nedir?, Türkiye gazetesi(Tarihten Sohbetler),4 Nisan1993,s.8.
    ————————————————-
    İBRAHİM CANDAN VE KİTABI HAKKINDA
    Fotokopi çıktısı olarak yayımladığım “Türklerde Bozkurt Sevgisi” isimli araştırma konumun 9. Fasikül’ünün (Eylül-2009)143. sayfasında, “Kaynak Kitaplardan Seçmeler-8″ başlığı altında bu kitap hakkında şöyle bir açıklama yapmıştım:
    -İbrahim Candan, “Seni anlasaydık Bu Hâle Gelmezdik”, Akasya yayını, Ankara-2005+CD.
    Seni Anlasaydık Bu Hâle Gelmezdik kitabı; İbrahim Candan’ın Atatürk hakkında yaptığı bir araştırma-in celemedir. Candan burada Türkiye’nin sürüklenmekte olduğu uçuruma gidişin Atatürk’ün anlaşılamamasından, O’nun çizdiği yolun takip edilmemesinden meydana geldiğini vurgulamaktadır. Zaten Atatürk’ün ölümünden sonra, kurduğu devletin temeli olan Türk kültüründen yavaş yavaş uzaklaşılmıştır.Gelen devlet adamlarının, kendi dar görüşlerinin, devlet yönetimine aksettirilmesinden dolayı azametli dönem kaybedilmiş ve bugünlere gelinmiştir. Artık vatan topraklarını kazanan değil, mevcut vatan toprağını yabancılara satan bir ülke durumuna getirildik.Candan; “Önsöz” kısmında “Bu eser niçin yazıldı?” sorusu ile konuya cevap arayarak giriyor.
    Atatürk’ün görüş ve düşüncelerini aksettiren; “Özgürlük benim karakterimdir” sözü ile birçok aydın tarafından Bozkurta benzetilmiş veya kendisine Bozkurt denmiştir.Yine, Bozkurt gibi: “Bir millet esir yaşamaktansa, yok olsun daha iyi” diyerek; “Ya istiklâl, ya ölüm” parolası ile bu milleti esaretten ve vatanı düşman çizmesinden kurtararak, yeni ve bağımsız bir Türk devletini kurmayı başarmıştır.
    Kitapta Atatürk’ün hayatı, düşünce ve görüşleri, mücadeleleri işlenmiş, ilâveten zengin Atatürk albümü ile kaynakça konmuştur. Ayrıca kitabın eki olarak, zengin Atatürk albümlü CD verilmiştir.
    213-269.sayfalarında “Türkler,Atatürk ve Bozkurt” konusu işlenmiş. Ancak ciddi bir yanlışlık söz konusudur.(4) Zira, Atatürk’ün özel isteğiyle yaptırılan Ergenekon’dan Çıkış tablosunun ressamı Ratip Tahir(Burak)yerine İbrahim Çallı konmuştur. Halbuki Çallı’nın bu görüşü taşımadığı bilinir. Dileriz ki, yeni baskılarında bu durum göz önüne alınır ve böylece Ratip Tahir Burak’ın hakkı da teslim edilmiş olur.
    ……….kimdir?
    İbrahim Candan 1962 doğumludur. AÜ İktisat Fakültesi’ni bitirdi ve memur olarak değişik görevlerde bulundu; hâlen çalışmaktadır.
    Bu kitabından ayrı “Şiirleriyle Dilden Dile”, “Türk Kamu Yönetiminde Merkezî ve Mahallî İdarelerin Yönetimi” adlı kitapları vardır.
    ————————-
    (4)Kitapta daha birçok hatalı kısımlar da vardır. Meselâ bunlardan birisi de birçok kişide görülen bir hata olup, Petrol Ofisi ambleminin/logosunun Atatürk tarafından yaptırıldığı konusudur ki, Petrol Ofisi 1941′de kurulmuştur. Yani Atatürk’ün ölümünden sonra… Bu konuda geniş bilgi edinmek isteyenler lütfen Petrol Ofisi internet sayfasına girsinler.
    http://www.poas.com.tr/Default.aspx?pg=20
    ————————————————
    Ergenekon’dan Çıkış tablomuz hakkındaki bu kısa yorumumuzdan sonra gelecek yorumumuz:
    ATATÜRK DÖNEMİNDE ÇIKARILAN PULLAR olacak..
    ————————————————-

  45. Fahrettin Savaş Konar yorum tarihi 2 Ekim, 2011 01:08

    ATATÜRK VE BOZKURT konusuna ek:
    ATATÜRK DÖNEMİNDE ÇIKARILAN BOZKURTLU PULLAR
    Atatürk’ün 1921 yılında arzuladığı, fakat hedefine ulaştıramadığı “Bayraktaki Bozkurt” sevgisini, bu tarihten bir yıl sonra, yani yine Cumhuriyetin ilânından evvelki hükûmetin bastırdığı ilk pullarda görüyoruz. Böylece O, kurulacak devletin kültür yapısının temel taşını göstererek, yerine koyuyor ve halkına ilk mesajını böylece vermiş oluyordu.
    Atatürk döneminde iki ayrı görünümde(1) ve 22 kez “Bozkurtlu pul”bastırılmış ve kullanılmıştır.
    Bunlardan birincisi 23 Ocak 1922′de 912 seri numarası ile bastırılan puldur. Kahverengi olarak çıkarılan bu pul,10 Kuruş değerinde olup, üzerinde Bozkurt, yandan, bir bütün halinde ve ayakta duran şekliyle görülmektedir. Bozkurtun aynı görünüşlü pulu, ikinci defa 1923 yılında, 936 seri numarası ile yine 10 Kuruş değerinde, fakat bu defa kırmızı renkte çıkarılmıştır. 15 Şubat 1923′te yapılan İzmir İktisat Kongresi dolayısı ile bastırılan bu pul, 1922′de 912 seri numarası ile çıkarılan Bozkurtlu pulun rengi dışında aynısıdır. Bu görünümdeki pul, dönem içinde sadece iki defa kullanılmıştır.
    Diğer değişik görünümlü pul ise, ilk defa 1926′da 988 seri numarası ile 10 Para değerinde,gri-siyah olarak çıkarılmıştır.Bu pul,Ergenekon’dan çıkışın bir tasviridir. Çünkü burada, örs başında demirci ustası ve yanında oturmuş durumda bulunan bir Bozkurt görülmektedir. Aynı seri içinde üç pul halinde çıkan pulların ikincisinin seri numarası 989, değeri 20 Para ve rengi turuncudur. Üçüncüsü ise, 1 Kuruş değerinde, 990 seri numaralı, kırmızı renktedir.
    Bozkurtun bu görünümlü pulu değişik zamanlarda, çeşitli renk ve değerlerde tam 20 defa bastırılmış ve kullanılmıştır. Bunlar içersinde çeşitli yayınlarda en çok resmini gördüğümüz 6 Kuruş değerindeki olan ilk defa 1929 yılında,1038 seri numarası ile viyole renginde basılmıştır.(2)
    Konuyla ilgilenenlere kronolojik tablo şöyledir:
    ————————————————-
    YIL SERİ NU. DEĞERİ RENGİ
    ————————————————-
    1922 912 10 Kuruş Kahverengi
    ————————————————-
    1923 936 10 Kuruş Kırmızı
    ————————————————-
    1926 988 10 Para Gri-siyah
    989 20 Para Turuncu
    990 1 Kuruş Kırmızı
    ————————————————-
    1927 1007 1 Kuruş Siyah
    ————————————————–
    1928 1018 10 Para Kırmızı
    1019 20 Para Siyah
    1020 1 Kuruş Siyah
    ————————————————–1929 1032 20 Para Siyah
    1038 6 Kuruş Viyole
    ————————————————–
    1930 1041 10 Para Yeşil
    1044 1,5 Kuruş Gri
    1048 4 Kuruş Kırmızı
    1050 6 Kuruş Gri
    1063 10 Para Yeşil
    1066 1 Kuruş Koyu gri
    1070 3 Kuruş Kırmızı
    1072 5 Kuruş Gri
    ————————————————–
    1931 1085 1 Kuruş Gri
    ————————————————–
    1934 1145 10 Para Yeşil
    1146 2 Kuruş Gri
    ————————————————–
    (1)Bu pulların çizimini Ankara’daki Ressam Vahid Beğ yapmıştır (Enver Behnan Şapolyo,”Atattürk ve Bayrak”, Türk Kültürü dergisi, S.97, Kasım-1970, s.29-31).
    (2)Pullar hakkında teferruatlı bilgi için bkz. 1921-1982/Cumhuriyet Dönemi TÜRK PULLARI KATALOĞU, Yapı ve Kredi Bankası yay., İst.-1983.
    ——————————-
    NOT:
    Doğrusu; bugüne kadar yazılanlara -Site yönetmeni Sn.Yılmaz Karahan hariç-hiç bir yorumun gelmeyişi beni üzüyor. Konuşulduğunda -tabiri caizse- mangalda kül bırakmayan -özellikle geçlerden- yorumlarını ve sorularını bekliyorum. F.S.K.
    ———————–
    Bu kısa serzenişten sonra çoktandır yazmadığımız Bozkurtlu şiirlerden seçtiğim dâva arkadaşım Şair, Yazar, rahmetli Göktürk Mehmet Uytun’un bir kısa şiiri ile bu yorumumuzu da bağlayalım:

    UYAN ARTIK
    Beni sana, seni bana takdılar,
    Atina’da bayrağımı yaktılar.
    ***
    Mehmetçiği şehid edip gezdiler,
    Öğretmeni kurşunlayıp ezdiler.
    ***
    Akıncılar canlarından geçtiler,
    Birer birer bu toprağa düştüler.
    ***
    Kime peşkeş çekiliyor yurdumuz?
    Neden sustuk, nerde bizim kurdumuz?
    ***
    Bu topraklar kanımızla sulandı,
    Anaların yürekleri, çok yandı.
    ***
    Uyan artık, uyan büyük milletim!
    Sarsılıyor temelinden devletim.
    Göktürk Mehmet Uytun
    ———————————
    Gelecek yorumumuz Atatürk döneminde çok amaçlı ve ileriye dönük faaliyetlerde bulunmak için kurulmuş bulunan “TÜRKİYAT ENSTİTÜSÜ ve onun -yukarıda da görülen amblemi üzerinde olacaktır.
    ————————————————-

  46. Fahrettin Savaş Konar yorum tarihi 3 Ekim, 2011 01:12

    ATATÜRK VE BOZKURT konusuna ek:
    TÜRKİYAT ENSTİTÜSÜ
    Avrupa’da ve Rusya’da yıllar önce başlanan Türkiyat(=Türkojoji) çalışmaları bizde ancak 1910′da kurulan “Türk Derneği”nin, 1913 yılında kurulan “Türk Bilgi Derneği”nin bir şubesi şekline getirilmesi ve isminin de “Türkiyat Derneği Şubesi” olması ile başlamıştır.(1)
    Atatürk de , kurduğu devletin aslî unsuru olan Türklerin geçmişi üzerinde ilmî araştırmalar yapılması için bir proje düşünür ve Cumhuriyetin ilânından 4-5 gün geçmişken(2) konuyu arkadaşları ile yaptığı sohbet meclislerinden birinde açar; tartışmaya başlar. Projede eski çağlardan başlayarak; Türklerin tarih, kültlr ve medeniyetlerinin araştırılması; yayınlar, ilmî toplantılar, kongreler düzenlenerek millî varlığımızın ilmî temellere dayandırılması ve Türkler’i hakir gören Avrupa devletlerine kabul ettirilmesi hedefleniyordu.
    Projenin ilk ayağının da Türkiyat Enstitüsü olacağına karar verince konuyu hükûmete bildirir. Bakanlar Kurulu da 12 Kasım 1924′deki toplantısında 111 Sayılı Kararname ile İstanbul Üniversitesi bünyesinde “Türkiyat Enstitüsü” kurulmasını karara bağlar ve Enstitü Müdürlüğü’ne de aynı üniversitede görevli Prof.Fuat Köprülü atanır; böylece de Enstitü kurulmuş olur.(3) Daha sonra da ATATÜRK, Fuat Köprülü’yü çağırarak:
    “Fuat Beğ! Cumhuriyeti kurduk. Artık Cumhuriyeti ve devletimizi ilmî temeller üzerinde yükseltmek zamanı gelmiştir. Lütfen İstanbul Darülfünunu (Üniversitesi) bünyesinde Türkiyat Enstitüsü’nü kurunuz!(4) der. Derhal Darülfünunu’nda hızlı bir çalışma yürütülür ve hazırlanan dosya Atatürk’e sunulur. Tasarıyı çok beğenen Atatürk, savaştan yeni çıkılmış olmasına ve son derece kıt bir bütçenin bulunmasına rağmen, buradan 200.000 Türk Lirası ödenek ayrılmasını emreder.
    ——————————
    (1)Türk Yurdu,Tıpkı basım, Tutibay yayını, C.2, S.46, Ağustos-1913, s.415, Ankara-1999.
    (2)S. Buluç, “Türkiyat Enstitüsü”, Türk Ansikopedisi, Devlet Kitapları yayını, C.XXXII, Ankara-1983, s.312.
    (3)İsmi,1982′de “Türkiyat Araştırmaları Merkezi”, 1991′de ise “Türkiyat Araştırmaları Merkezi” olarak değiştirilmiştir. Aynı adla çalışmalarına devam etmektedir. Ayrıca bugün artık birçok üniversitemizde Türkiyat araştırma merkezleri kurulmuş ve faaliyetlerine devam etmektedirler.
    (4)ProfDr. Osman Fikri Sertkaya, “Atatürk ve Türk Dili” Türk Dili dergisi, S.599,Ankara,Kasım-2001, s.549.
    ————————————————–
    TÜRKİYAT ENSTİTÜSÜ AMBLEMİ
    Ancak hazırlanan ve Atatürk’ün de çok beğendiği bu dosyada bir amblem belirlenmemiştir. Onunu için Fuat Köprülü, kendilerini Enstitü için bir amblem belirleyemediklerini söyler ve ATATÜRK’e nasıl olması gerektiğini sorar. Bunun üzerine ATATÜRK, Türkiyat Enstitüsü’nün olması gereken amblemini şöyle tanımlar:
    “Fuat Beğ! Karlı Tanrı Dağları’nın önünde, elinde meşale tutan bir Bozkurt olsun; bu meşale genç Türkiye Cumhuriyeti’nin ilminin ifadesi olsun. Ergenekon’dan çıkmamızda kılavuzolan Bozkurt, Türklüğün Anadolu topraklarındaki yeni devletin kuruluşunu ifade etsin”(1)
    Atatürk’ün gösterdiği bu şartları taşıyan amblem (yukarıdaki)çizdirilip kullanılmaya başlanmıştır. Ancak, üzerindeki alt ve üst yazılar 1929′daki harf inkılabımızdan sonra değiştirilmiş ve üst kısımda iç içe geçmiş ‘T’ ve ‘E’ harfleri, aşağıya ise sadece ’1924′ yazılmıştır.
    ————————–
    (1)ProfDr. Osman Fikri Sertkaya, “Atatürk ve Türk Dili” Türk Dili dergisi,S.599, Ankara,Kasım-2001, s.549.
    ————————————————-
    TÜRKİYAT MECMUASI
    Çalışmaları kısa zamanda gerek Türkiye’deki aydınlar ve gerekse dış devletlerde bulunan Türkiyat Enstitüleri ve Türkiyatçılar arasında büyük ilgi toplayan bu enstitüye 1926′dan itibaren her yıl özel bütçe ayrılmaya başlandı. Enstiti bundan sonra Türkiyat üzerindeki araştırma ve yayınlarını hem geliştirdi ve hem de çoğalttı.
    Enstitü,haber ve araştırmalarını yayımladığı
    “Türkiyat Mecmuası”nın dışında başka yayınlar da çıkarmağa başladı. Bunların içindeki ilk yayınlarından bâzı örnekler verelim:
    -Prof. Dr. Köprülüzâde Mehmet Fuat, XIX. Asır Sazşairlerinden Erzurumlu Emrah, İstanbul Evkaf Matbaası, 1929.
    -Prof.Dr. Köprülüz^de Mehmet Fuat, XVII.Asır Sazşairlerinden Gevherî,İstanbul,YeniMatbaa-1929.
    -Prof.Dr.Köprülüzâde Mehmet Fuat, XVI.asır sonuna kadar Türk Sazşairleri, İstanbul Evkaf Mat.1930.
    -Prof.Dr. Köprülüzâde Mehmet Fuat, XVII. Asır Sazşairlerinden Kayıkçı Kul Mustafa-Genç Osman Hikâyesi, İstanbul Evkaf Matbaası, 1930.
    ————————————————-
    Atatürk bu projesini özellikle Avrupalıların Anadolu’yu işgal ettikleri, asıl sahiplerinin kendileri oldukları varsayımına karşı geliştirerek altyapı olarak Türkiyat Enstitüsü’nü kurduktan sonra arka arkaya diğer hamlelerini hayata geçirmeğe başlamıştı. Hemen arkasıdan “Türk Tarihini Tetkik Cemiyeti”, Türk Dilini Tetkik Cemiyeti ve diğer bir araştırma kurumu olup ilmî araştırmaları gençlere yaymak, bu konuda geleceğin araştırmacılarını yetiştirmek üzere Ankara Üniversitesi ‘Dil,Tarih ve Coğrafya Fakültesi’ni kurmuş, uluslar arası dil ve tarih kongrelerini başlatmıştı.
    İşte, yabancıların Anadolu üzerindeki bu temelsiz görüşleri üzerine ATATÜRK, mutemelen bu yıllarda bir de şiir yazmıştır. Bu akşamki yorumumuzu her yerde bulunmayan bu şiiri ile bağlayalım:

    HAKİKAT NERDE? (*)
    Gâfil! Hangi üç asır, hangi on asır
    Tuna ezelden Türk diyarıdır.
    Bilinen tarihler söylememiş bunu
    Kalkıyor örtüler, örtülen doğacak
    Dinleyin sesini doğan tarihin
    Aydınlıkta karaltı, karalrıda şafak
    Yalan tarihi gömüp, doğru tarihe gidin.
    Asya’nın ortasında Oğuz oğulları,
    Avrupa’nın Alp’lerinde Oğuz torunları.
    Doğudan çıkan biz, Batı’da yine biz.
    Nerde olsa, ne olsa kendimizi biliriz.
    Hep insanlar kendilerini bilseler
    Bilinir o zaman, ki hep biliriz.
    Türk, sadece bir milletin adı değil,
    Türk, bütün adamların birliğidir.
    Ey birbirine diş bileyen yığınlar!
    Ey, yığın yığın insan gafletleri!
    Yırtılsın gözlerdeki gafletten perde;
    Hakikat nerde?
    ————————–
    (*)Atatürk, gerek bu şiirine ve gerekse diğer şiirine bir başlık koymamıştır. Ancak, bu şiirin yayımlandığı yerlerde değişik başlıklar görebilirsiniz. Ben de ilk defa 30 Kasım 1995 tarihinde bu şiiri Tekirda ÜLKÜ gazetesinde yukarıdaki başlık altında kullanmıştım.
    ————————————————-
    Gelecek yorumumuz BOZKURTLU DEVLET ARMASI üzerinde olacak…
    ————————————————–

  47. Fahrettin Savaş Konar yorum tarihi 4 Ekim, 2011 01:33

    ATATÜRK VE BOZKURT konusuna ek:
    BOZKURTLU DEVLET ARMASI*
    Atatürk’ün büyük özlemi “Bozkurtlu Gökbayrak” her ne kadar ileriye sürülen sebeplerden dolayı yerine getirilememiş ise de, O’nun içindeki
    “Bozkurt sevgisi” asla sönmemiştir.1920′ li yılların ortalarına gelindiğinde özlemini bu kere Cumhuriyetin devlet armasında görmek ister.
    Çünkü, devletlerin kendisini içte ve dışta tanıtmak için kullandığı bayraklarından başka bir de armaları vardır. Öyleyse kurulan yeni Türk devleti için bir arma olmalıdır; emir verir ve bu konudaki hazırlığın yapılmasını ister. Konu Bakanlar Kurulu’na getirilir ve kabul edilecek bir karar ile Maarif Vekâleti’ne(Millî Eğitim Bakanlığı)havale edilir. Bakanlıkça bu projeyi yürütmek üzere kurulan komisyon, yarışma şartlarını(1) beirlemek için Türk Tarih Encümeni ile İstanbul Üniversitesi’nden görüş ister.
    Bu arada sivil kuruluşlarda ve yayın organlarında da kişisel açıklamalar/teklifler yapılmıştır.Konu Türk Ocakları’nını Hars(Kültür) Heyeti’nde de tartışılmış ve görüşleri kendi yayın organı olan Türk Yurdu dergisinde ilmî makaleler şeklinde yayımlanmıştır.(2) Hatta Hars Heyeti yayını olarak bir de kitap çıkarılmıştır.(3)
    Yarışma ile ilgili olarak gelen ve yayımlanan görüş ve tekliflerde Ay-yıldız ile Türklüğün sembolü olan Bozkurtun bulunması ağırlık kazanmıştır.

    DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
    Nihayet yarışmaya katılım şartnamede belirtilen tarihte sone ermiş ve sonra da değerlendirme komisyonu 23 Kasım 1926′da TBMM Reisinin başkanlığında projeleri değerlendirmiştir. Sonuçta Ressam Namık İsmail’in eseri birinci seçilmiştir. İşte seçilen bu arma resminde de Bozkurt vardır. Ancak bilmediğimiz bir sebeple bu arma şekli Atatürk tarafından beğenilmemiştir. Muhtemelen üzerinde O’nun isteği olan “ön yüzden Bozkurt” olmadığı içindir.
    1928 Şubat ayı içinde Ankara Türk Ocağı’nda verdiği bir konferansta Prof. Mesaroş aynı konu üzerinde durmuş ve devletimiz için seçilecek bir armanın üzerinde bulunması gereken figürleri, tarihimizden misaller vererek belirttikten sonra üzerinde elinde mızrakla kaleyi bekleyen bir Bozkurtun bulunduğu örneğini sunmuştur.(4)
    Bu konferans ve teklife İ.Hakkı Konyalı da eserinde yer vermiştir.(5)
    AtatürkÜn ölümünden yıllar sonra(1949), “T.C. Devleti’nin de bir arması olsun” fikri üzerinde, bir dergi tarafından yarışma açılmıştır. Bu yarışmaya katılan eserlerden dereceye girenler arasında, -jüri raporunda belirtildiği gibi- Gazanfer Ersan’ın projesinde de “Çift Kurt” motifi vardır.(6)
    Atatürk’ün Bozkurtlu Devlet Arması isteği, bâzı sivil kuruluşlara âdeta bir örnek olmuş; ve 1912′de kurulmuş olmasına rağmen, o güne kadar kendisine tanıtım amacıyla bir amblem seçmemiş bulunan Türk Ocakları 1925′den itibaren arayışa geçmiş ve sonunda -hem de ön yüzden- bir bozkurt başını amblem ve rozet olarak seçmiştir.(7)
    Yine, 1916′da kurulmuş olmasına rağmen Millî Türk Talebe Birliği de Bozkurtlu amlemini Atatürk’ten aldığı ilhamla ancak 1931 yılında seçmiştir.
    ————————–
    *Arma; İtalyanca’dan dilimize geçmiş bir kelime olup, Türkçesi ‘ongun’dur.(İbrahim Hakkı Konyalı, Âbideleri ve Kitabeleri ile Erzurum Tarihi, Erzurum Tarihini Araştırma ve Tanıtma Derneği Yayını-2, İstanbul-1960, s.317-318).
    (1)Millî Arma Müsabakası Şartnamesi, İktisat Matbaası, Ankara-1926, 59 s.+3 Levha.
    (2)Ord.Prof.Dr. Zeki Velidî Togan, “Türk Efsanelerinde Millî Alâmetler”, Türk Yurdu der. Tıpkı basım, Tutibay yayını, C.10, S.175-14, Kasım-1924, s.71-77, Akara-2001;
    “Hars Heyetinin ;çtimaları”, Türk Yurdu der.Tıpkı basım, Tutibay yayını, C.11, S.180-19, Temmuz-1926, s.49, Ankara-2001.
    (3)Samih Rıfat, Millî Armamız Nasıl Olmalı?-Türk Oranlarına ve Armalarına Dair Muhtıra, Türk Ocakları Hars Heyeti Neşriyatı-2,İstanbul-1926.
    (4)Prof.Mesaroş,”Halkçılık-Garpçılık”,Türk Yurdu Tıpkı basım,Tutibay Yayını, C.13, S.197-36, Mart-1928, Ankara-2001, s.139-147.
    (5)İbrahim Hakkı Konyalı, a.g.e.
    (6)Aylık Ansiklopedi dergisi, “Türkiye Cumhuriyeti Arması Müsabakamız sona erdi”, SERİ:2, s.7, oCAK-1950, S.2.
    (7)Samih Rıfat, “Türk Ocakları’nın Oranı(Alâmet-i Fârikası)”, Türk Yurdu dergisi, III. Tertip,C.21, S.195-1, Kânunsâsi-1928, s.17-26; Türk Yurdu(Tıpkı basm, Tutibay yayını, C.13, S.195-34, Ankara-2001, s.28-37.
    Samih Rıfat, “oran” kelimesinin eskiden tanıtım işareti anlamında kullanıldığını yazmıştır. Prof. Mesaroş da Türk Ocakları’nda verdiği(yukarıda belirtilen) konferansında şark Türklerinin parolaya “oran” dediklerini söylemiştir.
    ———————————
    Bu akşamki yorumumuzu da bu yıl içinde kaybettiğimiz değerli şairimiz Refet Körüklü’nün bir şiiri ile noktalayarak ruhunu şâd edelim.

    ÖZLENEN ÇAĞLAR
    Bil; özlenen çağlarda şafaklar yolumuzdu
    Ceddimiz, kükreyen Bozkurtlar kılavuzdu!..
    ***
    En deli fırtınalar gelirdi peşimizden
    Her ok bir zafer için çıkar tirkşimizden.
    ***
    Bitmeyen bu koşuda al atlar köpürürdü,
    Yağı güçlü olmazsa, başı duman bürürdü.
    ***
    Eskisinden daha hür, neşeliydi denizler,
    Kaç asır hükmetmiştik , bu kıtalara bizler?
    ***
    Bitmeyen zaferlerin türküsüyle uyurduk,
    Altay’dan bu gür sesi, dört kıtaya duyurduk!
    ***
    En muhteşem destanlar okunur izimizden
    Kavuşmazdı emin ol, şimşekler peşimizden.
    ***
    Şimşek çakan şu nallar, baş eğdirdi dağlara,
    Tanrımla hükmeyledim, baş eğmeyen çağlara!
    ***
    Asırlardır o çağlar yüreklerde özlenir
    Kıtalarda ceddimin fâtihleri gözlenir.
    Refet Körüklü
    (Özlenen Çağlar (şiir), Ötüken dergisi, S.46, Ekim-1967, s.13).
    ————————————————-
    Gelecek yorumumuz KÂĞIT PARALARDA BOZKURT üzerinde olacak…
    ————————————————–

  48. Fahrettin Savaş Konar yorum tarihi 5 Ekim, 2011 02:27

    ATATÜRK VE BOZKURT konusuna ek:
    KÂĞIT PARALARDA BOZKURT
    Enkısa tanımıyla; alış-verişte kullanılan bir değer vasıtası olan PARA, günümzde metal ve kâğıt paralar olmak üzere iki çeşittir.
    Bilgi ve belgelere göre dünyanın ilk metal parası, Anadolu’da yaşayan Sümerler’in torunları ve Etrüskler’in ataları olan Lidyalılar’a ait olup, MÖ. 7.yy.da kullanılmıştır. Bu bronz paranın üzerinde Lidya Kağanı ve sağ eliyle tuttuğu Bozkurt başlı bayrak vardır.(1) Ayrıca paranın üzerinde “DACIA” yazılıdır ki, bunun anlamı da “Kurtlar ülkesi” demektir.(2)
    Bozkurtlu kâğıt para (Banknot) ise, Atatürk döneminde 1927′de bastırılmıştır. Cumhuriyet Hükûmeti’nin bastırdığı, yukarıda tesimlerinin de görüldüğü ilk kâğıt paralardan 5 ve 10 Türk Lirası’nın ön yüzlerinde -adeta bir devlet arnası gibi- “Ay-yıldız üzerinde Bozkurt” motifi vardır. Bu Bozkurtlu kâğıt paralar birkaç defa basılmış ve 1942 yılına kadar kullanımda kalmıştır.

    BOZKURTLU KÂĞIT PARALARIN ÖZELLİKLERİ
    Hükûmetin dolaşıma çıkardığı ilk kâğıt para 5.- TL.dır. Bu paraların kalıpları harf devrimi öncesi hazırlandığından Arap harfleriyle basılmıştı.Ancak âtin alfabesinin kabulünden sonra yeni harfli baskıları ile değiştirildi.
    Kâğıt paraların dizaynına Atatürk’ün yeni kurulan devlet için söylediği “Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli kültürdür” ifadesi ile Türk kültürü yansıtılmıştır. Bu konuda Ali Pekşen şöyle diyor:
    “Dönemin Türklük tezleri de 5 ve 10 liralık banknotlara yansımış gibidir. 5 liralık banknotta ön yüzün ortasında ve 10 liralık banknotta yine ön yüzün sağ tarafında (sonradan Atatürk’ün, kısa bir süre de İnönü’nün yerleşeceği yerde) Kuvayı Milliye Ordusu’nun şapkasında kullanılana benzer -ay-yıldızın çerçevelediği, arka fonunda Ankara kalesinin görüldüğü koşan bir kurt resmi çıkıyor karşımıza. Yoğun ve başarılı sembol kullanımı dikkat çekicidir. Banknotlarda Atatürk resmi görülmese bile, O’nu temsilen bozkurtun kullanıldığı düşünülebilir. Türk efsanelerindeki Türk ulusunu yok olmaktan kurtaran, ona yol gösteren kurtla Atatürk özdeşleştirilmekte ve fakat TBMM’ne de vurgu yapılmaktadır.(3)
    BİR HÂTIRA: “KURTBAŞ”
    Dr. Fethi Tevetoğlu, 1944′de Türkçülerin (milliyetçilerin) hapishanede yaşadıkları olayları anlattığı hikâyesinde eski mahkûmlar arasında üzerinde kurt resmi bulunan 5 liralık kâğıt paraya “kurtbaş” dendiğini yazmıştır.(4)

    ATATÜRK SONRASI BOZKURTLU HÂTIRA METAL PARA
    Büyük Türk düşünürü ve Atatürk’ün fikir babası kabul ettiği Ziya Gökalp’in doğumunun 100. yıldönümünde(1976) Kültür Bakanlığı tarafından metal bir hâtıra para bastırılmış ve üzerine Türklüğün sembolü olan Bozkurt konulmuştur.(5)
    Bu para TC Hükûmeti tarafından basılan ilk metal paradır.
    ————————
    (1)Atlas dergisi, Ocak-2006 sayısı, s.84.
    (2)”Dacia”, bugün hâlâ Hazar Denizi güneyindeki Karpatlar’da bir bölge adıdır. Ayrıca İtalya oto sanayiinde şirket adı ve ünlü bir otomobil markası olarak da günümüzde görülür.
    (3)Ali Pekşen, Türk Lirası Banknotlarının Görselliği Üzerine, 4.1.2009.
    (4)Dr.Fethi Tevetoğlu, “Malta Masalları”, Oğuz dergisi, C.1, S.3 (Haziran-1952),s.6.
    (5)Bu PARA, Aralık-2009′da Pera Müzesi’nde (İst.)
    “Ankara Sergisi”nde teşhir edilmiştir.
    ————————————————-
    Gelecek yorumumuz Atatürk döneminde yaşanan ve tarihe damgasını vuran BOZKURT-LOTUS OLAYI üzerinde olacaktır.
    ————————————————–

  49. Fahrettin Savaş Konar yorum tarihi 6 Ekim, 2011 02:22

    ATATÜRK VE BOZKURT konusuna ek:
    BOZKURT-LOTUS OLAYI
    Türkiye Cumhuriyeti’nin yeni kurulduğu yıllarda yaşanan ve Türk tarihine olduğu kadar yabancı hukuk tarihlerine de damgasını vuran çok önemli olaylardan birisi de Bozkurt-Lotus olayıdır.
    2 Ağustos 1926′da Fransız gemisi Lotus ile Türk gemisi Bozkurt(1), Midilli Adası açıklarında çarpışır. Batan Türk gemisinden 8 mürettebat boğulur. İstanbul’a gelindiğinde Fransız ve Türk gemi kaptanları tutuklanır; Türk kaptana 4 ay, Fransız kaptana da 80 gün ceza verilirken Lotus Şirketi de ölenler için tazminat ödemeye mahkûm edilir. Karara itiraz eden Fransız Hükûmeti, dâvâyı 12 Ekim 1926′da Lahey Yüksek Adalet Divânı’na götürür.
    Neden?
    Fransa; Lozan Andlaşmasına ve kapitilasyonların kaldırılmasına duyduğu hınçla olayı fırsat bilir. Nitekim Fransız delegesi Framajo Türk delegesine şöyle der:
    “Bu hâdise, Fransa ile İngiltere arasında zuhur etseydi, mesele olmazdı. Fakat sizi Avrupa henüz tanımıyor. Tanıması için zaman ister. Zamanı gelecek bu gibi hâdiseler mesele olmayacaktır.”
    Türk delegesi de:
    “Bizi mahkeme huzurunda da tanıyacaksınız. Bunun için çok zamana ihtiyaç kalmayacaktır”(2) diye cevaplar.
    Lahey’de Türkiye’yi o günkü Adalet Bakanı(mesleği de avukat) Mahmut Esat Beğ savunur. O, bu dâvâyı kazanacağından o kadar emindir ki, müsaade için yanına gittiği Atatürk’e şöyle der:
    “Paşam, Lahey Adalet Divânı’na gidelim; kimin haklı olduğu orada meydana çıksın. Ben hakkımızdan eminim. Müsaade ederseniz, dâvâmızı ben müdafaa edetim. Kaybedersem, memlekete bir daha dönmem. Fakat kazanacağız. Hem Adalet Divânı önüne gitmeden Fransızların dediğini yapacak olursak, Fransız devletinin tehditleri karşısında boyun eğmiş olacağız. Bu da onlara diğer meselelerde aynı tehditleri öne sürmek cesaretini verecektir. Halbuki Lahey Divânı’na gidersek, dâvâyı kaybetsek dahi, şeref ve haysiyetimiz zedelenmez.” Bunun üzerine Atatürk de:
    “Güle güle git, kazanacaksın. Kazanmasan da memleket seni bağrına basacaktır.”(3) der.
    Ve… Lahey Yüksek Adalet Divânı 7 Eylül 1927′de verdiği son kararında Türk Mahkemesinin(ist.) verdiği kararı uygun bularak onaylar.
    SONUÇ
    Bozkurt-Lotus Dâvâsı, konumuzdan daha çok, Türk Hukuku açısından çok önemli bir olaydır.(4) Çünkü burada kazanılan zafer, Lozan Andlaşması’nın Avrupa devletleri tarafından tescilidir; perçinlenmesidir.
    MAHKEME HEYETİNİN JESTİ
    Mahkeme Heyeti karardan sonra, Bozkurt gemisinin ve dâvânın adı, Türklerin sembolü ve Atatürk’ün çok sevdiği bir motif olmasından ötürü -Atatürk’e verilmek üzere- bir Bozkurt heykelini Türk Heyeti’ne teslim ederler. Heykelin kaidesi üzerinde, henüz harf inkılâbı yapılmadığından Osmanlıca “Bozkurt Dâvâsı Hâtırası, Lahey-7Eylül 1927″ yazılıdır.
    Atatürk’e hediye edilen bu heykel; 30×12 sm. ebadındaki kaidesiyle birlikte 34 sm.uzunluğunda, 29 sm. yüksekliğinde tunçtan yapılmıştır.(5)

    MÜCADELE VE ZAFER
    Anıtkabir’de sergilenen bu heykel bir müddet sonra yerinde yoktu. Bozkurt aşığı, gazeteci-araştırmacı-yazar rahmetli Kemal Çapraz(1964-2008) 1968′de Samsun’da Gâzi Müzesi’nin açılması üzerine Atatürk’ün özel eşyasıyla birlikte onun da oraya gönderildiğini ve 1978′e kadar burada sergilendikten sonra müzenin deposuna kaldırıldığını öğrendi. Depoda bu heykel aranırken, -yukarıda bir resmini de gördüğümüz- Atatürk’ün çalışma masasında “çağırma zili” olarak kullandığı; kimin tarafından ve hangi tarihte Atatürk’e hediye edidiği bilinmeyen bir Bozkurt heykelciği de tesadüf eseri ortaya çıkmıştır.(6)
    —————————–
    (1)İDO’nun 2008′de çıkardığı “101 Gemi” dahil; ne İst.Deniz Ticaret Odasında, ne Askerî Deniz Müzesi’nde ve ne de bu konudaki yayınlarda bu gemiye ait bir resme maalesef rastlayamadım.
    Bu gemi bazı yazılarda ‘yolcu gemisi’ olarak geçmekte olup, bu ifade yanlıştır. Çünkü bu bir yük gemisidir.
    (2)Mehmet Akzambak, Atatürk’ün Devrimci Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt, Kastaş yayını, İstanbul-2005, s.142.
    (3)M.Akzambak, a.g.e. s.251.
    (4)İstanbul Barosu her yıl “Mahmut Esat Bozkurt Hukuk Ödülü” düzenlemektedir.
    (5)Kemal Çapraz(Röp. A.Efe), “İşte Atatürk’ün Kayıp Bozkurt’u”, Orkun dergisi, S.9, Kasım-1998, s.30-32.
    (6)K.Çapraz ile a.g.röp.Heykel,Samsun’daki müzede sergilenirken depoya kaldılış sebebini soran K.Çapraz’a; o günkü İmâr İskân Bakanı Ali Topuz’un baskısıyla müzedeki sergi yerinden depoya kaldırıldığı söylenmiş.
    ————————————————–
    Gelecek yorumumuz; çok tarşılan bir konu olan
    “MAHMUT ESAT BOZKURT VE SOYADI MESELESİ”
    üzerinde olacaktır.
    ————————————————-

  50. Fahrettin Savaş Konar yorum tarihi 7 Ekim, 2011 02:57

    ATATÜRK VE BOZKURT konusuna ek:
    MAHMUT ESAT BOZKURT VE SOYADI MESELESİ
    “Türküm ve yalnız Türklük için yaşıyorum. O kadar ki, Türk olmasaydım, kendimi dünyanın en bahtsız adamı sayardım” diyen Mahmut Esat Bozkurt(1892-1943); Kuşadası’nda doğdu ve orada defnedildi.
    Tahsilini İsviçre’de tamamladı. İzmir’in Yunanlılar tarafından işgal edilmesi üzerine vatanına döndü ve Kuvayı Milliyeci oldu.
    28 yaşında İzmir Milletvekili, 1922′de İktisat Vekili seçildi. 1923′de İzmir’de toplanan İktisat Kongresi onun bakanlığı sırasında yapıldı. Ankara Hukuk Fakültesi’nin kurucusu olan Mahmut Esat daha sonra Adalet Vekili(Bakanı) oldu ve bu dönemde meydana gelen “Bozkurt-Lotus Dâvâsı”nda (Lahey’de) Türkiye’yi savundu.
    1924 Anayasası ile Medenî Kanun’un hazırlayıcılarından olan Mahmut Esat’ın Türk hukukuna kazandırdığı birçok yenilik vardır.
    1930′da Bakan’lıktan aytılan Mahmut Esat, milletvekilliği yanında üniversitede ders verdi, yazılar yazdı.(1)
    MAHMUT ESAT BOZKURT’UN SOYADI KONUSU
    Bu konuda 29 Ağustos 2011 tarihinde, aynı sitede, ATATÜRK katagorisinde “130)Atatürk’ün Verdiği İsimler ve Soyadları” konulu yazının 2. yorumunda görüşlerimi ifade etmiştim. İlgilenenler bu bölümü bugünkü yorumumuzun bir eki şeklinde düşünüp okuyabilirler. Bu kısa notu düştükten sonra asıl konumuza dönelm:
    M. Esat, Soyadı Kanunu çıktıktan sonra “Bozkurt” soyadını almıştır. ‘Çankaya’ adlı eserinde Falih Rıfkı Atay ve sonra da bunu kaynak olarak alanlar
    bo soyadını bizzat Atatürk’ün verdiğini yazmışlarsa da, Cihan Yamakoğlu; ‘Mahmut Esat Bozkurt’ adlı eserinde olayı şöyle anlatmaktadır: “Atatürk Soyadı Kanunu sırasında ona; “Mahmut Esat, sana ‘Ateşten Adam’ soyadını verelim” deyince o,hem Lotus-Bozkurt Dâvâsı’ndaki zaferi sebebiyle, hem de Türkler’in sembolü olması sebebiyle ‘Bozkurt’ soyadını almak istemiştir. Bu iki yorumu her iki bakımdan çok beğenen Atatürk, onun teklifini kabul etmiş ve soyadını Bozkurt olarak almıştır.”(2)

    BOZKURT DÜŞMANLIĞI
    1970′lerden sonra, Bozkurt düşmanları Mahmut Esat Bozkurt’un Kuşadası’ndaki mezarının taşında sırf’Bozkurt’yazdığı için defalarca kırmışlardır. 2005′de ise daha acısı, bir Yargıtay üyesi katıldığı panelde Mahmut Esat Bozkurt için: “Bütün saygınlığıyla 79 yıl boyunca hükümranlığını sürdürdü bu ülkede..” deyip, onun düşüncelerini yansıtan kanunların değişeceğini imâ ederek, küçük düşürmeye yeltenmiştir. Eski günleri bir daha hatırlatmak isteyen Murat Bardakçı ise bu duruma şöyle sesleniyordu:
    “Halbuki eskiden; Lahey’in kararı millî bir zafer, dâvâyı kazanan Mahmut Esat Bey de kahraman olmuştu. Bâzı şairler dâvâ ile ilgili destanlar yazdılar ve zaferin şerefine bir de marş bestelendi”(3)

    ————————
    (1)Hayatı hakkında daha fazla bilgi edinmek isteyenler için:
    -Mehmet Akzambak, Atatürk’ün Devrimci Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt, Kastaş yayını, İstanbul-2005.
    (2)Cihan Yamakoğlu, M.Esat Bozkurt, Kültür ve Turizm Bakanlığı yayını, s.44, Ankara-1987.
    (3)Murat Bardakçı, “Mahmut Esat Bozkurt, 35′indeyken Lahey’de Fransızları fena devirmişti”, Hürriyet gazetesi, 20.02.2005.
    ————————————————–
    Bu akşamki sohbet/yorumumuzu da, yazdığı bayrak şiirleriyle kendini Türk hissedenlerin gönlünde taht kuran, ‘Bayrak şairi’ diye anılan Arif Nihat Asya hocamızın bir şiiriyle noktalıyalım ve onun ruhunu da şad edelm.

    O N L A R
    Nerde kaldı o çağlar ki,
    Analar kurt doğururdu.
    Hilkat insan çamurunu
    Destanlarla yoğururdu.
    ***
    Nerde o yiğitler ki gür
    Sesleri ülkeyi bürür.
    ‘Yürü’ dese dağlar yürür,
    ‘Dur’ dese kalbler dururdu.
    ***
    Yurda, baş dedikleri bir
    Ağır adakla geldiler.
    Ve şu bayraksız dünyaya
    Bayrakla geldiler…
    ***
    Kopardılar Ay’ı gökten,
    Bir ipek dala astılar.
    Yurt dediler gölgesine,
    Ayaklarını bastılar…
    ***
    Yeyüzünün göbeğinde,
    Kuruldu kurultaylar.
    Günleri sönmek bilmedi,
    Yere düşmedi Ay’ları…
    ***
    Onlardan kaldı bu toprak,
    Biz gezip tozmayalım mı?
    Yabanlar kıskanır diye,
    Destan da yazmayalım mı?
    ***
    Benim, dedemle yanyana
    Yazılı kalacak adım…
    Yıldızların söneceği
    Güne yıldızlar sakladım.
    Arif Nihat Asya
    (Bir Bayrak Rüzgâr Bekliyor, Yağmur Yayınevi, 4. Baskı, İstanbul-1973, s.15-16.
    ————————————————–
    Gelecek yorumumuz BOZKURTLU ATATÜRK ANITI ve kısaca Türkler’de heykelcilik üzerinde olacaktır.
    ————————————————–

  51. Fahrettin Savaş Konar yorum tarihi 8 Ekim, 2011 02:27

    ATATÜRK VE BOZKURT konusuna ek:
    Atatürk dönemindeki Bozkurtlu heykellere geçmeden önce Türklerdeki heykelciliğe kısa bir göz atmakta fayda olacağı inancıyla kısaca bahsetmek istiyorum:
    TÜRKLERDE HEYKELCİLİK
    Eski tarihimiz yeterince aydınlatılamadığı için Türklerde ilk heykelin hangi dönemde yapıldığını kesin olarak bilmiyoruz. Ancak bugüne kadarki bulgu, belge ve bilgilere dayanarak şunları söyleyebiliriz:
    a)Eski dönemlerde
    -ETRÜSK HEYKELLERİ
    MÖ.ki yıllarda, Roma’nın kurucusu ve bugünkü İtalya’da yaşayan ETRÜSKLER; din^, ve mill^inançlarına bağlı olarak birçok heykeller yapmışlar. Bunları hâlâ İtalya’nın başta Roma Müzesi ve Floransa şehrinde olmak üzere birçok
    noktasında görebilmek mümkündür. Birkaç örnek verelim:
    1-Bozkurtlu Romüs-Romülüs Heykeli(Roma Müzesi)
    Türklerin Ergenekondan çıkışını simgeleyen bu heykelle Roma’nın kuruluşu simgelenmektedir.
    MÖ.6.yüzyılda yapılmıştır.
    2-Floransa Heykeli
    Dağ başında dişi ve erkek iki Bozkurtun taştan yapılmış heykelidir. Yine MÖ.6.yüzyılda yapıldığı zannedilen,Floransa çıkışında,Kapitol tepesindeki bu heykelin orjinalliği bozulmasın diye yerinden
    dahi sökülmemişir.
    -HUN HEYKELCİKLERİ
    Hun Türkleri’nde yapılan heykeller küçük parçalar halinde ve daha ziyade kullanılacak birer eşya biçiminde olmuştur.Meslâ çadır tepelerinde,bayrak alemlerinde veya süs eşyalarında bu tip bozkurtlu heykelcikler yapmışlardır. Bu heykelcikler bugün için daha çok Rusya’nın değişik müzelerinde teşhir edilmektedirler.(1)
    -GÖKTÜRK HEYKELLERİ (Balballar-Anıtlar)
    Hunların varisi olan Göktürklerde hayvan heykelciklerinin yanında insan heykellerine rastlıyoruz. Türklerde insan heykellerine Balbal adı verilmiştir. Göktürklerde heykelcilik geliştirilmiş ve anıt şeklinde eserler verilmiş. Özellkle Bugut, Kültigin ve Bilge Kağan Anıtları gibi. Göktürk heykellerinin arasında önemli olan birisi de bugün Çin’in bir açık müzesindedir. Bu heykelde, yaklaşık olarak günümüzden 1600 sene evvel halkını zafer selamıyla selâmlayan bir Türk Kağanı vardır. İşte bu selâm günümüzde Bozkurt selâmı olarak bilinen ülkücü selâmıdır.
    -SELÇUKLULARDA HEYKEL
    İslâmiyetin kabulünden sonraki ilk yıllarda pek heykel yapılmamış ise de, sonraları hayvan heykellerinin yapımına yeniden başlanmıştır.Bir bölümü Türkiye sınırları içinde bulunan, Selçuklular döneminden kalma birçok heykelimiz vardır.(2)
    b)Cumhuriyet döneminde TÜRKİYE’DE HEYKELCİLİK
    Türkiye’de heykel sanatı cumhuriyetten sonra kendini göstermiş, meydanlara heykeller, anıtlar dikilmeye başlanmıştır. İlk eserler yabancı sanatkârlarca vücuda getirilmiş ise de, kısa süre sonra Türk sanatkârlarının yetiştiğini, heykel sanatının geliştiğini görüyoruz. Artık yurdun her köşesindeki heykel ve anıtlarımız Türk heykeltraşlar tarafından yapılmaktadır. İstanbul Sarayburnu’nda bulunan ve Avusturyalı heykeltraş Heinrich(Haynrih) Krippel’in yaptığı Atatürk heykeli, ilk açık saha heykelimizdir.

    BOZKURTLU ATATÜRK ANITI (ULUS ZAFER ANITI)
    Cumhuriyet tarihimizde ilk defa plânlanan ve siparişi verilen, fakat o günlerde mâlî durumun yetersizliğinden dolayı ancak 3. olarak dikilen Ankara’nın bugünkü Ulus Meydanı’nda(3), TC.nin ilk meclis binası(4) yanında, Kurtuluş Savaşımızı sembollerle ifade eden Atatürk Heykeli ile oldukça görkemli bir heykeller topluluğu (anıt)bulunur. Yüce Türk Milleti’nin katkılarıyla gerçekleştirilen ve 24 Kasım 1927′de açılışı yapılan bu anıtın kaidesinde iki tane ‘Bozkurt başı’ vardır.
    Anıtın yaptırılması için o günlerde Ankara’da yayınlanan ‘Yeni Gün’ gazetesi sahibi Yunus Nadi Beğin önderliğinde, yurt çapında bir kampanya başlatılmış ve yarışmayı yürütmek üzere bir komite kurulmuştu. Sonra da dönemin Türkiye Büyük Millet Meclisi ikinci başkanı olan Ali Fuat Paşa’nın başkanlığında, umumî kâtipliğini İsmail HabibSevük) Beğ’in yaptığı, 3-40 kişilik bir seçici kurul tayin edilmiştir.

    ————————–
    (1)Nejat Diyarbekirli, Hun Sanatı, MEB yayını, İstanbul-1972.
    (2)Nejat Diyarbekirli, a.g.e.
    (3)Eskiden ‘Taşhan’ diye anılan bu bölgenin adı da Hâkimiyeti Milliye Meydanı’dır.
    (4)Şimdi müze olarak kullanılmaktadır.
    ————————————————-
    Gelecek sohbet/yorumumuzda bu anıtın özlliklerini
    belirterek bizler için önemini vurgulayalım.
    ————————————————–

  52. Fahrettin Savaş Konar yorum tarihi 9 Ekim, 2011 01:39

    ATATÜRK VE BOZKURT konusuna ek:
    ULUS ZAFER ANITI’NIN ÖZELLİKLERİ
    Türkiye cumhuriyet tarihine damgasını vuran bu önemli eserin özelliklerini birçok kaynakta değişik açılardan görmek mümkündür.İşte bunlardan bir tanesi de araştırmacı ve koleksiyoner olan Haldun Cezayirlioğlu’nun bir söyleşisinde dile getirdikleridir. O bu söyleşisinde şöyle diyor:
    “…Zamanın büyük gazetelerinden Yeni Gün’ün başlattığı bir kampanya sonucunda halkın katılımıyla Ata’nın bir anıt ve heykelinin yapılmasına karar verilir. Bu kampanyayı, heyecan verici bulan zamanın hükûmetince de uluslar arası yarışma açılır. Bu uzun süreç ve yarışma birincisinin seçilmesin ardından, Avusturyalı sanatçı Heinrich Krippel(1883-1945)’e sipariş verilmiştir.Maddî yetersizlikler sonucunda yapımı uzayan anıtın açılış tarihi de yaklaşık 3 yıl sonra 24 Kasım 1927′de gerçekleşebilmiştir. Bu anıt, bugün Ulus Zafer Anıtı diye bildiğimiz ve kendisinin sipariş verildiği dönemden sonra başlatılıp bitirilen İstanbul Sarayburnu, Konya, Ankara Etnoğrafya Müzesi önündeki Atlı Atatürk Anıtı ve Ankara Zafer Meydanı önündeki ‘Mareşal Atatürk’ heykellerinden sonra açılabilen anıttır. Yeni Cumhuriyetin ilk anıtı olmak için başlatılan serüven bu hususta belki yeterince başarılı olamamıştır, ancak o anıt, bugün yalnızca Ankara’ nın değil, tüm Cumhuriyetin sembolü ve nişanesi olmuştur.”(1)
    Aynı söyleşide araştımacı Haldun Cezayirlioğlu Ankara’da bulunan anıtların doğru isimlerinin de; Sıhhiye Zafer Meydanındaki anıtın Mareşal Atatürk Anıt, Ulus’taki anıtın ise; Ulus Atatürk Zafer Anıtı-Ulus Cumhuriyet Anıtı(2) olduklarını ifade etmiştir.
    Anıtta esas vurgulayıcı unsur, Türk Milleti’nin Kurtuluş Savaşı’nda gösterdiği birli-beraberlik sonucu ortaya çıkan başarıdır. Nitekim hazırlanan şartnamede Atatürk, sivil giyimli, normal büyüklükte ve Cumhur Başkanı olarak düşünülmüş ise de, sonradan bu düşünce değiştirilmiş ve o günün şartları gözönüne alınarak Mareşal üniformalı olarak Gâzi Mustafa Kemal’in, dört ayağı üzerine sağlamca basan ‘Sakarya’ isimli atının üzerinde bronzdan yapılmasına karar verilmiştir.
    Burçlarıyla kaleyi andıran kaidenin ön yüzünde(3) kabartma olarak ik ‘Bozkurt başı’ ile Türk halkının kökeni simgelenmiştir; tıpkı Oğuz Kağan’ın ordusunun önünde giden ve ona yol gösteren kurtarıcı Bozkurt gibi…
    Kaide üzerinde bütünlük gösteren heykellerden önde iki Mehmetçik var… Bunlardan sağdaki arkadaşlarını savaşa çaıran, soldaki ise düşmanı gözetleyen Mehmetçiği simgeler. Arkada ise, mermi taşıyan bir Türk kadını heykeli bulunur.Bunun halk arasında ulusal dayanışma kahramanı olarak anılan ‘Kara Fatma’ olduğu ifade edilmiştir. Kaidenin üst kısım kenarlarında ise, Atamızın mesaj veren sözleri ile Kurtuluş Savaşı’mızın özü ve Atatürk’ün Ankara’ya gelişi de anlatılmıştır. Anıt, bir heykel grubu görünümünde olup, Viyana’ da Birleşik Maden İşletmelerinde dökümü yaptırılmıştır. Hâkimiyeti Millîye Meydanı’na (bugünkü Ulus Meydanı) ilk dikildiğinde üçgen bir kaide(4)üzerinde duran heykel grubu, Cumhuriyetin kurulduğu ilk Büyük Millet Meclisi’ne ve istasyon yönüne bakmakta idi. Dört yanında taş kaideler üzerinde bronz dökümden üç figürün olduğu heykel grubunun ortasında, çokgen kaide üzerinde, çokgen ve daralarak yükselen Atatürk heykeli kaidesine ulaşılır. Mermerden yapılmış olan bu kaidenin güney cephesinde Sakarya Savaşı anlatılmakta ve düşmanı yenen Türk askeri ile GâziMustafa Kemal ve diğer komutanların tasvir edildiği kabartma iki pano bulunmaktadır.
    Kuzey cephedeki iki panoda ise, mermere kabartma olarak kazınmış, ‘zaferden sonra resmi geçit yapan Türk askeri’ ile kağnılarla cepheye silâh ve cephane taşıyan Türk köylüsü tasvir edilmiş. Mermer kaidenin ön yüzünde, içeri girinti yapan bölümün üst kısmında, üç adet doğan güneş motifi ve bunları çevreleyen bir çelenk motifi bulunmaktadır.
    Anıtın çokgen kaidesinin daralarak yükselen en üst kısmında bir sıra halinde Mustafa Kemal’in altın varakla yazılmış özlü sözleri (önemli deyişleri) bulunmaktadır. Anıtın mermer kaidesinin arka yüzünde ortada kabartma olarak, topraktan çıkan, ancak bir dalı kırılmış ve kırık yerin üzerinden daha gür bir şekilde yükselen ‘hayat ağacı’ motifi bulunmaktadır.(5)
    ————————-
    (1)Haldun Cezayirlioğlu(Araştırmacı-Koleksiyoner),17.10.2007.
    -Dr.Umut Erhan,Kent Heykelleri web projesi yöneticisi vefotoğraf sanatçısı.
    uerhan@gmail.com -hcezayirlioglu@gmail.com
    http://www.hallduncezayirlioglu.com/2009//02/17/ankaranin-anitlari-ankara-lifesoylesi/ den…
    (2)O yıllarda basılan derskitaplarında da ‘Cumhuriyet Anıtı’ ismi kullanılmıştır.
    (3)Sonradan değiştirilen bu kaidede Bozkurt başları anıtın sol yanına alınmış ve önlerine de birer yalak konularak ifade ettiği anlam tamamen değiştirilmiştir.
    (4)1947 yılında yeri güneye kaldırılan kaidenin üçgen şekli de değiştirilmiştir.
    (5)Ankara, Başkentin Tarihi, Arkeolojisi ve Mimarisi, Ankara Enstitüsü Vakfı yayını.
    http://ankaraheykelleri.wordpress.com/2007/08/17/ulus-ataturk-anıtı-tarihcesi/
    ————————————————–Gelecek sohbet/yorumumuz bu anıtın gerek şekil ve gerekse yer ve yön olarak değişikliği üzerinde olacaktır.
    ————————————————–

  53. Fahrettin Savaş Konar yorum tarihi 10 Ekim, 2011 01:43

    ATATÜRK VE BOZKURT konusuna ek:
    BOZKURTLU ULUS ANITI YENİLENİYOR
    Anıtın yapıldığı yıllarda, o bölgede bulunan Maarif Vekâleti(Millî Eğitim Bakanlığı) çıkan bir yangın sonucu(1947) kullanılamaz hale gelmesinden dolayı bölge için yeniden açılan proje yarışması kapsamında, bu binanın yerine bugünkü Emek Çarşısı ve İş Hanı yapılırken; Bozkurtlu Cumhuriyet Anıtı da ele alınmış ve eski yerinden güneye doğru kaydırılarak bugünkü yerine konmuştur. İşte, bu anıtın buraya taşınması sırasında, ilk yeri ile birlikte ana kaidenin şekli, malzemesi ve bâzı heykellerinin kaidedeki yerleri, şekilleri değiştirilerek bugünkü duruma getirilmiştir.

    NELER DEĞİŞTİ?
    1)Anıt biraz daha güneye kaydırılarak yeri değiştirilmiş ve oldu.
    2)İlk kaidede kullanılan sert taşlar yerine, yumuşak taşlar kullanıldı.
    3)Alt kaidenin ön kısmındaki üçgen kısım daha önce ilk Meclise bakarken,caddeye paralel hâle getirildi; kaide dörtgen oldu ve ön yüzdeki -kaleyi andıran- burçlar kaldırılarak, âdeta bir bahçe durumuna getirildi.
    4)Alt kaidenin ön cephesinde,burçların hizasında, altta -âdeta gemilerin çapa çıkıntılarını andıran bir duruştaki- iki Bozkurt başı heykelin sol yanına alındı; sanki Bozkurt’a hakaret(1) için önlerine birer de yalak konularak, yere monte edildi. Böylece Bozkurt, Türk destanlarında ordumuza rehberlik ettiği anlamından tamamen uzaklaştırılmış oldu.
    —————————–
    (1)Yusuf Koç-Ali Koç (Haz.), ‘Tarihi Gerçekler Işığında Belgelerle MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ Kamu Birlik Hareketi Eğitim yay.,Ankara-2005,s.305.
    ————————————————–
    ANITLA İLGİLİ HÂTIRA (Şair-Yazar Sunay Akın’dan)
    “1927 yılında oraya koyulan bu heykelin de müthiş bir öyküsü vardır. Krippel, heykeli meydana yerleştirdiğinde büyük, hem de çok büyük bir hata fark edilir. Sanatçının at üstündeki Atattürk heykelinin yanına koyduğu askerler Türk askeri değildir.Kurtuluş Savaşı sırasında askerlerimizin miğferleri olmadığı gibi, üniformaları da farklıydı. Krippel’in anıttaki heykelleri âdeta birer Alman askerine benzemektedir. Açılış töreninden önce bu büyük gaf görülür, artık geri dönüşü olmayan bir yola girildiğinden çaresiz kalırlar. Çünkü heykel meydana dikilmiş ve açılışa da çok az bir süre kalmıştır.
    Açılışta herkes Atatürk’e bakmaktadır.Acaba heykeldeki hatayı fark edecek mi, görürse ne yapacak, diye bir telâş, bir merak. Derken Attürk Krippel’in yayına gider, sanatçıya elini uzatır ve şunları söyler:
    ‘Sizi tebrik ederim beyefendi; Mehmetçiği hep görmek istediğim çağdaş, modern kıyafetleri içinde yapmışsınız.’
    Sanatçının ayrıtıdaki bir kusurunu yüzüne vurmak yerine, onun sanatındaki yetkinliğini övmek! İşte bu da büyük bir satranç hamlesidir. O halde hiç unutulmasın, hep hatırlansın diye, o askerler öylece kalmıştır yerinde. Bunu hatırlayan kaç kişi var aramızda, söyler misiniz? Oysa bunlar unutulası şeyler değildir. Bunları unutan; tarihini de, tarihindeki Kurtuluş Savaşı gibi bir destanı da, çağının önüne geçmiş II. Mehmet’i de, Mimar Sinan’ı da unutur. Bunları unutan bu memleketi unutur.(1)
    —————————-
    (1)http://www.aydinlarlayuzyuze.com/sunay-akin-degerlerini-unutan-milletler-olurler/
    ————————————————–

    BAYRAKTAR BOZKURT / MARAŞ ANITI
    1914′deki 1.Dünya Savaşı’nın ardından yenik addedilen Osmanlı Devleti’nin toprakları, başta İngilizler olmak üzere, müttefik devletler tarafından işgal edilmek üzere önce Çanakkale Boğazı’ndan giriş yapmak istemişlerdir. Ancak Osmanlı askerlerinin düşman güçlerine karşı koyması üzerine geri dönen düşmanlar bu defa 1919′da İstanbul’u silâhsız olarak işgal etmişlerdir. Bunun üzerine 19 Mayıs 1919′da Kurtuluş Savaşı’nı başlatmak üzere Anadolu’ya geçen Atatürk,halkın desteğini de alarak bu savaşı başlatmıştır. İşte savaş sırasında kahramanca dövüşen ve işgal altındaki topraklarını düşmandan geri alan Maraş halkı tarafından 1936′da, Maraş’ın düşmandan kurtuluşunu vurgulamak amacıyla Bayrağımızı
    -âdeta bir bayraktar gibi- tutan Bozkurtlu bir heykel dikilmişir. Yani bu anıtta da, kutsal emanet olan Türk Bayrağı’nı taşıyan bir Bozkurt vardır. Bu tarihî olay anıtta şu veciz sözlerle vurgulanarak, tarihe not düşülmüştür:
    “28 İkinci Teşrin(Teşrinsâni=Kasım) 1919′da Türk Maraş silâh gücü ile inen bayrağını imân gücü ile yeniden dalgalandırdı-1936″
    1960′lı yıllara gelindiğinde, millî ruhun yeniden uyanması sonucu bu heykeldeki ruhtan esinlenen Ressam M.Başbuğ, yaptığı bir tablosunda Bayraktar Bozkurt’un, Türk Bayrağı’nı Mehmetçiğe teslim edişini(temsili olarak) sembolleştirmiştir.(1)
    Bu kompozisyon daha sonradan da bir kartpostal haline getirilmiştir.
    Ancak ne hazindir ki, yeri geldiğinde kendilerini Atatürkçü gösteren sahte yüzlü komünistler, 70′li yıllara gelindiğinde, Atatürk’ün çok sevdiği Bozkurt’a âdeta düşman kesilmişlerdir. Ad-soyad, amblem, heykel gibi şeylerde Bozkurt’u simgeleyen her şeyi tahrip etmişlerdir.
    Atatürk konusunda büyük hassasiyet gösteren rahmetli Kenal Çapraz da bu üzüntüsünü şu şekilde dile getiriyordu:
    “Kahramanmaraş’ta Bayrak tutan Bozkurt heykelindeki kurdun yok edildiğini öğrendim. Atatürk’ün değer verdiği sembollere,düşüncelere, fikirlere düşmanlık edilerek, ayrı bir Atatürkçülük oluştırılmaya, Atatürk’ün katıksız bir Türk milliyetçisi olduğu örtülmeye, gizlenmeye çalışılıyor. Bunları yapanlara karşı Türk Milleti uyanık olmak zorundadır.(2)
    ————————–
    (1)Arslan Bulut, “Bozkurt Atatürk’e Niçin Tahammül Edemediler?”, Kurultay gazetesi, 19 Mart 2001, Yıl:4, S.187, s.2.
    (2)Arslan Bulut, a.g.y.
    ————————————————–
    Bir müddet İstanbul dışında bulunacağımdan dolayı sohbet/yorumlarıma ara vermek durumunda kalacağım.
    ————————————————–

  54. Ahmet KOÇAK yorum tarihi 16 Kasım, 2011 16:38

    Sizden ALLAH (c.c) razı olsun demekten başka yoruma gerek yok Hocam.

  55. Fatih Şanlan yorum tarihi 21 Haziran, 2012 08:52

    Sayın Yılmaz Karahan yaptığınız Tarihi aydınlatan çalışmalarınız için sizi canı gönülden kutluyorum çalışmalarınızın devamını diliyorum.
    ALLAH TÜRKÜ KORUSUN VE YÜCELTSİN.

  56. Cem yorum tarihi 18 Ağustos, 2013 04:27

    Atatürk tam bir Türk milliyetcisiydi,turanciydi yillarca gizlendi fotograflari saklatildi,sebebi turan hedefi gerceklestirilmesin diye,Atatürkün bir fotografi yayinlanmisti masasinda bozkurt ve onu tutarken,bu fotograf 2000 yillarda ortaya cikti.

    Atatürkü yillarca yalnis tanittilar,sevgi böcügü yaptilar, türk irkinin üstünlügüne inanan büyük turan hedefini yok gösterdiler,arastiran görecektir,atatürk her cümlesinde türklüge vurgu yapmistir.

    Bana gore bunun tek sebebi orta asyada imparatorluk kurmamiz hep engellendi,osmanli gibi ümmet anlayisli ermenisi rumu olan karisik degilde sadece türklerden olusan büyük turan gerceklestigini düsünün dünyanin tek hakimi türkler olucakti bunu kim ister???

Yorum yap




8 + 2 =