412) Terör ve Terörizm Nedir?

Yayin Tarihi 24 Aralık, 2016 
Kategori SİYASİ

TERÖR VE TERÖRİZM NEDİR?

image001

————————————————————————————–

“Terör” kelimesinin Türkçe karşılığı; Yıldırmak, korkutmak, baskı uygulamaktır.

Terör kelimesi Latince olup siyasi anlamda ilk defa Fransa’da 1793 yılında “Terör Rejimi” olarak kullanılmıştır. Fransa hükümeti devrimlere karşı olanlara baskı uygulayarak katliamlara girişmiştir.

Her ne kadar terör faaliyetlerinin başlangıcı olarak Fransa gösterilse de, asıl terör faaliyetlerini organizeli bir şekilde başlatan 11. y.y. da Hasan Sabbah ve kurduğu Haşhaşi örgütüdür. Haşhaşiler, Büyük Selçuklu Devletinin veziri Nizam-ül Mülk’ü öldürmüş, Sultan Sencer’e ve Selahaddin Eyyübi’ye bile suikast düzenlemiştir. Haçlılarla ittifak yaparak Abbasi Devletinin din alimlerini katletmiş, İran ve Irak’ta halka korku salmıştır. İntihar eylemciliğinin temeli Haşhaşilere dayanmaktadır.

Hasan Sabbah ve Haşhaşilerin tarikatları “Batıni İsmailiyedir” Fethullah Gülen’in de İsmailiye tarikatına mensup olduğu mahkeme tutanaklarında belirtilmiştir.

Ülkemizde halkımız 1980 öncesi teröre anarşi, teröriste anarşist derdi.

Terör faaliyetlerinin gerçekleşmesi için öncelikle Terörizmin oluşması gerekmektedir.

Terörizm; Bir ideolojinin çevresinde gayri meşru şekilde teşkilatlanıp, mevcut yönetime ve halka karşı şiddet kullanarak hedeflerine ulaşma oluşumudur.

Terörizmin unsurları: 

1) İdeoloji

Terör örgütleri mutlaka bir ideolojiyi kullanır. Bu ideolojiye uygun strateji belirlerler.

PKK’nın Marksist-Leninist söylemlerle, katliamlar yaparak ülkemizi iç savaşa sürükleme stratejisi ile bölücülük yapması.

FETÖ’nün dini söylemlerle, siyasi, idari ve iktisadi alanda kadrolaşıp güçlenme stratejisi ile devleti ele geçirme hedefi..

2)  Örgüt

Örgüt; organize bir yapı içerisinde, aynı ideolojiyi benimseyen ve aynı hedefe yönelmiş kişilerden oluşur. Günümüzde terör örgütleri, çoğunlukla örgüt lideri ile ona bağlı üst düzey sorumlular ve daha alt düzeydeki bölge, il ve birim sorumlularından oluşur.

Bu yapılanmada illegal yapılanma ve gizlilik esastır. Böylece örgütün güvenlik hedefi yerine getirilmiş olur. Operasyonlarla ortaya çıkan kadro kayıpları, yeni ve deşifre olmamış örgüt mensuplarının illegal kadrolara aktarılmasıyla giderilmeye çalışılır.

Terörizmin amacı

1) Terörizmin temel amacı, bir davaya veya siyasal anlaşmazlığa dikkat çekmeye çalışmaktır. Bu da toplumda oluşturulan korku ile yapılmaktadır. Terörizm kitle iletişim araçlarını da kullanarak ‘bizden olanlar’ ve ‘bizden olmayanlar’ şeklinde toplumda bir bloklaşma yaratmaya çalışmaktadır. Böylelikle insanları zorunlu bir şekilde taraf olmaya iter. Bu da toplumun birliğine ve bütünlüğüne zarar verir.

2) Terörizmin bir diğer amacı da yerleşik toplumsal ve siyasal düzene zarar vermektir. Bunu da yarattığı kaos sayesinde gerçekleştirmeye çalışır. Kitlelere yönelik belli hedefler veya belli hedef olmadan yapılan eylemler karşısında, halkın can derdine düşmesi ve gelişmelere tepkisiz kalması sağlanır. Bunun sonucunda da devlet ve toplum arasında güvensizlik oluşur.

3) Terörizmin hedeflerinden birisi de toplumun ve karşı olduğu siyasal düzenin kendisine itaat etmesini sağlamaktır. Toplumu yaptığı eylemlerle yıldırarak psikolojik olarak çökertmeye çalışan terörist gruplar, toplumda oluşan devlete karşı güvensizliği de kullanarak devletin kendisine baş eğmesini hedefler.

Terörizmin özellikleri

Dünya’daki terör örgütlerine baktığımızda benzerlik gösteren şu özellikleri görebiliriz.

1- Terörizm bir ideoloji, bir doktrin ya da sistematik bir fikir olmamakla beraber hedefe ulaşmak için kullanılan bir stratejidir.

2- Terörizm, terör eylemlerini meşrulaştırmak için zemin hazırlar.

3- Terörizm, yeni bir düzen ve menfaatler vaat eder.

4- Terörizm, uluslararası düzende dış güçlerce daima desteklenir. Aksi halde gelişmesi mümkün değildir.

5- Terörizm, propaganda olmadan güçlenemez hatta ayrılmaz bir bütündürler.

6- Terörizm, mali desteğe ihtiyaç duyar ve bunu elde etmek için de yasadışı yollara başvurur.

7- Terörizm, devlet otoritesine alternatif olduğunu savunur.

8- Terörizm, düzen değişimi, bağımsız bir devlet kurma gibi nedenlerle ortaya çıkabilir.

9- Terör, bilinçli ve kasıtlı yapılan eylemleri içerir.

10- Terörizmin amacı şiddet uygulamaktır çünkü ancak bu şekilde hedeflerine ulaşabileceğini düşünür.

11- Terörizm, genellikle siyasi bir amaca hizmet eder.

12- Terörizm, bireysel değil örgütlü grupların gerçekleştirdiği eylemlerdir.

Terörizmin faaliyet alanları

Terörizm pek çok farklı alanda kendine hareket sahası yaratabilir.

1-İşçi ve memur sendikaları: Bu kuruluşları kullanarak sempatizan bir kitle oluşturmak ve işçi ve memurların haklarını kendi hedefleri doğrultusunda kullanmak.

2-Siyasi partiler ve gençlik kolları: Mevcut siyasi partilere sızarak veya yeni partiler kurarak, propagandalarını yasallaştırmaya çalışmak.

3-Dernek ve vakıflar: Kurdukları dernek ve vakıflar sayesinde, terör örgütleri kendilerini kamufle etmeye çalışırken, bu dernek veya vakıf kapsamında faaliyetlerini yürütmeye çalışırlar.

4-Özel ve tüzel kuruluşlar: Bu kuruluşların içine sızarak, sansasyonel olaylar yaratmak.

5-Eğitim kurumları: Kendisine sempatizan bulmak ve yaratmak için terör örgütlerinin en büyük kaynağı okullardır. Özellikle lise ve üniversite gençliği hedefleridir. Genelde kendi içinde bocalama yaşayan veya bulunduğu sosyal şartlardan memnun olmayan kişileri kendi aralarına katmaya çalışırlar.

Terörizmin kaynakları

1) Bazı devletler, rakip olarak gördükleri devleti sosyal, siyasi, güvenlik ve ekonomik olarak zayıflatmak için o ülkede var olan terör örgütlerini kullanır. Eğer o ülkede terör eylemi yapacak örgüt yoksa bunu etnik, ideolojik veya dini argümanlar kullanarak eylem yapacak örgütleri kurdurur. Örgüte para, silah, döküman, ekipman, ilaç ve eğitmen desteği verir.

2) Örgüt, her türlü gayri meşru kazancı kullanır. Kaçakçılık, uyuşturucu ticareti, organ ticareti, kara para aklama, fidye, soygun, haraç v.b.

TÜRKİYE’DE TERÖRİZM

Ülkemize yönelik terör örgütlerinden bahsetmeden önce, “Türkiye neden terörizmin hedefinde?” bu soruya cevap vermek gerekir.

Merhum Necdet Sevinç, ‘Ülkücüye Notlar’ kitabında der ki;

“Türkiye üzerinde hesabı olmayan bir devlet varsa, o daha devlet olmamıştır”

1)   Şark Meselesi

“Şark Meselesi” tabiri siyaset adamları ve tarihçiler tarafından bu güne kadar çeşitli şekillerde kullanılmıştır. Terimin ilk defa 1815 Viyana Kongresi’nde Rus delegasyonu tarafından kullanıldığını biliyoruz.

Fransız tarihçisi E. Drialut, “Şark Meselesi”ni “İslam- Hıristiyan mücadelesi” olarak yorumlarken bir başka Fransız tarihçisi Albert Sorel “Türkler, Avrupa’ya ayak bastığı günden beri “Şark Meselesi zuhur etti” diyerek meselenin bir Türk meselesi olduğunu vurgulamaktadır.

Türkler İslamiyetin hamisi ve İslam aleminin önderi durumuna geçmekle, Avrupa için “Şark Meselesi”, Türk veya Osmanlı meselesi halini almıştır. Durum bu olunca, artık İslamiyetle Türklük aynı anlamı ifade eder olmuştur. Böylece Türk-İslam ve Avrupa-Hıristiyan mücadeleleri “Şark Meselesi”nin temelini teşkil etmiştir.

Şark Meselesini 2 safhada incelemek gerekir:

Bunlardan birincisi “1071-1683 yılları arasındaki “Şark Meselesi”dir. Bu tarihler arasında Avrupa savunmada,Türkler taarruz halindedir. Bu birinci safhada Batı için “Şark Meselesi”;

— Türkleri Anadolu’ya sokmamak

— Türkleri Anadolu’da durdurmak.

— Türklerin Rumeli’ye geçişini önlemek.

— İstanbul’un Türkler tarafından fethini engellemek.

— Türkler’in Balkanlar üzerinden Avrupa içlerine doğru ilerleyişine mani olmak  v.b. politikalar uygulamaktı.

“Şark Meselesi”nin Batılılarca bu hedeflerine rağmen, Türkler Anadolu’ya girmiş, Balkanlar’ı tamamen zapt etmiş ve Viyana kapılarına kadar dayanmıştı. Ancak 1683 tarihinde Türklerin Viyana önlerindeki yenilgisi “Şark Meselesi”nin birinci safhasını da sona erdirmiştir. Gene bu tarihte “Şark Meselesi”nin ikinci safhası başlamıştır. Bu safhada, Türkler savunmada, Avrupa ise taarruz halindedir.

“Şark Meselesi”ne ikinci aşamada , özellikle  19.y.y.ın ikinci yarısından itibaren emperyalist zihniyet ilave edilmiştir. Ancak, Hıristiyan Batı, hem Haçlı zihniyetini hem de emperyalist zihniyetini gölgeleyebilmek için kendisinin daima hümanist zihniyetle hareket ettiğini propaganda yoluyla dünya kamuoyuna telkin etmeye çalışmıştır.

1920 yıllarına kadar devam eden bu safhada “Şark Meselesi”nin gelişmesi şu şekilde gerçekleşecektir.

— Balkanlar’daki Hıristiyan milletlerin Osmanlı hakimiyetinden kurtarılmaları. Bunun için Hıristiyan toplumları isyana teşvik ederek evvela onların muhtariyetini, sonra istiklallerini temin etmek.

Birinci maddede belirtilen hususlar gerçekleşmezse;

Hıristiyanlar için reform istemek ve onların lehine Bab-ı Ali nezdinde müdahalelerde bulunmak.

— Türkleri Balkanlar’dan tamamen atmak.

— İstanbul’u Türkler’in elinden geri almak.

— Osmanlı Devleti’nin Asya toprakları üzerinde yaşayan Hıristiyan azınlıklar lehine reformlar yaptırmak, muhtariyet elde etmek veya mümkün olursa istiklallerine kavuşturmak.

— Osmanlı hakimiyetinde bulunan Kuzey Afrika’yı işgal ve ilhak etmek. Bunun için emperyalist devletlerin kendi aralarında anlaşmaları yeterli görülüyordu.

— Türk olmayan Müslüman toplumları, özellikle Araplar’ı Osmanlı Devleti aleyhine kışkırtmak ve onları devletten koparmak. Bu hedefe varmak için, Arap milliyetçiliğinin tahrik edilerek canlandırılması kafi görülmüştür. Bu hususta emperyalist gayeler ön planda tutulmuştur.

— Anadolu’yu paylaşmak, Türkleri Anadolu’dan çıkarmak.

Büyük devletler daha 1878 Berlin Antlaşması ile Balkanlar’dan Türkler’i attıklarına veya atmak üzere olduklarına inandıkları için “Şark Meselesi”ni Osmanlı  Devleti’nin Asya topraklarına kaydırmayı başardılar. Nitekim; Berlin Antlaşması’na koydukları 61. Madde ile Anadolu’da Ermeniler lehinde reformlar yapılmasını Bab-ı Ali’ye kabul ettirmişlerdir. Bu durum, Doğu Anadolu’da bir Ermenistan Devleti kurmak anlamına geliyordu.

Her ne kadar dini, ekonomik , stratejik, kültürel, politik, ideolojik v.b. gibi menfaatleri birbirinden ayırmak mümkün değilse de , Avrupalı büyük devletler zaman, mekan ve diğer şartlara göre bu unsurları ayrı ayrı kullanarak hedeflerine yavaş yavaş ulaşmışlar ve Osmanlı Devleti’ni yıkmışlardır.

Avrupalı emperyalist devletler bilhassa İngiltere ve Fransa, Osmanlı tebası olan Hıristiyan azınlıkları kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmeleri, devletten koparma çabaları  bu defa yeni devletin sınırları içinde, İstiklal Savaşı’nı kazanan evladlarını birbirine düşürmek şeklinde ortaya konulmuştur. Öyle ki, Doğu ve Güney Doğu Anadolu’daki bir takım aşiretler kışkırtılarak “Kürt Devleti” kurma hayaline sevk edilmiştir. Bin yıldır aynı kaderi paylaşan Türk-Kürt kardeşliğini yıkmaya çalışmışlardır.

2)   Türkiye’nin Coğrafi ve Kültürel Konumu

Türkiye coğrafi konum olarak, ‘Dünya’nın merkezi’ denilecek yerdedir. Konumu gereği Asya, Avrupa ve Afrikayı kontrol eder. Asya’nın, Hazar Denizi’nin ve Ortadoğu’nun enerji kaynaklarının, Batı’ya aktarılmasında geçit yoludur.

İkliminin elverişli, su kaynaklarının zenginliği ve çeşitli maden havzalarına sahip olması.

Anadolu’nun tarihi ve kültürel zenginliği, ülkemiz üzerinde tüm güçlü devletlerin hesap yapmasını gerektirmiştir.

Türkiye’yi ilgilendiren terör örgütleri

1)   Ermeni Terörü

Osmanlı döneminde Avrupa’nın kışkırtmasıyla Ermeniler devlet adamlarına yönelik suikastlar düzenlemiştir.

21 Temmuz 1905 tarihinde Sultan Abdülhamid Han’a Cuma namazı çıkışında bombalı sukiast girişimi.

1921 yılında sadrazamlık yapan Talat Paşa Berlin’de, 1922 yılında Cemal Paşa Tiflis’te Ermeni komitacılar tarafından şehit edilmiştir.

Sözde soykırım iddiaları ile Ermeni ASALA Örgütü, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin dış temsilciliklerinde görev yapan elçi, ataşe ve memurlardan 42 vatandaşımızı şehit etmiştir. Devlete ait binalara yönelik sabotaj faaliyetlerini de yapmıştır.

ASALA Örgütü 1975 yılında Lübnan’da, Filistin Halk Kurtuluş Ordusu’nun yardımı ile Agop Agopyan tarafından kurulmuştur. Agopyan 1988 yılında Atina’da öldürülmüş ve örgüt dağılmıştır. Ancak yeniden canlandırma faaliyetlerinin olduğu bilinmektedir.

2)   Komünizm Terörü

‘Devrimcilik’ adı altında Marksist görüşe sahip Leninci ve Maocu gruplar 1968 yılından itibaren örgütleşerek Komünist bir rejim kurmak amacı ile devlete karşı terör eylemlerinde bulunmuşlardır. Bu örgütler daha çok

İşçi Sendikaları ile Üniversitelerde yuvalanmıştır. Türk Milliyetçisi Gençlik, Komünistlere karşı devleti ve vatanı savunmuşlardır.

1980 ihtilali ile Komünist örgütler dağılmıştır. Yalnız DHKP-C fırsat bulduğunda suikast eylemlerinde bulunmaktadır.

80 öncesi Abdullah Öcalan’ın da üye olduğu “Devrimci Doğu Kültür Ocakları” adı altında Marksist bir dernek kurulmuştur. Bu dernek daha sonraları PKK olacaktır.

3)   Radikal Dinci Terör

Anayasanın 2.maddesinde anılan laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti olan Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’i yıkmak ve yerine sözde İslam Devleti kurmak için, dini duyguları sömürerek kendine taraftar toplayan bu gruplar, soğuk savaş döneminin anti komünist stratejisinin sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bu oluşumu destekleyen öncelikle ABD’dir.

Ülkemiz için en büyük tehlike FETÖ’dür.

Bu örgütün tek hedefi; ABD’nin ve İsrail’in desteği ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni ele geçirmektir.

Ticari, idari, adli, güvenlik ve eğitim alanında kadrolaşarak ve güçlenerek devleti içerden çökertme stratejisi uygulamışlardır. 15 Temmuz 2016 tarihinde yaptıkları kanlı darbe girişimi ile yüzlerce vatandaşımız ve güvenlik görevlisi şehit olmuş, yüz milyarlarca lira değerinde kamu malına zarar vermişlerdir.

Devletimiz, bu örgütü bitirmeye ve mensuplarını tutuklama çalışmalarını yürütmektedir.

4)   Etnik Bölücü Terör

Ülkemiz için en büyük diğer bir tehlike PKK’dır. Bu örgüt ilk kuruluşunda Ateist-Marksist söylemler içinde idi. Daha sonraları strateji değiştirerek Kürtçü söylemlere başlamıştır. Teröristlerin çoğu İslam dinini red eden ve Zerdüşt inancına göre yaşamaktadırlar.

1984 yılından bu yana 40 bin insanın katlinden sorumlu olan PKK’yı bir çok batılı devletler desteklemektedir.

Örgütün amacı; Doğu ve Güneydoğu’da bir Kürt devletinin kurulmasıdır. Devletimizin operasyonları karşısında güç kaybeden PKK, kentlerde Haşhaşiler gibi intihar eylemlerinde bulunmaktadır.

Teör Örgütlerinin İşbirliği

Terör örgütleri işbirliği yapar mı?

Evet yapar!

Stratejileri farklı olsa da, aynı hedefe karşı güç birliği yaparlar.

Ermeniler ile PKK arasındaki işbirliğini belgeli olarak ortaya koyan bazı örnekler şunlardır:

— Bölücü terör örgütü PKK, 21-28 Nisan 1980 tarihini “Kızıl Hafta” olarak ilan etmiş ve 24 Nisan tarihini sözde Ermenilerin katledilme günü olarak anarak, toplantılar yapmaya başlamıştır.

— 8 Nisan 1980 tarihinde Lübnan’ın Sidon kentinde PKK ve ASALA terör örgütleri ortak basın toplantısı düzenlemişler ve toplantı sonucu bir deklarasyon yayınlamışlardır. Ancak bu olayın tepki çekmesi üzerine ilişkilerin illegal alanda gizli olarak sürdürülmesi kararlaştırılmıştır. Bu uzlaşmadan sonra, 9 Kasım 1980 tarihinde Strazburg Türk Başkonsolosluğu’na, 19 Kasım 1980 tarihinde ise Roma Türk Hava Yolları bürosuna yönelik olarak düzenlenen saldırılar, PKK ve ASALA terör örgütleri tarafından ortaklaşa üstlenilmiştir.

— Bölücü terörist Abdullah Öcalan, Ermeni Yazarlar Birliği tarafından “Büyük Ermenistan hayali fikrine olan katkılarından dolayı” onur üyeliğine seçilmiştir.

— Ermeni Halk Hareketi’nin bünyesinde, bir çok Avrupa ülkesinde olduğu gibi bir Kürdistan Komitesi oluşturulmuştur.

— 4 Haziran 1993 tarihinde; Ermeni Hınçak Partisi, ASALA ve PKK terör örgütü mensuplarının katılımıyla Batı Beyrut’ta bulunan PKK terör örgütü merkezinde bir toplantı yapılmıştır.

— 6- 9 Ocak 1993 tarihlerinde Beyrut’taki iki ayrı kilisede düzenlenen ve Lübnan Ermeni Ortodoks Başpiskoposu, Ermeni Parti yetkilileri ile 150 gencin katıldığı toplantılarda kullanılan şu ifadelere dikkat!

n  Türkiye’de (PKK terör örgütü ile yapılan mücadele kastedilerek) iç savaş devam edecek, Türk ekonomisi sıfır noktasına gelecek ve vatandaşlar baş kaldıracaklardır.

n  Türkiye bölünecek ve bir Kürt devleti kurulacaktır.

n  Ermeniler Kürtlerle olan ilişkilerini iyi bir şekilde yürütmeli ve Kürtlerin mücadelelerini desteklemelidirler.

n  Bugün Türklerin elinde olan topraklar, yarın Ermenilerin olacaktır.

Teröre Karşı

Terör faaliyetleri mevcut yönetime karşı değildir. Devletin varlığına yöneliktir. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin varlığı, varlığımızdır.

Devletimizin varlığına, Milletimizin birliğine, Vatanımızın bütünlüğüne nereden gelirse gelsin kast eden tüm zihniyetlere ve eylemlere karşı topyekün mücadele etmek vatandaşlık görevimizdir. Bu anlamda fevri davranışta bulunmamak esas olup, güvenlik güçlerimize ve ilgili kurumlara yardımcı olmak mecburiyetindeyiz.

Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri tahsilin hududu ne olursa olsun, en evvel, herşeyden evvel Türkiye’nin istikbâline, kendi benliğine, millî an’anelerine düşman olan bütün unsurlarla mücadele etmek lüzûmu öğretilmelidir.ATATÜRK (1 Mart 1922)

YILMAZ KARAHAN

 

Yorumlar

Yorum yap



Lütfen aşağıdaki basit işlemi yapınız: * Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.