181) “ABDULAAAAH TOPKAPI’YA TAŞINALIM!”

Yayin Tarihi 26 Mayıs, 2008 
Kategori KATEGORİLENMEMİŞ

“Abdullaaaah, ‘Topkapı’ya Taşınalım!”

image00166.jpg

Dağ, ova, bayır, liman, köprü, doğal kaynak, kamu kuruluşu demeden yabancılara peşkeş çekilen Türkiye’nin tarihi de hallaç pamuğu gibi attırılarak Türk Milleti’nin GELECEĞİ çalınıyor!

Hem de ünvanı, halk yönetimi anlamında olan Cumhuriyet’in en üst düzeyde temsil edildiği Cumhurun başı olan şahsın da onayıyla, eşi tarafında çalınıyor!

AKP‘lilerin ele geçirdiği devlet yönetim organlarının uyguladığı Osmanlı’nın İstibdat dönemi politikalarına uygun dekor da Hayrinusa Gül tarafından tamamlanmakta.

Sakal-ı Şerif’in yalelli araplara gösterilmesi (!) için havaalanlarına koşturtulduğu, Merkez Bankası’nın İstanbul’a taşınması için kavgaların verildiği, arap ülkelerinin AKP‘lilerce tavaf edildiği 6 yılık dönemde eşi gibi Çankaya Köşkü ile yetinemeyen Abdullah Bey, çalışma ofisi olarak Dolmabahçe’yi kullanıyor. Gül ailesinin İstanbul’da geçirecekleri tatilde kalacakları yer olarak Osmanlı Sarayları, Kasrları, Köşkleri, Eyvanları seçiliyor!

Gül Ailesi Göksu’da saltanat kayığıyla mehtaba çıkamayınca konferans için gidilen Bodrum’da el yapımı yatlarla deniz turları atıyor. Kendilerini görüntülemek isteyen haberciler de korumalar marifetiyle dövdürtülüyor!

Tam o esnada, Cumhurun başı aynı zamanda ordunun da başı sayıldığından, Başkomutan ünvanı taşıyan Gül ve haremleri Hayrinusa Sultan Hanımlar serin sularda seyr-ü sefa ederlerken, Irak‘ın kuzeyine yuvalanan PKK Güneydoğuda’ki karakollarımıza saldırılıyor, Mehmetçiklerimiz yaralanıyor, şehit oluyordu!

***

Şükrü Küçük Şahin’in yazdığına göre, Çankaya Köşkü’nün debdebesi Hayrinusa Hanım’ı kesmemiş!

Arabın eteklikli diktatöründen aldığı hediyeleri açıklamaktan bucak bucak kaçıp, meclisteki soru önergesine “envantere geçirildi” demekle yetinen Hayrinusa Gül ve kocası şimdi de gözlerini müzelerde sergilenen Osmanlı eserlerine dikmişler… Çünkü Hayrinusa Hanım, o saltanat koltuklarında oturmayı, masasını sandalyesini kullanmayı kendisine hak görüyor! Bilmeyen de bayan Gül’ün 90 yıl önce yıkılmış bir devletin tarihsel değerden başka hiçbir anlam ifade etmeyen antika eşyalarına sarılışını “bu hanım aileden böyle görmüş, alışkın, aksini yapamıyor” sanır!

****
Tesadüf bu ya, 18 Ağustos 1965 doğumlu Hayrinusa adındaki bir kızcağız tarihler 21 Ağustos 1980′i gösterirken, yani 15 yaşında henüz ergenliğe yeni adım atmış bir çocukken, 29 Ekim 1950 doğumlu yani 30 yaşındaki Kayserili Abdullah’la görücü usulü baş-göz ediliyor!

Hayrinusa’nın zamanında alması gereken eğitim-öğretimi de bu evlilik nedeniyle güme gidiyor.

Adı Hayrinusa olan o “göççük H’anfendü”nün (*), baba evinden koca evine götürdüğü, oradan da köklü Türk devletinin zirvesine taşıdığı bütün kültür, görgü, görenek varlığı İmam Hatip’in orta okul kısmından alınmış diplomasından başka mahalle esnaflığı yapan babası Ahmet Özyurt ile ev kadını olan anne Fatma Özyurt’un verebildiğinden ibaret…

Eğer aileden gelmiyorsa zaman içerisinde eğitim ve öğretimle kazanılan asalet, görgü, görenek bu kadında olmasa kaç yazar… Okulu bırakan Hayrinusa, tarikat ve dış bağlantıları sağlam olan Abdullah’la evlenmekle rüyasında bile göremeyeceği bir payeye erişiyor!

Hayrinusa Hanım, tarih, felsefe, sanat, siyaset, fen bilimleri konularında master, doktora yapmış, ailelerinde de aynı düzeyde yetenek ve bilgiyle donatılmış insanların bulunduğu binlerce eğitimli, konusunun uzmanı kişileri içeride ve dışarıda temsil eder hale geliyor! (Ki bu uzmanların binlercesi bu gün ya işsiz dolaşıyor ya da buldukları işlerde sürdürülüyor. Bir o kadarı da AKP‘nin kadrolaşması nedeniyle işinden edilmiş durumdalar! )

Hayrinusa Hanımın evlilik ikbalinin sonrası ise doğal olarak hazımsızlık…

Başlanıyor görgüsüzlüğün, yüzsüzlüğün en dibine vurulmasına !

Fiyatı binlerce euraya denk düşen at nal gibi camii motifli yüzüklerle, dolgun vücut hatlarını soyunmuşcasına ortaya seren kıyafetlerle ve tabii Pinokyo perilerine benzetilen tuhaf sıkmabaş kılıklarıyla, elinde pazar filesi gibi tuttuğu en pahalı markalardan alınmış çantalarıyla H’anfendi Laik Cumhuriyet’in kalbinde arz-ı endam eyliyor!

Güya Çankaya’ya yobazlık emaresi olan sıkmabaş sokulmayacak, protokolden uzak tutulacak, dahası Köşk’te oturtturulmayacaktı!

Alın buyurun işte, Laik Türkiye Cumhuriyet’inin sembolü Köşk’ü Kösem Sultan havalarındaki sıkmabaşlı bir kadın idare ediyor!

Her gün Cumhuriyet’in kalbine sokup sokup çıkarttığı hançeriyle kocası Abdullah’ı gölgede bırakıyor…

Abdullah işin paravan kısmı, o sadece AKP’nin önüne itelediği belgelere parmak basıyor, pardon pardon imza atıp, mühür vuruyor! Geri kalan irtica ve Osmanlı hortlatılması işi bir büyücü ustalığı gösteren Hayrinusa’ya devrediliyor!

“Hayrinusa’nın Saltanat Maceraları” dizisinde yok yok.

Bu dizide rol kapabilmek için ne entrikalar çevriliyor, ne entrikalar!

Yasama ve Yürütme’de “kanka devri kadınları” şeklinde özetlenebilecek devlet adabının yerle bir edildiği olaylarla küslükler çıkartılıp, ardından yanak yanağa, kucak kucağa objektiflere sırıtılıyor!

Kimse de çıkıp “Siz kimsiniz be kadınlar, mahalle hamamına çevirdiğiniz devlet protokolünde kadronuz nedir?” diye sormuyor, “atmışsınız kendinizi ortalıklara, siyasi gündemi meşgul ediyorsunuz?” da demiyor.

E saltanat dedik ya işte. Kafes ardındaki “harem”, olanca şatafatı ve entrikaları sevimli gösterilmek için bohçalanıp öne çıkartılıyor. Yanlarında doğurdukları “veliaht” kimliğine bürünmüş tosuncuklarıyla birlikte…

Hayrinusa Hanım girdiği her yeri kendisine çeviriyor… Devletin malı deniz misali halkın parasıyla Köşk’ü yıkıyor, döküyor, sözüm ona yeni baştan inşaa ettiriyor.. Dışişleri konutunu da kendi zevkine(!) göre kırıp, döken Hayrinusa Gül sanırsınız ki iç mimarlık ya da dekoratörlük konusunda tahsil yapmış, uzman!

Kızlarının, fakir fukaranın, garip gurabanın kısacası millet kesesinden ödenen ıstakozlu makarnaları lüpletmesinden Özyurt ailesi tatmin olup, gözleri doymuş mudur bilmiyorum fakat, geçtiğimiz yıl Hayrinusa Hanım’ın anası-babası evlerinin kapılarını, sübyancı Hüseyin Üzmez’in uçkurunu kutsayan Vakit Gazetesine ardına kadar açıp, “Kızımız evlenmeden önce kapanmıştı, başı örtülü diye devlet kızımızın önünü kesti, okutmadılar” diyerek ağlaşıyorlardı !

Besleme basın ve AKP’ye biat ederek alkış tutanlar, Gül’ün Cumhurbaşkanlığı’na oturmasını “nihayet dindar birisi geldi”, “halkın içinden geldi” diye methiyeler düzenler karşılarına çıkan bu görüntüye imrenerek bakıp, onlar gibi olmak istiyorlar mıdır acaba?

Veya Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer‘in her türlü adap erkan bilen, kaliteli saygın tavırlarına burun kıvırarak, kırmızı ışıkta dahi durması konusunda “Ne var canım, zaten öyle yapması gerek” diyenler Gül ailesinin bu “görmemiş görmüş, derdinden ölmüş” tavrına ne diyorlar, merak ediyorum…

En zirvedeki Hayrinusa ve Abdullah Gül gençlerimizin “örnek” alacakları kimlikler midir ?

Sahi, Anayasaya aykırı şekilde Köşk’e cumhurun başı olarak oturtulan şahsın karısı olmanın dışında, siz kim oluyorsunuz Hayrinusa Hanım ?

Türkiyeyi bir metre çaput için yabancılara şikayet etmekten başka ne gibi özelliğiniz var?

Ya da ABD’ye yediklerinizi içtiklerinizi Türk Milleti’ne ödetmekten, henüz öğrenci bir çocuk olan oğlunuzun daha şimdiden tüccar olması ve laik Türkiye Cumhuriyeti’nin sigortasından istifade edebilmesi hilesine başvurmaktan başka, hangi yararlı girişimde bulundunuz bu millet için?

Gece gündüz takım taklavat, mürid, tarikat, yatıp kalkıp idare şekline küfrettiğiniz, tarihinden silmeye önce resimleriyle başlayıp, Atatürk tablolarını Çankaya Köşk’ünün bodrumuna kapatabilme cüretini kimden aldınız?

“Milli irade” saydığınız şaibeli %47 bu icazeti size ne zaman verdi?

Bu da yetmezmiş gibi bir de İstanbul Müzelerinden beğendiğiniz Osmanlı eşyalarını Çankaya’ya getirme isteğinizin altında yatan gerçek nedir? Karnınızdan konuşmak yerine açıklayın da hepimiz bilelim…

Bilelim, sizin ve yoldaşınız Emine Hanım’ın devletteki kadrosu nedir?

Yoksa üstlendiğiniz görev bir sır mı?

Eğer öyleyse bilin ki, çoook önceden deşifre oldunuz!

Peki ya aranızda bu yobaz zihniyet tarafından ayağı kaydırılmak istenen Van, Yüzüncü Yıl Üniversitesi prof. Yücel Aşkın’ı hatırlayanınız var mı?

Kendisi AKP zihniyetine karşı bir isim olduğu ve İlahiyat Fakültesine öğrenci almamakla suçlandığı için oturduğu lojmana polis baskını sonucu, Kültür Bakanlığı izniyle yaptığı tarihi eser kolleksiyonuna el konarak, “tarihi eser kaçakçılığı” yapmakla suçlanmış ve bu suçlamadan beraat etmişti..

Tarihin cilvesi de bu olsa gerek, saygınlığı olan bir profesörün adının karalanmasında rol oynayan ve bu dava sırasında bir canın da gitmesine sebep olan AKP’nin emrindeki Güller tarihsel eserleri babalarının malı gibi kendi kullanımlarına açmaktan çekinmiyorlar…

O halde bir yandan vatanı satarken, içteki hainlerin desteğiyle yıkılmış bir saltanatın özlemini çekenler için yazdığım bu yazıya son sözü Namık Kemâl‘e bırakarak nokta koymak yakışır:

“Değildir şîr-i der-zencire töhmet acz-i akdamı
Felekte baht utansın bi-nasib- erbab-ı himmetten”
(**)

(*) Haldun Taner’inKeşanlı Ali Destanı adlı eserden alınmış bir replik

(**) Hürriyet Kasidesi: Zincire vurulmuş aslan hareketsizliğinden ötürü küçümsenemez. Vatanseverlerin de kısmetsizliği onların suçu değildir. bu kaderin suçudur, kader utanmalıdır.

Melike FK

HEDDAM

KIYI PROJE LTD. STI. MIMARLIK MUHENDISLIK MARINA YAT LIMANI PROJELERI

Yorumlar

“181) “ABDULAAAAH TOPKAPI’YA TAŞINALIM!”” yazisina 4 Yorum yapilmis

  1. Nuriye Özdinçer Karakurt yorum tarihi 26 Mayıs, 2008 21:52

    Kutluyorum Melike Hn.ı…..Hepimizin düşüncelerini çok güzel ifade etmiş…Eline
    sağlık..
    Sn.Karahan’a da teşekkürler,saygılar..İletilerinden ötürü..

  2. Metin Yılmaz yorum tarihi 27 Mayıs, 2008 01:16

    Asıl azmaz bal kokmaz!
    Başka birşey söyelemeye gerek yok…

  3. gülnaz paşaoğlu yorum tarihi 28 Mayıs, 2008 10:20

    yazı için teşekkürler.İnşallah çok kişinin okumasına neden olurda,akılları başlarına gelir.

  4. nurten acar yorum tarihi 6 Eylül, 2008 23:41

    merhaba turkiye sevdalilari bu ne guzel bir calisma elinizie yureginizie zekanıza saglik iyi varsiniz bilsinlerki bu CUMHURİYET SAHIPSIZ DEGIL OLMAYACAKTA bu capulcularinda elbette sonu gelşecek umarim kafamiza saksi dusmeden sonlari gelir SEGILERLE KALINIZZZZZZ

Yorum yap



Lütfen aşağıdaki kutucuğa 123 yazınız