164) KUTADGU BİLİG’İN DEVLET FELSEFESİ

Yayin Tarihi 26 Mart, 2008 
Kategori TÜRK DÜNYASI

 

KUTADGU BİLİG’İN,

DEVLET FELSEFESİ

image00185.jpg

 

 

Kutadgu Bilig, dört ana karakter arasında geçen diyaloglardan oluşmaktadır. Eserdeki bu dört ana karakterin her birinin belirli bir sosyal rolü vardır ve her biri belirli bir değeri temsil eder.

Küntogdi hükümdardır ve hukuku temsil eder;

Aytoldi vezirdir ve saadeti temsil eder;

Ögdülmis de vezirdir ve akli temsil eder;

Odgurmis ise asetiktir ve akıbeti temsil eder.

Eserin öyküsü şöyle özetlenebilir.

Aytoldi devlet hizmetine girmeyi çok istemektedir. Bir yakını aracıliğıyla o dönemin has hacibi ile tanışır ve hacip kendisini hükümdarin huzuruna çıkarır. Hükümdar, Aytoldi’dan hoşlanır ve kendisini vezir yapar. Bir süre sonra Aytoldi ölür ve geriye tek oğlu Ögdülmis’i bırakır. Hükümdar Ögdülmis’in yetişmesini ve eğitimini üstlenir.

Akıllı ve bilgili olan Ögdülmis, hükümdarin gözüne girerek bir süre sonra vezir olur. Ögdülmis’i çok seven ve onu kaybetmekten korkan hükümdar, ona yardim edebilecek ve gerekirse onun yerini alacak akilli ve bilgili bir kisi daha arar. Bu amaçla Ögdülmis arkadasi Odgurmis’i hükümdara tavsiye eder.

Hükümdar bu kisiyi kendi hizmetine almak istese de, basarili olamaz. Odgurmis, insanlardan uzak bir yerde ibadetine devam etmek ister. Daha sonra, Ögdülmis de devlet hizmetinden çekilip kendini tamamen ibadete vermek ister; ancak, Odgurmis buna karsi çikar ve herkesin yerinde kalmasini ve topluma en iyi hizmeti bu sekilde verebileceklerini söyler. Bir süre sonra, Odgurmis ölür ve geride müridi Kumaru’yu birakir. Vezirleri ve Odgurmis’in ögütleri sayesinde hükümdar, iyi kanunlar yaparak memleketi düzene koyar ve ülke refaha kavusarak halk mutlu bir yasam sürer.

Kutadgu Bilig’in Temel Devlet Felsefesi:

Kutadgu Bilig’de Yusuf bize bir Türk-Islam devletinin temel felsefesini çizmektedir. Bu felsefe, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletini isaret etmektedir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, devletin bu niteliklerinin Kutadgu Bilig’de birbirine sıkı sıkıya bagli olmasidir. Bugüne kadar Kutadgu Bilig incelemelerinde, belki de Yusuf’un karakterlerini hükümdar-vezir seklinde ayrima tabi tutmasi nedeniyle, belirli bir hiyerarsik sistem aranmistir.

Töre (kanun), kut ve akil, sadece astlik- üstlük iliskisi içinde incelenmistir. Ancak, eser dikkatli okundugunda anlasilmaktadir ki, Yusuf’un çizdigi tüm karakterler, bunlarin temsil ettigi degerler ve bu degerlerin bizi götürdügü temel devlet nitelikleri birbirinden ayrilamaz. Örnegin, töreye uymadan insan kut alamaz; hukuk devleti olunmadan sosyal devlet olunamaz. Diger taraftan, haklarinin ödenmedigi bir insan, devletin degerleriyle uyumlu yasayamaz; yani, sosyal devlet olunmadan hukuk devletinin temelleri saglamlastirilamaz.

Asagida devletin her bir niteligi üzerinde durdugumuzda bu nokta daha iyi anlasilacaktir.

1. Demokratik Devlet:

Bir noktaya isaret etmemiz gerekir ki, Kutadgu Bilig demokratik bir devlet sistemini açiklar ve tavsiye eder dedigimizde, demokrasinin bugünkü sekil sartlari ile 11.yüzyilin sartlari arasindaki farki göz önünde bulundurmaliyiz. Kutadgu Bilig’de bugünkü demokratik rejimlerin tüm niteliklerinin açiklandigini degil, ve fakat bu niteliklerin temelleri bulundugunu, 11.yüzyil sartlarinda çok ileri bir demokratik yapiyi isaret ettigini ve bu nedenle eserin politik mesajinin ileriye yönelik oldugunu savunuyoruz. Demokratik devletin önemli niteliklerini ve bunlarin Kutadgu Bilig’deki yerini söyle açiklayabiliriz:

a. Gücün Sinirlandirilmasi:

Demokratik devlet dedigimizde, herseyden önce, devleti yönetenlerin gücünün, yani iktidarin, sinirlandirilmasi anlasilmalidir. Demokratik devlet genel olarak, gücün tek elde toplandigi ve sinirlandirilmadigi totaliter-otoriter devletin karsiti olarak belirmektedir. Demokrasilerde devleti yönetenler anayasa ve yasalar, ayrica demokratik sistemin köklesmesi oraninda demokratik gelenek ve degerler tarafindan denetim altinda tutulur ve güçleri sinirlandirilir.

Kutadgu Bilig’de, ve genel olarak eski Türk toplumlarinda, hükümdarin gücü ilk önce töre ile sinirlidir. Hükümdarlar töreye göre, ve eger töre isterse, is basina gelir ve kendileri de töre koyarlar. Basarili olmayan hakanlarin töre tarafindan istenmedigi düsünülür.

Kutadgu Bilig’de hükümdar Küntogdi’nin bizzat kanunu, yani bir anlamda töreyi temsil etmesi rastlanti degildir; töre toplumun basidir ve hükümdar yüzyillar boyunca halkinin olusturdugu degerlere, gelenek ve görenek ile yasalara uymak zorundadir. Diger bir deyisle, yöneticiler toplumsal degerlerin yansimasi olan töreye karsi gelemezler; yetkileri töre ile sinirlidir. Törenin Türk toplumlarinda ilahi menseli oldugunun kabul edilmesi, bu sinirlamanin gücüne güç katmaktadir.

Bu inanisa göre, töreye uymayan hükümdar sadece bu dünyada degil, öldükten sonra da huzur bulamayacaktir. Böylece hükümdar, töreyi uygulamali ve iyi kanunlar koymalidir.

Kutadgu Bilig’de hükümdarin gücünü sinirlamaya yol açan önemli bir diger demokratik düsünce ise isin ehline verilmesidir. Genis bir açidan bakildiginda Kutadgu Bilig, iyi yöneticiler bulma ve devlet yönetimini bu isi yapabilecek nitelikteki insanlarin eline birakma mesaji üzerine kuruludur. Hükümdarin Aytoldi ve Ögdülmis’i vezirlige kabul ederek yaninda tutmasinin, bu sahislarla hükümdar arasinda geçen diger devlet görevlilerin sahip olmasi gereken nitelikler hakkindaki diyaloglarin ve Odgurmis’i saraya baglama çabasinin arkasinda hep “isin ehline verilmesi” mantigi yatmaktadir. Isi is bilen kimselere ver” düsüncesi Kutadgu Bilig’in özüdür.

Bir Türk-Islam devlet gelenegi halini alan “isin ehline verilmesi” düsüncesi, bizi demokratik rejimlerde yöneticilerin yetkilerinin sinirlandirilmasini saglayan birçok kurum ve uygulamaya götürür. Kutadgu Bilig’de bu tür kurum ve uygulamalardan en önemlileri seçim, danisma, gücün paylasilmasi/devredilmesi ve görev degisimi olarak karsimiza çikar.

Sirasiyla bunlara deginelim.

Demokratik bir devlette, özellikle günümüzün demokratik toplumlarinda, seçim en önemli kurum olarak belirir. Dogal olarak, Kutadgu Bilig’deki seçim anlayisini 19. yüzyilda yeserip 20. yüzyilda yayginlasacak “dogrudan seçim” olarak algilamamak gerekir. “Isin ehline verilmesi” düsüncesi Kutadgu Bilig’de, yöneticilerin yeni göreve alinacaklari sınama, onlar arasinda bir seçime gitme sorumlulugu olarak belirir. Ise alinacak kisiler, toplumun ileri gelenleri veya yöneticiler karsisina çikar ve her açidan sınamadan geçirilir. Örnegin Aytoldi ilk sehre gittiginde ve hükümdar ile karsilasmayi arzuladiginda Küsemis onun kisiligini tartar ve onu ancak iyi insan olduguna kanaat getirdikten sonra dönemin has hacibi ile tanistirir. Has hacip de onu begendikten sonra hükümdar Küntogdi’nin huzuruna çikarir. Bu kez hükümdar Aytoldi’yi sınar ve sonra devlet hizmetine davet eder. Yani Kutadgu Bilig’e göre: “Beyler hizmetkarlarina dikkat ve hizmete girecekleri de esasli bir sekilde tecrübe etmelidir. Ancak kulun isin ehli oldugu görüldükten sonra, bey ona izzet ve ihsan kapisini açmalidir.”

Aytoldi’nin sınanma süreci Ögdülmis’in vezirlige atanmasinda da tekrarlanmistir ve aslinda, yukarida belirttigimiz gibi, Yusuf eserin önemli bir kismini devlet yönetimine gireceklerin nitelikleri ve seçimi üzerine diyaloglara ayirmistir. Böylece, demokratik bir devletteki seçimin islevini, ülkeyi yönetebilecek bilgili insanlari göreve getirmek olarak görürsek, bu konunun Kutadgu Bilig’de ayrintili olarak ele alindigini söyleyebiliriz. Eserdeki seçim süreci, ancak ehil insanlarin kademeli olarak en üst devlet görevlerini üstlenebilmesine olanak tanir: “Kulu önce, tavri ve hareketi bakimindan, iyice tecrübe etmeli; sonra anlayisi nispetinde ona paye verilmelidir.

Yöneticilerin seçimi, demokratik yönetim kapisini elbette tek basina açamaz. Tarihte seçilen nice insanlar bir köseye itilmistir. Iste, Kutadgu Bilig bu seçilen insanlara, danisma (mesveret) kurumu araciligiyla devlet yönetiminde etkili olma imkanini tanimistir. Kutadgu Bilig’in diyaloglardan olusmasi bir rastlanti degildir. Yusuf düsüncelerini hiç diyaloglara yer vermeden dile getirebilirdi; ancak o, karakterlerini karsilikli konusturarak, görüs alis verisinde bulundurmakta, birbirlerinin görüslerinden etkilendiklerini açikça ortaya koymaktadir. Iste eserini diyaloglar üzerine kuran Yusuf, insanlarin birbirleriyle danisma içinde olmasi gerektigini anlatmak istemistir: “Her isi…danisarak yapmalidir; danismayan herkes isinde zarar görmüs ve sonunda pisman olup inlemistir. Dinle Tanridan insanlara haber getiren nebi ne der: her yapilacak ise mesveret ile çare bulunur.

Danisilacak kisi isinin ehli ve bilgili insanlar olmalidir. Eserde hükümdar ve onun temsil ettigi kanunun gözünde akil ve istisare çok önemlidir; zaten, akli temsil eden Ögdülmis de hükümdarin bas danismanidir. Aslinda Kutadgu Bilig bilgili her insani potansiyel bir danisman olarak görmektedir. Yusuf söyle der: “Insan için akil ne iyi seydir: akilli insanlara müşavir gözüyle bakmali. Tavrin dogru ve hareketin temiz olsun; yoldasin akil ve müsavirin bilgi olsun.”

Böylece, Kutadgu Bilig, bilgili ve isinin ehli insanlarin karsilikli danismada bulundugu diyaloglardan kuruludur. Hükümdar Küntogdi, önce veziri Aytoldi ile, o ölünce de yeni veziri Ögdülmis ile ve ayni zamanda Odgurmis ile görüs alis-verisinde bulunur, islerini onlara danisir. Bunun yani sira, Aytoldi ile oglu Ögdülmis, Ögdülmis ile arkadasi Odgurmis da yapacaklari isi birbirlerine danisirlar.

Kutadgu Bilig, sadece devlet yönetiminde degil, toplumsal yasamda da insanlarin birbirleriyle danismasinin önemini belirtir: “Insan kendisi kendisini iyice bilemez; onu baskasina danisarak yapmak faydali olur. Ne gibi is yapmak istersen, onu baskalarina danis; danismayan kimseye karisma, ondan uzak dur.”

Isin ehline verilmesi düsüncesi ve böylece devlet görevine alinacaklarda seçici olunmasi ile bu göreve seçilenlerle hükümdarin danisma içinde olmasi, bizi demokratik yasamda ve Kutadgu Bilig’in demokratik örgüsünde önemli bir sonuca ulastirir: yöneticilerin yardimcilarinin bulunmasi, yani gücün mutlak olmamasi. Totaliter/ otoriter ülkelerde ve mutlak hükümdarlik yönetimi altinda olan yerlerde asil olan, yöneticilerin gücünü kimse ile paylasmamalari, kararlarini tek baslarina kimseye danismadan almalaridir.

Demokrasilerde ise asil olan, devleti ilgilendiren önemli kararlarin tek kisi tarafindan degil, halkin çikarlarini gözetecek kisiler tarafindan karsilikli danisma içerisinde ve çok çesitli görüslerin uzlasmasi sonucunda alinmasidir. Kutadgu Bilig’de iste bu tür demokratik bir karar mekanizmasi görülmektedir. Hükümdar Küntogdi, eserdeki tek kisi olmadigi gibi, her karari tek basina alan bir yönetici de degildir. Küntogdi’nin, sarayin yönetiminde kendisine yardimci olan kapicibasi, katip, asçibasi, içkicibasi gibi görevlilerin yaninda bugünkü demokratik yasamda her biri bir bakanlik tarafindan temsil edilen çok önemli yardimcilari bulunmaktadir.

Bunlardan bazilari:

vezir (basbakanlik), subasi (genel kurmay baskanligi ve millisavunma bakanligi), elçi (disisleri bakanligi), hazinedar (maliye bakanligi), kadi (adalet bakanligi), ve muhtesiptir (içisleri bakanligi ve polis/belediye teskilati). Ayrica, Yusuf bu yardimcilarin disinda bir de “hükümdara vekalet edecek kimse”den bahsetmektedir ki, vekalet makaminin o dönemde bile otomatik olmamasi gerektigini anlamaktayiz. Yusuf burada dogrudan “veliaht” veya “hükümdarin oglu” gibi vekalet edecek sahislari siralayabilirdi. Vekalet kurumunun isin ehline birakilmasi ve törelere uygun olarak islemesi gerektigi için belirli kimseler ismarlama bir sekilde vekil olarak adlandirilamaz. “Halkin huzur bulmasi ve saadetle yasamasi için, [hükümdara vekalet edecek kisinin] dürüst ve güvenilir bir kimse olmasi sarttir.

Kutadgu Bilig’de devlet isleri, hükümdarin islerinin ehli ve bilgili olan yardimcilarina danismasi ve bu danisma sonucunda alinan kararlar dogrultusunda yürütülmektedir. Hükümdarin yardimcilarinin olmasi gerektigi eserde sik sik karsimiza çikan bir düsüncedir. Örnegin vezir arayisinda olan Küntogdi eserin daha ilk basinda söyle düsünür: “Memleketin her isini kendim yapamam…Yardimci çok olursa, bey zahmet çekmez; onun her isi yoluna girer ve nizam bozulmaz. Bil ki her iste yardimci gerektir; beylik isinde ise kendine daha çok yardimci edinmeye bak.”

Kisaca, Küntogdi Kutadgu Bilig’de karsimiza mutlak hükümdar olarak çikmamakta; tam aksine, devlet islerinde basta vezir olmak üzere birçok yardimcisi bulunmaktadir. Burada önemli olan bir diger konu ise, hükümdarin salt yardimcilarinin bulunmasi ve hükümdarin bunlara danismasi degil, hükümdarin devlet yönetiminde politik gücü, yani iktidari, bu kisilerle paylasmasidir. Gücün paylasilmadigi ve yetkinin devredilmedigi bir rejimde, devleti yönetenlerin ne kadar çok yardimcilari olursa olsun demokratik degerlerden söz edilemez. Iste Kutadgu Bilig’de hükümdar ile vezirleri arasindaki geçen konusmalarda devlet islerinin bizzat vezirlere devredildigini görüyoruz. Zaten Küntogdi’nin iyi vezirler aramasi ve bu makama aday olanlari bizzat kend isinin sinamasi, bu nedenden dolayidir; hükümdar devlet islerini teslim edebilecegi bilgili ve güvenilir yardimcilar aramaktadir. Kutadgu Bilig’de görüyoruz ki:

“Hükümdar Ögdülmis’i takdir etti ve ona itimat ederek, bütün isleri onun eline birakti.” Hükümdar, her isi kendisinin yapabilmesi için ne yeterli zamani ne de bilgisinin oldugunun ayrimindadir. Devleti temsil eden en üst makam hükümdarlik olmakla birlikte, yönetimdeki önemli isler vezir ve diger görevliler tarafindan yerine getirilmektedir. Ögdülmis, hükümdara söyle seslenir: “[Hükümdardan] sonra, onun yerine, hareket ve söz ile memlekete hükmeden insan vezirdir.” Küntogdi da vezirinin bu sözlerini onaylayarak Sen benim gözüm ve kulagimsin, sen gör ve isit; uygunsuz ne görürsen, onu öyle birakma, düzelt” der.

Bu gücün paylasimi ve yetki devri konusunda önemli bir nokta da, Kutadgu Bilig’de makamlarda bulunanlarin faniliginin vurgulanmasi ve görev degisimi” için sürekli yeni insanlarin yetistirilmesine önem verilmesidir. Bu bir nevi bugünkü devlet yönetiminde görülen bürokratik yapi ve kadrolarin olusturulmaya çalisilmasidir. Örnegin Küntogdi, Ögdülmis yasiyor olmasina ragmen yeni bir vezir bulma telasina düsmekte ve bu nedenle Odgurmis’i saraya davet etmektedir. Küntogdi Ögdülmis’e söyle seslenir: “Senin gibi daha baska biri bulunmus olsa idi, senden önce veya senden sonra ayni yolu takip etmis olurdu.” Ögdülmis de bu görüsü benimser ve hükümdari söyle yanitlar: “Ne kadar çok olursa olsun, memleket isine yardimcilar ara; memleket böyle tanzim edilir.

b. Yöneten-Yönetilenler Arasindaki Iliskiler:

Demokratik yasamin önemli bir unsuru olan gücün sinirlandirilmasini yukarida ele aldik. Ancak, dikkat edilirse, bu genel olarak “yönetenler” ile ilgilidir ve demokratik bir yasam için gerekli olmasina ragmen, yeterli kosul degildir. Yönetenler ne kadar bilgili olurlarsa olsunlar, ne kadar seçimle ve halkin destegiyle is basina gelirse gelsinler, birbirlerine ne kadar anlayisla davranirsa davransinlar, demokratik yasamin belirleyicisi yönetenler ile yönetilenler arasindaki iliskinin niteligidir. Demokratik rejimlerin, yönetenlerin yönetilenlerin haklarini hiçe saymalari sonucunda oligarsiye, kaosa veya mutlakiyete dönüsebilecegi siyaset biliminin siklikla isledigi bir konudur. Bu nedenle, Kutadgu Bilig “demokratik bir devlet yapisi öngörüyor” savinda bulunurken, yönetenler ile yönetilenler arasindaki iliskilerin nasil düzenlendigine de bakmaliyiz.

Kutadgu Bilig’in yöneten-yönetilen iliskisinde vurguladigi iki özellik, bizi bu eserin demokratik yapisi konusunda ikna etmektedir: Bunlardan biri, sadece yönetenlerin degil, yönetilenlerin de haklarinin olmasi; digeri ise, yönetenlerin toplumsal düzeni korku üzerine degil, adalet, sevgi ve anlayis üzerine kurmasi gerektigidir. Bu konulari sirasiyla ele alalim. Demokratik bir devlette yöneten- yönetilen iliskisinde esas, karsilikli hak ve yükümlülüklerin olmasidir. Kutadgu Bilig’de hükümdar ile vezirleri ve Odgurmis arasinda geçen konusmalarda tekrar tekrar bu konu ele alinmistir. Örnegin, Ögdülmis hükümdara  su hatirlatmada bulunur: “Kullar üzerinde beyin o kadar hakki var  da, beyler üzerinde kullarin hakki yok mudur.

Aslinda yöneten-yönetilen arasindaki bu tür iliski, Kutadgu Bilig’in yazilmasindan yaklasik alti yüz yil sonra Avrupa’da “toplum sözlesmesi” (social contract) kurami olarak ortaya çikacaktir. Buna göre devletin varligi yöneten-yönetilen arasinda yapildigi varsayilan anlasmada aranmalidir. Örnegin Thomas Hobbes, dogal halde (state of nature) yasayan insanlarin birbirlerinin düsmani olacagini, toplumsal düzen ve yasam güvenligi olamayacagini ve bu nedenle insanlarin bazi haklarindan vazgeçerek devleti (Leviathan) yarattiklarini öne sürmüstür. Iste bu tür bir yaklasimi, Hobbes’dan çok önceleri Yusuf’un dile getirdigini görüyoruz.

Kutadgu Bilig, yöneten-yönetilen arasindaki karsilikli temel hak ve yükümlülükleri siralamistir. Ögdülmis hükümdara “[halk] üzerinde senin üç hakkin var” diyerek söyle devam eder: “Birincisi halk senin emirlerine hürmet etmeli ve bu emir ne olursa olsun, onu derhal yerine getirmelidir. Ikincisi hazine hakkini gözetmeli ve bunu vaktinde ödemelidirler. Üçüncüsü senin dostuna dost ve düsmanina düsman olmalidir.”

Yönetenlerin bu haklari, bugün bütün demokratik devletlerde görülen yönetilenlerin, kanuna uyma, vergi verme ile ülkeyi iç ve dis düsmanlara karsi savunma yükümlülüklerinden baska bir sey degildir. Yönetilenlerin haklarina gelince, Ögdülmis hükümdara söyle seslenir: “[Halkin] senin üzerinde üç hakki vardir; bunlari öde ve onlari zorluga düsürme. Bunlardan biri memleketinde gümüs temiz kalsin, onun ayarini koru.                                       Ikincisi halki adil kanunlar ile idare et; birinin digerine tahakküme kalkismasina meydan verme, onlari koru.                                                                                                                       Üçüncüsü bütün yollari emin tut; yol kesici ve haydutlarin hepsini ortadan kaldir.”

Bu haklarin bugün ekonomik, siyasi ve sosyal haklar ile can güvenligi ve yasam hakki gibi insan haklarina karsilik gelmesi ilginçtir. Büyük bir ileri görüslülükle Yusuf, ekonomik düzenin saglanmasi, esitlik ve genellik ilkeleri dogrultusunda adil kanunlar yapilarak insanlar arasindaki iliskilerin düzenlenmesini ve onlarin can ve mal güvenliklerinin saglanmasini istemektedir.

Kutadgu Bilig’de yöneten- yönetilen iliskisinde önemli bir konu bu karsilikli hak ve yükümlülüklerin nasil yerine getirilecegi, bu süreçte iliskilerin niteliginin ne olacagidir. Bu konuyu açiklarken Yusuf yönetilenlerin haklarini bir adim daha ileri götürmüs ve yönetenlerin halka “iyi davranmasi” gerektigini tekrar tekrar hatirlatmistir. Örnegin Odgurmis, hükümdara söyle salik verir: “Ey kudret sahibi, sen kötülük yapma; sözünle ve hareketinle her vakit iyilik etmeye çalis.

Kutadgu Bilig’de bu iyilik yapma ve kötülükten kaçinma düsüncesi sıklıkla, yönetenlerin zalim olmamasi ve halka zulüm yapmamasi gerektigi tartismasinda belirir. Örnegin Odgurmis, hükümdarin yaninda çalismasi için kendisini zorlayan Ögdülmis’e söyle seslenir: “Istemekle alinamayacak seyi zorla isteme; aramakla bulunamayacak seyi zorla arama.” Ögdülmis de hükümdara zor  kullanmaktan kaçinmasi gerektigini sürekli hatirlatarak “zalim olma” diye uyarida bulunur. Bu görüse katilan hükümdar, Ögdülmis’e söyle karsilik verir: “zalimin eli halk üzerinden uzak olsun.

Aslinda Kutadgu Bilig’e göre yönetenler, yönetilenler üzerinden baski ve zulmü kaldirdiklari oranda basarilidirlar ve nerede zulüm görmüs birisi varsa onu bu zulümden kurtarmaya çalismalidirlar. Odgurmis’a hükümdar mektup yazarak söyle der: eger zulüm görmüs isen, bana gel; bu dert ve endiseni bana anlat.” Baski ve zulmüm ortadan kaldirilmasi dogal olarak demokratik devlette insanlarin güven içinde yasamasina yol açacaktir; sürekli korku içinde yasayan insanlardan olusan bir toplumda demokratik degerlerden bahsedilemeyecegi açiktir. Yönetenler sorumluluklarini yerine getirmezse ne olacaktir? Kutadgu Bilig’de yönetilenlerin ayaklanmasi konusunda dogrudan herhangi bir ifade yoktur. Hatta genel olarak, insan “dürüst olmali ve memlekete sadik kalmali; karisiklik günlerinde kendisini iyice gözetmelidir.” Ancak, tipki toplum sözlesmesi kuraminda yasam hakkinin devlete devredilmedigi ve gerektiginde sözlesmenin degistirilebilecegi düsüncesinde oldugu gibi, Kutadgu Bilig’de de yöneten-yönetilen iliskilerinin gözden geçirilebilecegi ve yönetenlerin iktidardan uzaklasabilecegi düsüncesi karsimiza çikar. Kutadgu Bilig’e göre öncelikle yönetenler iyi olmali, zulüm etmemeli ve yükümlülüklerini yerine getirmelidirler. Ancak ondan sonra, halk görevlerini yapacak ve yönetime sadik kalacaktir. Bu yaklasim Kutadgu Bilig’de, yönetenler nasil davranirsa halkin da o sekilde davranacagi seklinde karsimiza çikar. Beyler hareketlerini “temiz  ve dogru” tuttugu ölçüde, halk da böyle olacak; beyler kanuna uydugu sürece, halk da uyacak; beyler zalim ve kötü old ugu zamanlarda halk da iyi yoldan ayrilacaktir. Bu nedenle, Odgurmis hükümdara su ögüdü verir: “Bu beyler bastir; bas nereye giderse, onu takip eden bütün insanlar da ona uyarlar. Sen kendi hareketini dogrult, tavrini düzelt; halkin hareketi kendiliginden düzene girer.

Eger yönetenler bu sekilde davranmaz ve insanlara zulüm yaparlarsa, o zaman iktidarlari çok uzun sürmeyecektir. “Zalim adam uzun müddet beylige sahip olamaz, zalimin zulmüne halk uzun süre dayanamaz.” Hükümranligin sonu Kutadgu Bilig’de, zulüm altinda ezilen halkin dogrudan saray baskini veya ayaklanmasiyla degil, ki bu Türk-Islam devlet geleneginde görülmez, dogal bir süreç olarak, zulüm altindaki insanlarin yükümlülüklerini yerine getirmemesi sonucu devletin her alanda zayiflamasiyla ortaya çikacagi belirtilir. Ögdülmis hükümdara zulmün “memleketi harap edecegini hatirlatir ve söyle der: “Zulüm yanar atestir, yaklasani yakar. Kanun ile ülke genisler ve dünya düzene girer; zulüm ile ülke eksilir ve dünya bozulur. Zalim zulmü ile birçok saraylari harap etmis ve sonunda kendisi açliktan ölmüstür.”

c. Bilgi ve Bilimsel Metot:

Demokrasi ile özgür bilim ortami birbirine sıkı sıkıya baglidir; birinin olmadigi yerde digerini bulmak olasi degildir. Ancak bu nokta, demokratik devlet tartismalarinda genelde göz ardi edilmektedir. Demokratik devlet bilgiye ve bilime yeterli önemi vermelidir ki, yukarida saydigimiz degerler ve kurumlar toplumda yesersin, tutunsun ve gelissin. Eserin adindan da anlasilacagi gibi, Kutadgu Bilig’de öncelikle bilgi ve bilime önem verilmis, bilginin herseyin basi olacagi savunulmustur. Ögdülmis’in akli, bilgiyi ve anlayisi temsil etmesi, eserin büyük bir bölümünün Ögdülmis’in diyaloglarina ayrilmasi bir rastlanti degildir. Aslinda bilgi Yusuf’a göre, insani diger varliklardan ayiran temel niteliktir: “Insan dedigin bilgili ve akilli insandir; onun disindakilerin hepsi de hayvan gibidir. Sen ya bilgi bil, insan ol ve kendini yükselt yahut hayvan adini al ve insanlardan uzaklas.” Islam inancina göre, insanin yaratiklarin en iyisi olarak yaratildigi hatirlanirsa (ki Allah bütün meleklerden Adem’e secde etmelerini istemistir) ve ilk ayetin oku” oldugu göz önüne alinirsa, Yusuf’un bu düsüncesinin, yani insanin okudugu ve bildigi oranda insanlasacagi ve yaratilis amacini yerine getireceginin ne kadar yerinde oldugu anlasilir. Yusuf da söyle der zaten:  “Tanri bu alemi yaratmadan önce, Levh ile kalemi yaratmistir. Kulun neler yaptigini melek yazar, sonra Tanri yarin o isi sorar.

Burada vurgulanmasi gereken, bilginin eserde sadece teorik (Platonik) olarak övülmesi degil, toplumsal sorunlarin çözümünde bilginin uygulanmasi düsüncesidir. Diger bir deyisle, Yusuf bilimsel yöntemi (metodu) savunmaktadir. Herhangi bir konuda bir kanaatin veya bir görüsün dogrulugunun denenmesi çesitli yöntemlerle olabilir. Bu konuyu 1877’de ele alan Charles S. Peirce, o güne kadar uygulanan üç yöntemden bahseder ve bunlarin olumsuzluklarini açiklayarak yeni bir yöntemin, bilimsel yöntemin, benimsenmesini salik verir. Tarihsel olarak uygulanan bu üç yöntem, görmezden gelme, otorite, ve öncüller yöntemidir. Buna göre herhangi bir sorunla karsilastigimizda, ya onu görmezden gelir, ya belirli bir otoritenin (siyasal otorite gibi) bize ne yapmamiz gerektigini söylemesini bekler veya daha önce kabul edilmis temel ilkelere göre hareket ederiz. Dikkat edilirse bu üç yöntemde de kisi, herhangi bir sorunun çözümüne yönelik bilinçli bir harekette bulunmamakta, o konu üzerindeki kanaat ve düsüncelerinin dogrulugunu dogada kendi disinda olusmus, kendi kontrolü altinda olmayan nesnel gerçeklerle sinamamaktadir. Ancak bilimsel yöntem bize bu olanagi verir. Bu yöntemin gelismesi toplumda özgür arastirmaya olanak veren demokratik degerlerin varligiyla olacaktir. Bir kere yerlestikten sonra da bu yöntem, demokratik degerlerin korunmasini ve daha da gelismesini saglayacaktir.

Iste Yusuf bu yöntemi aslinda Peirce’dan sekiz yüz yil önce açiklamaktadir: Hükümdar söyle der Ögdülmis’e “Bütün kördügümler bilgi ile çözülür; bilgi bil, anlayisli ol, akil ile yasa.” Ögdülmis de aklin tarifini söyle yapar: “Aklin hareketi dogru ve itibari büyüktür. Nereye eli dokunursa, orasi düzelir. Keskin gözlü ve uzak görüslüdür; hangi ise el uzatirsa, ayagini saglam basar. El sürdügü is ne kadar bulanik olursa olsun, süzülmüs saf bir hale gelir; ne kadar ters dügüm varsa, bir bakisla onu çözer. Islere sagdan, soldan, önden, arkadan, her cephesinden bakar; hal çaresini ve zamanini bilir.” Akibeti temsil eden Odgurmis bile hükümdara söyle seslenir: “Ey memleketin basi, ey iktidar sahibi, sen her iste önce bilgiyi tatbik et. Her türlü isi bilgi ile isle; her güzel is bilgi ile meydana gelir.”

Bu nedenle, Kutadgu Bilig’de yönetenlerin akilli ve bilgili kisiler olmasi gerektigi vurgulanmistir. Yusuf’a göre, bilginin degerini ancak bilgili insanlar takdir edecek ve böylece ülke sorunlarinin çözümünde bilgiye basvuracaklardir. “Isi akilli insanlar basarirlar; akilsiz kimseleri isten uzak tutmalidir.” Ögdülmis hükümdara söyle seslenir: “Bey bilgili ve akilli olmalidir. Beyler bilgi ile halka bas oldular ve akil ile memleket ve haklin isini gördüler. Bey adi bilig kelimesi ile ilgilidir.” Kasgarli Mahmut ve Yusuf Has Hacib gibi arastirmacilari yetistiren Karahanli devletinin kültüre ve bilgiye verdigi önemi Kutadgu Bilig’de açikça görüyoruz. Memlekette düzenin, toplumsal huzurun siddetle ve askeri güçle degil, bilimle saglanabilecegi en çok vurgulanan noktalardan biridir. Bu, yukarida belirttigimiz gibi, yöneten- yönetilen iliskilerinde baski ve zulmün degil, bilgi ve bilimin esas alinmasi gerektigini anlatmaktadir. Yusuf söyle der: Memleketi alan onu kiliç ile almistir; memleketi tutan onu kalem ile tutmustur. Bir memleketi kiliç ile derhal ele geçirmek mümkündür; fakat kalem olmayinca, insan onu elinde tutamaz.

Kutadgu Bilig’in isminden de anlasilacagi gibi, kut (yani refah ve mutluluk) ile bilgi dogrudan iliskilidir. Bilgili yöneticilerin basa gelmesi ve devlet yönetiminde bilime basvurulmasiyla, Yusuf toplumda sadece düzen ve huzur olmayacagini, ayni zamanda toplumun refaha ulasacagini, zenginlesecegini vurgulamaktadir. Diger bir deyisle, bilgi toplumsal düzeni, toplumsal düzen de beraberinde refahi getirecektir. Bu refah sayesinde de devlet gücüne güç katacaktir. “Kim hakim ve bilgili bir bey olmus ise, memleketini tanzim etmis ve halki zengin olmus; halkin zenginligini kendisine kalkan yapmistir.” Ögdülmis kiliç ile kalem arasindaki iliksiyi hükümdara anlatmaya söyle devam eder: “Kiliç memleket zapt eder ve zafer kazanir; kalem de memleket tanzim eder ve hazine toplar. Kiliç kan damlatirsa memleket alir; kalemden mürekkep damlarsa, altin gelir.”

Aslinda kut ile bilgi arasindaki iliski, bir devletin demokratik devlet olma niteligini kazanmasinda önemli olan gelismeye, ilerlemeye, dinamizme de isaret etmektedir. Animsanacagi gibi saadeti temsil eden Aytoldi Kutadgu Bilig’de kendini hükümdara söyle tarif eder: “insanlar kendi aralarinda beni dönek diye kötüler, dururlar. Halbuki dönekligim benim için bir kusur degildir; ben kendime daima yeni ve taze seyler seçerim. Bütün eskimis seyler yipranmis olur; yipranmis seylere tahammül etmek insana sikinti ve tiksinti verir. Gelirim, giderim; ileriye dogru yürürüm; dünyayi dolasirim, benim için yer-yurt yoktur.” Iste refah ve mutluluk bu oranda degisken ve devingense, bilgi ve bilimin de onlari yakalayabilmesi için sürekli gelismesi, iyiyi, güzeli ve yeniyi aramasi gerekir. Bu arayis toplumda özgür arastirma ortaminin olusmasini saglamakla kalmayacak, egitimin gelismesine ve toplumsal dinamizmin artmasina neden olacaktir. Ögdülmis aklin tarifini yaparken bu noktaya deginir: “[akil] kaçana yetisir, uçani yakalar, kirigi sarar ve bozugu düzeltir.”

Böylece, bilgiye önem verilmesi ve bilimsel yöntemin toplumda uygulanmasiyla, toplumun ilerlemesinin önü açilmaktadir. Asagida laik devleti ayrintisiyla ele alacagiz. Ancak burada bir parantez açip Kutadgu Bilig’deki bilgiyle din iliskisine dokunmak, demokratik devlet-laik devlet iliskisini göstermek açisindan yararli olacaktir. Bilimsel yöntemde yukarida belirttigimiz gibi herhangi bir kanaat veya düsüncenin dogrulugunun sinanmasi, bilimin verilerine ve bunlar dogrultusunda olusan gerçeklere göre yapildigi için, insanlarin batil inanç ve söylentilerden kurtulmasi ve dinini ögrenip yükümlülüklerini hakkiyla yerine getirmesi açisindan önemlidir. Hükümdar Küntogdi, Odgurmis’a söyle seslenir: “Ibadet etmek için, önce çok bilgi edin, bilgisiz ettigin ibadetten fayda gelmez. Bilgi ile yapilan ibadetin sevabi çoktur; bilgisiz kimse ibadet ederse, sevap kazanamaz. Bilgisizin ibadet ile mesgul olmasindan, bilgilinin uyumasinin sevabi daha çoktur.” Ögdülmis de Odgurmis’a bilim adamlari (alimler) hakkinda sunlari söyler: “Onlarin ilmi halkin yolunu aydinlatir; bu dinin diregi gerçekten bunlardir.”

2. Laik Devlet:

Kutadgu Bilig’deki ideal devletin bir niteligi de laikliktir. Laiklik, en dar anlamda, devlet ile dinden birinin digerini kontrolü altina almamasidir.

Demokratik bir devlette hersey yolunda gittigi sürece insanlarin huzur ve refah içinde yasayacagi düsüncesiyle, laikligin bazen “din ve devlet islerinin birbirinden ayrilmasi” seklinde tanimlandigi görülür. Bu tanim yanlis olmamasina ragmen eksik ve yanilticidir; önemli olan birinin digerini kontrol altina almamasidir. Bir taraftan, devlet ve din arasinda belirli bir iliski ve etkilesim olacaktir. Diger taraftan, çogulcu bir toplumda, belirli dinler veya mezhepler arasinda çatisma çiktiginda, diger bir deyisle din zorluklarla karsilastiginda, olaya devlet müdahale ederek bir grubun diger grubu ezmesine engel olacaktir. Çogulcu toplumlarda asil olan, devletin her gruba esit mesafede durmasidir. Iste Kutadgu Bilig’de, normal demokratik düzenin islemesi durumunda devlet ve dinin birbirini kontrol altina almamasi gerçegi ile aralarindaki temel iliskilerin vurgulandigini; ancak, olumsuzluk durumunda devletin dini konularda yardima hazir oldugunu görmekteyiz.

a. Devlet ve Dinin Birbirini Kontrol Etmemesi:

Kutadgu Bilig’in ana fikri insan yasaminda en önemli iki kurum olan din ve devletin, birbirini kontrol altina almamasi gerektigidir. Aslinda eserin büyük bir kismi bu konuya ayrilmistir; 6645 beyitten olusan Kutadgu Bilig’in 3132. beytinden baslayarak son beytine kadar din ve devlet iliskisi hemen hemen tek konu olarak karsimiza çikar. Ancak, bu derece ayrintisiyla ele alinmasina ragmen bu konuya gerekli özen arastirmacilar tarafindan gösterilmemis ve eserin ana mesaji yanlis anlasilmistir.

Örnegin Sadri Maksudi Arsal, “Odgurmis’in fikirleri bedbin ve irticai fikirlerdir demektedir.  Dilaçar da “Kutadgu Bilig teokratik bir siyasetname olarak belirir” yorumunda bulunmaktadir. Mahmut Arslan da söyle düsünür: Türklerin belli basli ilk Islami eseri olan Kutadgu Bilig, bugünkü ölçülerimiz açisindan bakilirsa teokratik bir siyaset eseri olarak karsimiza çikmaktadir.”

Bu görüslere katilmak olasi degildir. Asagida açiklayacagimiz gibi Kutadgu Bilig, laik bir devletin temel ilkelerini sunmustur. Söyle der Yusuf: “Din dali ile dünya dali birbirine karsidir; ikisi birbirine yaklasmaz, bunlarin yolu birbirini keser. Dinin dünya ile birlestirilmesi güçtür; bu ikisi bir araya gelmez, bunu bilmek kafidir.

Eger Kutadgu Bilig teokratik bir devleti savunsaydi, seriatin kayitsiz sartsiz ve harfiyen uygulanmasini vurgulamasi gerekmez miydi? Halbuki eser, hemen her diyalogda “kanun koymak” ile “iyi ve adil kanunlar yapmak tan bahseder. Yani, degisen sartlara göre toplumu düzenleyecek yeni kanunlar konulacaktir; kanunlar sabit degildir. Yukarida söyledigimiz gibi, “töre” Türk devletlerinde önemli bir kurallar bütünü olarak karsimiza çikar. Ancak, zamanla yeni töreler yapilir ve uygulanan töreler degistirilebilir. Ikinci olarak, eserde hükümdar kanunu temsil eder. Eger Yusuf teokratik bir devleti savunsaydi, hükümdarin ayni zamanda dini temsil etmesine izin vermez miydi? Ancak din, eserde Odgurmis tarafindan temsil edilir ki, kendisi devlete hizmet etmeyi bile reddeder.

Kutadgu Bilig’in laik yapisini anlayabilmek için öncelikle, Odgurmis, Küntogdi ve Ögdülmis arasinda geçen hikayenin örgüsünü çok iyi irdelemek gerekmektedir. Yeni bir yardimci arayisinda olan Küntogdi, Ögdülmis’i çagirarak akilli ve bilgili bir tanidiginin olup olmadigini sorar ve Ögdülmis de öyle birisini tanidigini söyleyerek akibeti, yani bir anlamda dini temsil eden Odgurmis’tan bahseder. Hükümdar bir mektup yazarak Odgurmis’tan gelip kendisini görmesini ister. Ancak, Odgurmis gelmez. Bunun üzerine hükümdar ikinci bir mektup yazarak Odgurmis’i saraya tekrar çagirir. Ancak, Odgurmis yine gelmez. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, devletin yazili emri seklinde olan çagriya dini temsil eden Odgurmis’in olumlu yanit vermemesidir. Yani, devletin dini zorlamasi ve ona emir vermesi söz konusu degildir. Bu konu Odgurmis’in sözlerinde çok açiktir. Kendisine israr eden Ögdülmis’e söyle çikisir Odgurmis: “Sana kati sözümü söyledim, neden beni israrla bu ise zorluyorsun.” Odgurmis bir mektupla Küntogdi’ya söyle seslenir: “Ey hükümdar sen beni kendi halime birak; burada ben sana duaci olayim.”  Ayrica hükümdara iletilmek üzere Ögdülmis’e de söyle der Bunlari sifahen de arz et, hükümdar isitsin; beni kendi halime biraksin ve benden elini çeksin.”  Ayrica Odgurmis, hem hükümdarin hem de kendisinin kul” oldugunu söyleyerek, birinin digerinden üstün olmadigini, kendisinin hükümdarin kontrolü altina girip ona “kulluk” etmeyecegini vurgular. Odgurmis söyle yazar hükümdara: “Ben ölümsüz bir hayat isterim, ihtiyarligi olmayan bir gençlik dilerim. Ey hükümdar, bana bu seyleri temin edersen, ben de kendimi kul ederek, sana baglanirim. Eger bunlari temine kudretin yetmezse, benden ne üstünlügün var, bana açik söyle.

Küntogdi ve Ögdülmis hatalarini anlayarak Odgurmis’a baski yapmaktan vazgeçerler. Hükümdar, kendisine Odgurmis’in gelmek istemedigi haberini getiren Ögdülmis’e söyle der: “Bugün biz kendimize zulüm ettigimiz gibi, ona da zulüm ve eziyet ediyoruz. Dikkat edersen, söylediklerinin hepsi dogrudur; onu simdi zorlamak da yerinde olmaz.

Odgurmis’a üçüncü davetinde hükümdar bu kez herhangi bir mektup yazmaz ve isterse gelip kedisiyle konusmasini, devlet hizmetine girmek istememesini anlayisla karsilayarak sadece kendisine tavsiyelerde bulunmasini ister. Hükümdar Ögdülmis’e söyle der: “Buraya gelip, benimle bulussun ve tekrar hemen gitsin; zorla ona mani olmayacagim; kararinda serbesttir. Bu is için seni gönderiyorum; onu zorlama, güzellikle buraya davet et.” Odgurmis da bu “daveti” kabul ederek saraya gitmeyi ve hükümdarla konusmayi kabul eder. Karsilastiklarinda zahmet ettigini söyleyen hükümdara Odgurmis söyle yanit verir: “Ben sana kendi arzumla geldim; bu bana nasil zahmet olabilir.”

Bu gelismelerde dikkat edilmesi gereken birinci nokta; dinin zorlanamayacagi, baski ve kontrol altinda tutulamayacagidir. Yusuf’un vurguladigi ikinci nokta ise, devlet istese de, ki Odgurmis’i zorlayan hükümdar ve veziridir, dinin devletle beraber hareket etmemesi, onun kontrolü altina girmemesidir. Bugün dini degerlerin siyasi amaçla kullanilmasinin yayginlastigi göz önüne alinirsa, 11.yüzyildan gönderilen bu mesajin önemi anlasilir.

Hikaye Odgurmis ile hükümdarin karsilasmasi ile sona ermez. Özellikle ikisi karsilastiktan sonra birbirlerine karsi tutumlarinda ve aralarindaki konusmalarda, din ve devletin birbirini kontrol etmemesi gerektigi konusunda birçok ders vardir. Odgurmis ile hükümdar bir araya geldiklerinde, “önce hükümdar selam verdi; zahit ise, yalniz onun selamina mukabele etti.” Bu duruma sasiran hükümdar, Odgurmis’a neden böyle davrandigini sorar. Odgurmis hükümdara söyle seslenir: “Ben bilerek bunu yaptim ve önceden selam vermedim. Selam insana selamet yoludur; kim selam verirse, karsisindakine teminat vermis olur. Selam veren kimse insana aman verir; selami alan kimse selamette olur. Selam insani insanlarin serrinden korur; selama mukabele eden kimse selametini teminat altina almis olur.

Bu diyalogda açikça görüldügü gibi, devlet dinin uygulanmasi ve gelismesi için gerekli sartlari hazirlar. Ancak, devletin dini kontrolü altina almasi söz konusu olmadigi gibi, din de devlete teminat vermez. Diger bir deyisle, dinin devleti sahiplenerek topluma teokratik bir yönetim seklini getirmesi KutadguBilig’de reddedilir.

Aslinda bu nokta, Islam ile devlet arasindaki iliskiye de isik tutar. Islam ile devletin birbirinden ayrilamayacagi, Islam’in bir devlet dini oldugu genelde Batili bilim adamlarinca savunulur. Bu görüsün yanlis oldugu, hem Islam’in asli kaynaklarindan he m de Kutadgu Bilig gibi teorik çalismalardan anlasilmaktadir. Yusuf’a göre, devlet istese de, din devletin kontrolü altina girmemeli, onun koruyuculuguna zaman zaman gereksinim duysa bile, dinin devleti “teminat altina almasi” sözkonusu olmamalidir. Din ve devlet birbirine yol göstermeli, ancak birbirine de hükmetmemelidir. Zaten, dikkat edilirse hükümdar ile Odgurmis bir araya geldiginde, Odgurmis ne kanun yapar, ne kanun degistirir, ne de kanunlari uygular. Yani Odgurmis, devlet isleriyle ilgilenmez. Bazi makamlara atamalarda dikkatli olunmasi ve halka zulüm yapilmamasi gibi genel konular üzerinde dursa da, Odgurmis hükümdara özellikle bireysel yasamla ilgili ögütlerde bulunur. Hükümdarin gözünde bir bilgin ve ermis olan ve belki de söyledigi her seyi yaptirtacak sayginligi bulunan Odgurmis, hükümdarla bulustugunda devleti kontrol altina almayi ve devlet islerini etkilemeyi düsünmez; yalnizca, hükümdari iyi olmasi, aç gözlü olmamasi, mal biriktirmemesi ve insanlara yardim etmesi gibi bireysel ahlaki-dini konularda uyarir.

Kutadgu Bilig’de din ile devlet birbirini kontrol etmez; tam aksine, birbirlerini aydinlatarak bireyin her iki dünyada da mutluluga erismesine yardimci olurlar. Kutadgu Bilig’in laik yapisi, yani din ve devletin birbirini kontrolü altina almaya çalismamasi, hikayenin sonuna dogru Ögdülmis ile Odgurmis arasindaki iliskilerde bir kez daha belirir. Ögdülmis devlet isleriyle çok zaman kaybettigine, bu ilerlemis yasinda insanlardan uzaklasarak asetik bir yasam sürmesi gerektigine inanir. “Gençlik günlerim bosuna geçti ve yazik oldu, bari o gelecek gecelerim heder olmasin. Ben bir kaçagim, rabbimden kaçmis bir asiyim; bütün varligim…günaha batmistir. Bugün ben tövbe ederek, ona rücu ve rabbimden bunun affini niyaz etmeliyim”diye düsünür.

Ögdülmis arkadasi Odgurmis’a giderek bu düsüncesini açar. Ancak Odgurmis, Ögdülmis’in insanlardan uzaklasip, devlet islerini birakmasina ve kendini tamamen ibadete adamasina karsi çikar. Diger bir deyisle, devlet istese de, devletin dinin kontrolü altina girmesi bir kez daha reddedilir. Odgurmis’a göre, Ögdülmis görevini birakirsa, yani devlet dine teslim olursa, toplumun düzeni bozulacak ve devletin varligi tehlikeye girecektir. Odgurmis öyle inanmaktadir ki, Ögdülmis gibi bilgili bir devlet adaminin göreve gelmesiyle “her tarafta iyi kanun ve idare hakim oldu; kötüler hile ve sahtekarliklarini terk edip ortadan kayboldular.” Bu nedenle Odgurmis, Ögdülmis’e söyle seslenir: “Sen bunlari birakip, buraya gelirsen, bütün bu isler bozulur ve sen de pisman olursun. Bu kanun ve nizam yine degistirilir, memleket bozulur ve yaptiklarindan hiçbir eser kalmaz.”

Yusuf devlet isi ile ugrasanlarin bu isle, kendini ibadete adayanlarin da ibadetle mesgul olmasini, birbirlerinin sahasini isgal etmemelerini vurgulamistir. Odgurmis Ögdülmis’in yanina gelmesini onaylamadigi gibi, kendisinin de ibadetini birakip devlet yönetiminde görev almasini reddeder. Odgurmis söyle der Ögdülmis’e Devleti görmemis olan bir kimse saadete kavusursa, onun tabiati gittikçe bozulur ve memlekete felaket getirir. Idarede bulunmamis bir kimse memleketin idaresini eline alirsa, hem eli hem de dili ile halka zulüm eder.”

Bu zulüm de yukarida belirttigimiz gibi, devletin sonunu hazirlar. Böylece, Ögdülmis, Odgurmis’a katilma ve insanlardan uzaklasma niyetinden vazgeçer; hükümdarin yanina dönerek devlet islerini görmeye devam eder. Odgurmis’a söyle seslenir: “Imdi ben bu arzumdan vazgeçtim. Sen de dua ederek, muvaffak olmam için bana yardimda bulun.” Sonuç olarak, Kutadgu Bilig’de devlet ve din otonom iki alan olarak karsimiza çikar; biri digerini kontrolü altina almaz. Ancak, birbirlerini aydinlatip yardimda bulunabilirler. Bir yanda hükümdar ve veziri Ögdülmis, diger tarafta Odgurmis ve müridi kendi islerini en iyi sekilde yapmaya çabalarlar. Bir grubun diger grubun isine el atmasi, kendi islerini aksatacagi gibi, digerinin islerini de bozacaktir. Örnegin, yukaridaki atiflarda açikça görülmektedir ki, Ögdülmis’in görevi birakmasi hem devlet islerinin bozulmasina yol açacak, hem de Odgurmis gibi tecrübesiz kimselerin devlet adamligina soyunmalariyla devlet isleri büsbütün bozulacak ve asli isleri olan ibadete zamanlari kalmayacaktir. Bu nedenle Odgurmis söyle der Ögdülmis’e: “Bugün orada bulunmak senin için daha iyidir; burada durmak da benim için daha iyidir.”

b. Devlet Adami Etiği – Din Adami Etiği :

Kutadgu Bilig’in laiklik anlayisini daha da belirginlestiren ve yukarida belirttigimiz “din ile devletin birbirini kontrol etmemesi” ilkesini pekistiren diger bir konu Kutadgu Bilig’de iki etikten (ahlaktan) söz edilmesidir. Kutadgu Bilig’in anlaminin açikliga kavusmasinda da aslinda bu konu oldukça önemlidir. Bazi bilim adamlari Kutadgu Bilig’i “mutluluk veren bilgi” diye çevirirken, digerleri “devlet yönetme sanati” diye çevirmislerdir. Aslinda eserde, “Kutadgu Bilig”in bu her iki anlama da geldigi tezine karsi çikacak herhangi bir sey yoktur. Yusuf, ele aldigi her konuda devlet yönetimi hakkinda bilgi verirken, ayni zamanda bireysel yasamin nasil düzenlenmesi gerektigine de deginir. Her iki dünyada da mutlu olma, Kutadgu Bilig’in anlami ve mesajidir. Zaten Yusuf bunu açikça belirtmektedir: “Kitabin adini Kutadgu Bilig koydum; bu kitap- uzanip her iki dünyayi tutan bir eldir. Insan her iki dünyayi devletle elinde tutarsa mesut olur.”

Böylece, Kutadgu Bilig’de birbirinden bagimsiz, ancak birbiriyle çok yakindan ilgili, iki tür ahlak görülebilir: devlet adami ve din adami etigi. Kisi, devlet adami ve din adami etiginden biriyle bu dünyada mutlu olabilmenin yaninda, kurtulusa, yani hidayete de erebilir. Ancak, bu iki etik ayni anda izlenemez; hem devletin iyi yönetilmesi ve basariya ulasmasi, hem de dinin kendi islevini yerine getirebilmesi buna baglidir. Eserin sonunda söyle der Yusuf: “Aklimin erdigi sözlerin hepsini yazdim, ey okuyan ve anlayan insan, bundan hisse al. Nasil hareket edecegini ve hangi yola gidecegini bir parça izah ettim; sen buna göre hareket ederek, hayatina esasli bir temel kur. Bunlardan biri din yolu, biri de dünya yoludur; bu esasli yoldan sasma. Eger dünya istersen, onun yolu iste bu; eger ahiret istersen, onun da yolu iste budur. Sen kendi kullugunu yerine getir; Tanri sana kuvvet verir; bunlardan hangisini istersen, onu seç, fakat üçüncü yol arama.”

Bu iki tür etigin bazi özelliklerine, din adami etiginden baslayarak deginelim. Kisinin devlet hizmetine girmemesinin, yani devlet adami etigini reddetmesinin, nedenlerinden biri Kutadgu Bilig’de “dünya malinin kisiyi ibadetten alikoymasi” olarak açiklanir. Devlet ve dünya isleriyle ugrasan kisi, mal ve mülk edinmeye çalisacak; böylece hem ibadete ayiracagi zamani harcamis olacak hem de edinilen kiymetli seyler kisinin nefsini temizleyip kendisini tamamen dine adamasina engel olacaktir. Ögdülmis’in Odgurmis’i ziyaretlerinde bu konu sürekli gündeme gelir. Daha Ögdülmis’in kendisini ilk ziyaretinde Odgurmis devlet hizmetine girme teklifini reddederek söyle der: Bu dünya islerine karisan kimse ayni zamanda ibadet ve ahiret isini yerine getirmez. Bu dünya saadeti hiç de iyi bir sey degildir, insani Tanridan uzaklastirir; din için asil felaket budur. Dünya malinin dine karsi kini vardir; dünyaya nail olunca din ihmal edilir.” Ögdülmis son ziyaretinde Odgurmis’i ölüm döseginde bulur; ancak Odgurmis, gönül huzuruyla ayni düsüncelerini tekrarlar: “Bu dünya malini, türlü nimetini, güzel yüzlülerin naz ve isvelerini insan nasil sevmez. [Ama] bu dünya insani Tanridan uzaklastirir; iyi islere mani olur. Bundan korktugu için, arif dünyayi birakip zahmeti tercih ederek, dünyayi dolasir-durur.”

Din adami etiginin diger bir özelligi “kula kulluk etmeye” karsi çikmasidir. Devlet hizmetine giren kisi, kendisine her denileni yapmasi gerekecek ve gerekirse dini yükümlülüklerini bile aksatarak hükümdara hizmet edecektir. Bu nedenle Odgurmis, Küntogdi’nin emri altina girmek istemez. Kutadgu Bilig’de devlet adami ve din adami etigine paralel olarak, kul-hür” ayrimi vardir. Yusuf’a göre bazi hür insanlar devlet yönetimine girerek kendi iradeleriyle “kul” olmuslardir. Ögdülmis Küntogdi’ya söyle seslenir: “Hür insana bak, o kendisini kul edip, hizmet eder; onun hizmetini takdir etmek ve emegini karsilamak lazimdir.” Iste Odgurmis, bu devlet adami etigini reddeder ve hükümdarin kendisinden üstün olmadigini söyleyerek hareketlerinde hür oldugunu ve devlet yönetimi için zorlanamayacagini savunur. Çünkü, bir ermise göre, insan ancak Tanrinin kuludur. Hükümdara yazdigi mektupta söyle der Odgurmis: “Biz ikimiz de Tanri kullariyiz; bu kulluk hususunda ikimizde yani mertebedeyiz. Kulun kula kulluk etmesi yakismaz; hizmetkara hizmet eden kimsenin kiymeti kalmaz.” Kendisine israr eden Ögdülmis’e de söyle çikisir: “Tanri kulluguna kendisini vakfetmis olan kimseye insan kullugu yapmak yakisir mi, ey asil tabiatlim.”

Böylece Yusuf’a göre, dini sorumluluklarini tamamen yerine getirmeye çalisan kimse devlet yönetimine girmeyerek bireysel özgürlügünü korumali; ancak, özgür iradesiyle devlet yönetimde yer aldiktan sonra da görevini en iyi sekilde yapmalidir. Insan ya Tanri kullugunu, yani din adami etigini, ya da devlet kullugunu, yani devlet adami etigini, benimsemelidir; her ikisi de ayni derecede önemli ve kutsaldir, ancak ikisinin ortasi yoktur: “Sen kendi kullugunu yerine getir; Tanri sana kuvvet verir; bunlardan hangisini istersen, onu seç, fakat üçüncü bir yol arama.”

Din adami ile devlet adami etigi arasinda önemli bir ayrim da ibadetin nasil yapilacagidir. Din adami etigine göre, insan ibadetini açik olarak ve istedigi sekilde yapabilir. Örnegin Odgurmis, daga çikarak ibadetini insanlardan uzak bir yerde bireysel olarak yerine getirmektedir. Küntogdi kendisini devlet hizmetine davet ettigi mektubunda Odgurmis’a söyle seslenir: “Akrabalarin sana ne yapti, niçin onlardan yüz çevirdin; bunu bana izah et. Akraba ve arkadaslar birbirlerine uygun hareket ederlerse, bunlardan yeni akraba ve ahbapliklar meydana gelir. Eger ibadet etmek için oraya gittin ise, ibadeti sehirde kil; din yolu budur.” Ancak, asetik bir yasam süren ve din adami etigini temsil eden Odgurmis, bu mektubu kendisine ulastiran Ögdülmis’e su yaniti verir: “Çünkü dinimin selametini ve kendi menfaatimi bunda gördüm. Onun için kalkip, buraya geldim; halvete çekilip, böylece Tanriya ibadetle mesgul olmak istedim. Imdi ben insanlar arasina girersem, ibadete ne zaman elim deger.

Odgurmis’a karsi çikan ve devlet adami etigini temsil eden Küntogdi ve Ögdülmis ise ibadetin gizli olmasi gerektigini savunur. Hükümdar Küntogdi, ayni mektupta Odgurmis’a söyle der: “Ibadeti gizlemeli; yap, fakat insanlar görmesin; bu sözüm bir sir idi; iste simdi açiga vurdum.” Odgurmis’a yazdigi ikinci mektupta da Küntogdi ayni konuya deginir: “Eger ibadet haklin gözü önünde yapilirsa, bu ibadet esassiz ve manasiz olur. Tanriya yapilan bütün ibadetler gizli yapilmali ve bu örtü bugün de herkese açilmamalidir. Tanri sevdigi kullarini gizlemistir; halk bu kullar arasinda onlari taniyamaz.” Burada önemli olan, Islam inancina göre ibadetin bir gösteris ve övünme unsuru olmamasi gerektigi yaninda, devlet isleriyle ugrasanlarin açiktan açiga dinle ugrasarak dini politikaya alet etmemeleridir. Küntogdi, Aytoldi ve Ögdülmis her ne kadar dinle ilgilenseler, kendilerini sürekli dini konularda gelistirmeye çalissalar ve bireysel kurtuluslari için ibadetlerine önem verseler de, eserde hiçbir zaman açik bir sekilde ibadete veya sarayda dini törenlere rastlanmaz. Örnegin, eserin Ögdülmis’in namaz kildigina deginen bölümleri Ögdülmis’in kendi evinde geçer.

Ayni zamanda devlet adami etigine göre, ve genel olarak Islam anlayisina göre, kisi ancak toplumda denenme sonucunda gerçek bir Müslüman olur. Çünkü sosyal yasama önem veren Islamiyet, dünyayi bir sınanma yeri olarak görür ve kisilerin sevap-günah dengesine birbirlerine nasil davrandiklarina göre karar verir. Eserde hem Küntogdi hem de Ögdülmis, Odgurmis’in daga çikip insanlardan uzaklasarak aslinda dini yükümlülüklerini tam olarak yerine getirmedigine, kisinin toplumda denenmesi gerektigine isaret ederler. Kisi ancak çalismasi karsiliginda edindigi zenginlikleri yardima muhtaçlar için sarf ederek ve cemiyetin diger üyelerine iyilik yaparak kendisini kanitlar ve o oranda Tanriya yakinlasir.

Asetik bir yasam süren ve bireysel olarak ibadetiyle ilgilenen Odgurmis ise, insan içine karismayi kisiyi ibadetten alikoyacak bir yük olarak görür. Ilk mektubunda Küntogdi Odgurmis’a söyle seslenir: “Köy ve sehir içinde yapilacak çok ibadet vardir; orada bunun yarisi bile bulunmaz. Senin oradaki ibadetinin biri namaz, biri de tuttugun oruçtur. Bunlardan baska orada hangi ibadet var; söyle, göster. Buraya gel, köy ve sehir içinde ibadet et; sana her türlü iyilik kapilari açilsin. Halka faydali ol, muhtaçlara yardim et; akrabalarina yakinlik göster, bagrini aç. Helal dünyalik kazan ve fakirlere dagit; insanlara yardimda bulun ve onlara güler yüzle muamele et.”

Odgurmis’in bu uyariyi dikkate almamasi üzerine Küntogdi ikinci mektubunda da ayni konuya deginir: “Buraya gel, kasaba ve sehir içinde yasa; sen halk arasina katil ve karis, onlar da senin kim oldugunu bilmesinler. Helal dünya mali kazan, kendine sarf et; açlari doyur ve çiplaklari giydir. Ögdülmis de Odgurmis’a ayni seyleri söyler: “Senin sarayin, köskün, yerin ve yurdun yok; at, kosum, çoluk-çocuk hani; bunlardan hiçbiri sende yok. Insanlar üzerinde de senin hiçbir kuvvet ve hakimiyetin yok ki, onu kötüye kullanmayasin ve temiz nam kazanasin. Ne buldun ki, sonra ondan vazgeçtin. Erkek olan, çogu elde edebildigi halde, az ile iktifa eder; böyle bir insan zahitlik mertebesine erisir.” Bu konu ileride açiklayacagimiz gibi “sosyal devlet” kavrami için de önemlidir.

Islam dininde bu inzivaya çekilme ile insan arasina karisip denenme eski bir tartisma konusu olmasina ragmen buna dikkat etmeyen bazi arastirmacilar hem Kutadgu Bilig’in laik temelini görememisler hem de eserdeki ana karakterlerin neyi temsil ettiklerinde yanilmislardir. Odgurmis’in Budist oldugunu ve Buddhizm’i temsil ettigini Çagatay öne sürmüs ve Dilaçar buna katilmistir. Belki Yusuf’un, o dönemde güç kazanmaya baslayan sufizmi Karahanli devleti için bir tehlike olarak görmüs ve yurttaslarinin daha etkin bir yasami benimsemelerini istemis olabilecegi yorumu yapilabilir. Ancak, Odgurmis’in eserde Budist oldugu yönünde bir isaret yoktur.

Inzivaya çekilme ve kendini ibadete adama Buddhizm’e özgü degildir. Kaldi ki, eserin birçok yerinde Odgurmis’in Müslüman olduguna dair kesin deliller bulunmaktadir. Örnegin, Odgurmis sözlerine Tanrıyı anarak baslar. Hükümdara yazdigi mektupta “Tanri adi ile söze basladi: Yaratan,  besleyen ve göçüren odur” dedi. Ayni mektupta Odgurmis Allah’in niteliklerini sayar. “Gerçek Tanri sevgisinin girebilmesi için insan gönlünden bütün dünya arzularini çikarip atmalidir”  diye düsünür; çünkü ona göre “bu dünya Müslümanlar için bir zindandir.” Hükümdarin kedisini  devlet yönetimine girmesi için zorlamayacagini, fakat yanina gelerek bir kez dahi olsa tavsiyede bulunmasini istemesi üzerine Odgurmis bu teklifi kabul eder ve Küntogdi’yi ziyaret edecegini söyler, çünkü öyle inanir ki “Müslüman Müslüman’a kardestir ve onlar birbirlerini ziyaret ederler.”

Demek ki eserde asil olan, Islam ile baska bir din arasindaki mücadele degil, Islam’da inzivaya çekilme ile insanlara karisma düsünceleri arasindaki çekismedir. Yusuf’un vurgulamak istedigi, bir toplumda hemen herkesin dinlerinin gerçekte neyi emrettiginde yanilarak daga çikmasi ve bireysel ibadetleriyle ugrasmasi sonucunda, devletin ciddi tehlikelerle karsilasmasi ve dinin de bundan zarar görmesi olasiligidir. Devlet adami etigi, insan içine karismayi, toplumsal huzursuzluklari ortadan kaldirmak amaciyla kisinin zamanini ve varligini insanlara adamasi gerektigini vurgular.

Halka hizmet Hakka hizmettir” sözü, aslinda buraya kadar söylediklerimizi en iyi sekilde özetlemektedir. Devlet hizmetine giren bir kisi, halka hizmet ederek sadece bu dünyada hayirli bir is yapmis olmayacak, ayni zamanda Allah’a da yakinlasarak hidayete erecektir. Bireyler istedikleri gibi yasayabilirler; ancak devlet adamligi ülkeyi içte ve dista savunmak için gerektiginde kan dökmeye kadar gidebilecek bir kararliligi gerektirir. Bir ermisin inançlarindan dolayi bunu yapamayacagi açiktir. Asetik bir yasam herkese göre degildir; tipki devlet adamliginin herkese göre olmadigi gibi. Bu nedenle Yusuf, bize iki yol gösterir: devlet adami etigi ve din adami etigi. Kisi kendi rizasiyla devlet hizmetine girdigi zaman, görevinin gereklerinden kaçinamaz. Bu konu Odgurmis ile Ögdülmis arasindaki konusmalarda siklikla karsimiza çikar. Uzun bir ayriliktan sonra karsisinda Ögdülmis’i gören Odgurmis saskinligini gizleyemez ve söyle der: “Ben senin hükümdarin yaninda bulundugunu, bilgin ile halka faydali oldugunu duydum. Halkin yükünü boynuna yükledikten sonra, onlari birakip nasil buraya geldin.” Odgurmis ayni zamanda Ögdülmis’in geçirdigi zamana pisman olarak devlet hizmetinden çikip kendisine katilmasi ve tamamiyla ibadetle mesgul olmasi fikrine de karsi çikarak söyle der: “Hükümdar seni aldi ve terbiye etti; bu sayede imdi sen insanlar arasina girdin. Bütün bunlara karsi kalkip, düsman gibi, ondan yüz çevirmek sana yakisir mi.”

Yusuf’a göre, devlet ve din adamligi ayni derecede önemli olsa da, ayri islevleri vardir ve insanlar bunlarin gereklerini bilerek seçimlerini yapmali ve topluma o yönde faydali olmalidirlar; Odgurmis’in  Ögdülmis’e su sözleri bunun en iyi kanitidir: “Bugün orada bulunmak senin için daha iyidir; burada durmak da benim için daha iyidir.” Zaten, Odgurmis da, yukarida belirttigimiz gibi, devlet islerinden anlamadigini belirterek, eger hükümdarin hizmetine girerse bunun devlete zararinin faydasindan çok daha fazla olacagini vurgular. Odgurmis, hükümdarin kendisini hizmetine almasi için birçok iyilik edecegini bildigini söyler; ancak görevi hakkiyla yerine getiremeyecegini vurgulayarak Ögdülmis’e söyle seslenir: “eger ben oraya gidersem, bu iyilikleri zararlar takip edecektir.” Bu nedenle Odgurmis, mektubunda Küntogdi’ya söyle yazar: “Eger memleket isinde  faydali olmam isteniliyorsa, kati söylüyorum, benim istifade edilecek bir tarafim yoktur. Eger bana is-güçten bahsediliyorsa, kardesim [Ögdülmis] sana bin kisinin isini yapacaktir.”

Iste, din ve devletin birbirini kontrol altina almamasi yaninda, eserde devlet adami ve din adami etigi ayriminin yapilmis olmasi Kutadgu Bilig’in laik bir devlet yapisi önerdiginin en açik isaretidir. Yusuf’a göre, bir ermis yasami sürmek isteyen kimse devlet yönetiminde yer almamalidir. Ayni sekilde, devlet hizmetinde çalisan bir kimse, bir ermis gibi hareket etmeye özenmemelidir. Din adaminin yasami ile devlet adaminin yasami birbirinden farklidir. Iste bu noktayi göremeyen birçok arastirmaci, Kutadgu Bilig’in “teokratik” bir düzeni savundugu savina kapilmislardir. Aslinda, yukarida verdigimiz örneklerde Yusuf’un çok açik bir sekilde iki etik arasindaki ayrimi vurguladigi ve devlet hizmeti altindakilerin din adami etigine göre hareket edemeyecegini savundugu görülmektedir.

c. Din-Devlet Iliskisi:

Laiklik, din ile devletin birbirinden tamamen kopuk yasamasi olarak da algilanmamalidir. Asil olan, devlet ve dinin birbirini kontrol etmemesi ve devlet ile din adamlarinin yukarida açikladigimiz etik degerlere göre hareket etmesidir. Ancak bu, devlet ve din arasinda hiçbir iliski olmadigi ve birbirlerini etkilemedigi anlamina gelmez. Devlet adamlari dini degerlerden etkilenecegi gibi, toplumun din konusunda çatismaya sürüklenmesi durumunda devletin de topluma müdahale etmesi dogaldir. Kutadgu Bilig’de bu nokta birçok açidan vurgulanmistir.

Öncelikle, yukarida hikayesel gelisimine degindigimiz gibi, eserde kisiler arasinda düsünce alis- verisi ve özellikle din adaminin devlet adamina ögütlerde bulunmasi dikkat çekicidir. Yusuf burada, din adaminin her ne kadar devlet islerine karismamasi gerektigini açikça belirtse de, toplumsal degerlerin devlet adamlarina bazi konularda isik tutmasini yadirgamaz, hatta gerekli görür. Örnegin, asagida ele alacagimiz gibi, Islam’in sosyal adalete ve yardimlasmaya verdigi önem devletin “sosyal devlet” olmasina, yöneticilerin iyi ve adil olmasina verdigi önemse devletin “hukuk devleti” olmasina yönelik önemli katkilarda bulunur.

Iste eserde Odgurmis, Küntogdi ve Ögdülmis’e dini konularda ögütler vererek onlari, halka iyi davranmalari, muhtaçlara yardim etmeleri ve adil kanunlar koymalari gibi konularda uyarir. Dinin dogrudan devlet islerine karismasi yerine, devleti yönetenlerin vicdanlarina seslenerek, toplumsal degerlerin devlet yönetimine en dogru ve en etkin sekilde yardimci olmasi amaçlanir. Yukarida degindigimiz gibi, iki kere Odgurmis’a mektup yazarak kendisini resmen devlet görevi almaya çagiran Küntogdi, bu konuda basarili olamayinca hiç olmazsa bu zahidin saraya gelerek ögütlerde bulunmasini rica eder; “Bana gelsin, ögüt ve nasihat versin; sonra tekrar yerine dönüp, kendi isi ile mesgul olsun” der. Odgurmis bu teklifi severek kabul eder. Çünkü hükümdar zorlamaktan vazgeçmekte ve din-devlet iliskisinde iyi niyetle hareket etmek istemektedir. Kendisini almaya gelen Ögdülmis’e söyle seslenir Odgurmis: “ben bugün onu ziyaret ederim. O benden bir fayda bekledigi için, bundan önce ben ona gitmedim. Simdi o bundan vazgeçti ve dogru yola girdi; ben de bu yola giriyorum; onun arzusunu yerine getirecegim; emin ol.”

Din-devlet iliskisinde önemli bir ikinci nokta, devletin din konusundaki sorunlara müdahale etmesidir. Laikligin din ve devlet islerinin birbirinden ayrilmasi seklinde tanimlanmasinin yaniltici olduguna deginmistik. Dogal olarak, toplumda huzursuzluk yasanmasi durumunda devletten bu konuya tamamen seyirci kalmasi beklenemez. Laiklik genis anlamda, ve özellikle çogulcu toplumlarda, devletin çesitli dini görüs ve topluluklara ayni uzaklikta durmasi ve birini digerlerine ezdirmemesi, onlari koruyup kollamasidir. Bu amaçla devletin zaman zaman topluluklar arasi iliskilere müdahalesi gerekebilir. Diger bir deyisle, din ve devletin birbirini kontrol etmemesi esastir; ancak aralarindaki hassas denge, dini çatismalarin devlet ve toplum düzenini yikmamasi için, devletin sorunlu zamanlarda aktif bir görev üstlenerek dini huzursuzluklara müdahalesini gerektirebilir. Iste Kutadgu Bilig’de Ögdülmis ve Küntogdi’nin Odgurmis’in saglik durumuyla ilgilenmesi bu sekilde yorumlanabilir. Bir habercinin Odgurmis’in hastalandigi haberini getirmesiyle, Ögdülmis derhal kendisini ziyaret eder. Küntogdi da Ögdülmis’in ziyaretini yerinde bulur ve hatta Odgurmis’in yaninda neden daha uzun bir süre kalmadigina çikisir: “Ona kim hizmet eder, hastaligina kim bakar; o hasta- hasta yalniz basina nasil orada kalir. Niçin orada bir müddet kalmadin; onu kime emanet ettin de, bu halde biraktin geldin.” Bunun üzerine Ögdülmis ikinci kez Odgurmis’i ziyaret eder; ancak artik çok geçtir, Odgurmis ölmüs ve müridi Kumaru tarafindan gömülmüstür. Eserde hem Odgurmis’in ölmesi hem de ardinda Kumaru’yu birakmasi üzerinde durulmasi gereken konulardir. Odgurmis’in ölmesi, fakat Küntogdi ile Ögdülmis’in hala yasiyor olmasi, Yusuf’un devlet yönetiminin esas olarak adalet ve akla dayanmasi gerektigini vurguladigi seklinde yorumlanabilir.

Bu ise laikligin eserdeki bir diger isaretidir; her ne kadar devlet ve din karsilikli iliski halindeyse de, devlet yönetiminde dinin asil unsur olmasi beklenemez. Bir diger nokta ise, Odgurmis’in arkasinda Kumaru’yu birakmasidir. Eserde dine verilen önem eksilmemis, zahit ardindan gelecek kisiyi bizzat yetistirmis ve böylece dinin sürekliligini saglamistir. Ayni zamanda, Yusuf’un gelisim ve degisimi vurguladigi da öne sürülebilir. Tipki Aytoldi’nin ölüp yerine kendinden daha akilli Ögdülmis’i biraktigi gibi, Kumaru’nun da Odgurmis’tan daha bilgili olmasi ihtimali vardir. Böylece, devlet kurumlarinin geliserek degismesi, Yusuf tarafindan dinde de olumlu ve gerekli görüldügü söylenebilir.

Sonuç:

Kutadgu Bilig’in devlet felsefesini inceledigimiz makalenin bu ilk bölümünde önemli sonuçlara ulasmis bulunmaktayiz. Öncelikle, bugüne kadar eser üzerinde yapilan incelemelerde önemli bir metot hatasi yapilmistir.

Bu incelemelerin yüzü hep geriye dönük olmus; Yusuf’un hangi filozoflardan etkilenmis olabilecegi ve Kutadgu Bilig’in Çin, Hint ve Iran kültürlerinden hangisinin etkisi altinda yazilmis olabilecegi tartisilmistir. Yapilan birçok hatanin yaninda bu tartismalarda elestirilmesi gereken asil nokta, bu tartismalarin bizi eserde üzerinde durulmasi gereken temel konudan uzaklastirdigidir. Aslinda Kutadgu Bilig’in ana mesaji ileriye yöneliktir ve bu açidan bakildiginda eserin bize bir Türk-Islam devletinin temel fels efesini verme amaci güttügü ortadadir. Kutadgu Bilig, demokratik laik ve sosyal bir hukuk devletini isaret etmektedir.

Yukaridaki incelememizde bu degerlerden demokrasi ve laiklik üzerinde durduk. Politik yasamda gücün sinirlandirilmasi, yöneten ve yönetilenler arasindaki iliskilerin ayrintilariyla ele alinmasi, bilgiye ve bilime önem verilmesi eserde demokratik bir devletin savunulduguna isaret etmektedir. Bunun yaninda, din ve devlet islerinin birbirini kontrol etmemesi, devlet adami etigi ile din adami etigi arasinda bir ayrim yapilmasi ve din ile devlet iliskilerinin nasil düzenlenmesi gerektigi konusundaki açiklamalar da Yusuf’un daha o günden laik bir devleti savundugunun kanitidir.

 Doç. Dr. Nejat DOGAN

Erciyes Üniversitesi, Iktisadi ve Idari Bilimler Fakültesi

ziyaretcidefteri21111126.gif

 

Yorumlar

“164) KUTADGU BİLİG’İN DEVLET FELSEFESİ” yazisina 6 Yorum yapilmis

  1. mujdegenc yorum tarihi 26 Mart, 2008 16:29

    Kün-toğdı=Hükümdarı temsil eder, simgesi aslan ve güneştir, felsefesi ise doğruluktur.

    Ay-Toldi=Vezir olarak tasvir edilmiş fakat devleti temsil eder, simgesi ay’dır. Felsefesi ise fikir üretmek, plan kurmaktır.

    Öğdülmş= vezirin oğludur, kamu çalışanını, devlete hizmet edeni temsil eder. Simgesi belirsizdir..Sebebi ya belgelerin eksikliğinden ya da doğru tercüme edilmeyişinden kaynaklanır.

    Odgurmiş= Vezirin kardeşi olarak tasvir edilir fakat halkı temsil eder.

    Kutadgu Bilig adlı eser bir “siyasetnamedir.”

    Ufak bir katkı babında fikirleri beyan ettim.

  2. Yılmaz Karahan yorum tarihi 26 Mart, 2008 16:37

    SAYIN GENÇ, GÖSTERMİŞ OLDUĞUNUZ İLGİYE VE VERMİŞ OLDUĞUNUZ BİLGİYE TEŞEKKÜR EDERİZ.

  3. Selma Fırat yorum tarihi 26 Mart, 2008 20:38

    Benim için çok aydınlatıcı oldu,teşekkür ederim,elinize, kaleminize sağlık.Şimdiye kadar bildiklerimin basmakalıp bilgiler olduğunu fark ettim.Kendilerini devlet konumunda görenlerin de okuması ve faydalanması ümidiyle tekrar teşekkürler…

  4. ZÜHAL ASMA yorum tarihi 27 Mart, 2008 01:45

    MERHABA,
    Y.BEY
    BENDE BU ARA ELIMDE ÖZETİNİ ALMIS,TEKRAR GÖZ GEZDIRIYORDUM.O KADAR ENTRIKALARLA BEYIN YIKIYORLARKİ!!!!!!!PES!O YÜZDEN YENİDEN/YİNE FIRSAT BULDUKCA YOL GÖSTERICI OLARAK YANIMDA TASIYORUM.*BEN;ARTIK UMUTSUZ,ÜMİTSİZİM..YINE..
    DİSLERİM SIMSIKI!BU DENEKTIRKI;ZAMAN GECIYOR!VE KIMSE KIPIRDIYAMIYOR..ASLINDA GALIBA.DENİZ BITTI!
    FESHEDILDI/HUKUK..CÜNKÜ TÜM ÖNEMLİ KURUMLARDALAR.
    YARADAN HERKESİ KENDINI ALLAH?TANRI!ZANNEDENLERDEN KORUSUN.BU BELKİDE?EVANGELISTLERE KARSI KURULSA IYI OLURDU?NEDENMİ?8.HENRI.NIN SÜREKLİ ÖNLEMEYE CALISTIGI AMA BUGÜN ARTIK KATOLIKLIGIN VE PAPANIN BILE!!ÖNÜNDE GİDEN!
    BU MEZHEP EPEY GÜCLÜ..BİZ..EVET BİZ;AVRUPAYA,VE TEPEMIZDEKI O HEYYULA ÜLKEYE BENZEDIK!!ETRAFIMIZI
    CEMAATLER CEVRELEDI.MÜSLÜMANLIK VE TÜRKLÜK YOK EDILDI:(..ASLINDA BUNU KABUL ETMELI..BENIM ARTIK UMUDUM KALMADI.UMARIM..DİLERİM YANILIRIM.AMA BUNU 94.LERDE HİSSEDEN..BEN ARTIK GERCEKTEN YARINLARDAN KORKUYORUM.BİZ ÖLECEGIZ..BELKIDE VAKTINDEN DAHA ÖNCE..BUDA IYI OLUR.AMA COCUKLAR?

  5. özgürce yorum tarihi 28 Mart, 2008 02:25

    HEYHATT.. korkunun ecele faydası yok, bizim ışığımız belli o yolda yürüyoruz. MUSTAFA KEMAL ATATÜRK ne yapacağımızı bize eserlerinde izah etmiş. Bir sade vatandaş olarak, lanet ediyorum bize okullarda tarihimizi öğretmeyenlere. Ben bu hükümet sayesinde küçük bir kitaplık yaptım. AlahÜ Taala diyorki OKU. Anlıyacağın ve uygulayacağın şekilde. Saygılarımla

  6. esra yılmaz yorum tarihi 23 Ekim, 2010 12:06

    vezirin görewleri nelerdir burda yardımcı olursanız sewinirim

Yorum yap




6 − = 2