149) SODOM - GOMORE

Yayin Tarihi 28 Mart, 2008 
Kategori KATEGORİLENMEMİŞ

Sodom-Gomore

YUNAN 15 Mayıs 1919′da İzmir’e ayak bastığında onları papazlar karşıladı, gayrımüslim halk üzerlerine gül yaprağı serpti… İşgal kuvvetleri vatanın bağrına ayak bastığında, içimizdeki “Nankör azınlık” sevinç gösterileri yaptı…

Çocuklarımıza ders kitaplarında “Kurtuluş” günlerini anlatırken hep bu tema işlenir… “İşgalciler ve onlara kucak açan gayrımüslim azınlık“. Oysa asıl “Feci işbirliği” gözden kaçırılandır…

Mütarekenin kollarını, karılarını, yatak odalarını işgal kuvvetlerine açan yüzdeleri oldukça fazla “Türkler’i” de vardır ki, asıl ihanet şebekeleri bunlardır…

Kurtuluş Savaşı sırasında, işgal yıllarında İstanbul’un hali niceydi dersiniz?.. Yakup Kadri Karaosmanoğlu “Sodom ve Gomore“de bu durumu gözler önüne sermektedir…

http://tr.wikipedia.org/wiki/Sodom_ve_Gomore_%28roman%29” adresinden bir özet alıntısı yapalım ve “Kısaca” anlamaya çalışalım, o günlerde durum nedir?..

“Leyla, Necdet, Sami Bey” isimli karakterlerin etrafında dönen hayat…

Leyla hayatından memnun, içgüdülerine göre yaşayan, düşünmeyen bilhassa düşünmeyi sevmeyen biridir. Necdet, Leyla’nın nişanlısıdır ve O’na aşıktır. Bu aşkın yarattığı acizlik, Leyla’yı tamamen Necdet’in zahiri yapmaktadır. Necdet, yıllarca Avrupa’da yaşamış, kadınları tanıma imkanı bulmuştur.

Sami Bey, kendi insanına kesinlikle güvenmeyen ve hatta insanını küçümseyen, Avrupa’nın üstünlüğünü her şeyin üstüne koyan, kendi gemisini yürütmek için her türlü değerini sokağa atacak bir mahluktur. Avrupa, özellikle İngiltere‘yi gözünde o denli büyütür ki Türkler’in İngilizler’e karşı bir savaş kazanabileceğine bir türlü inanamaz. Zira, “Sami Bey için, İngiltere, ortaksız bir ilahtır, dünyanın bütün işleri, bütün dünya milletlerinin alınyazıları onun vereceği kararlara ve hükümlere bağlıdır… Şimdi nasıl olur da, bir avuç Anadolu Türk’ünün bu heybetli kudrete rağmen başarıya ulaşacağına ihtimal verebilirdi?

Sami Bey, aslında Tanzimat’ın yetiştiği tipik bir Türk insanıdır ve “Türk”ten başka her milletin gücüne inanırlar ve Türkiye’ye ait meselelerin mutlaka başkaları tarafından halledilebileceği fikrindedirler.

Sami Bey’in karakteri kek değildir… Kitapta, aynı Sami Bey temelinde bir zenginler sınıfı ve eteklerindeki beslemelerinden oluşan “Türkler” vardır… Bunların “Kadınları” kendi ülkelerini işgal eden ülkelerin askerleriyle yatıp kalkarak nüfuz sahibi olmak ve egolarını tatmin etmek istemektedirler. Bir İngiliz zabitiyle yatmak veya görünmek bir Türk kadını için çok önemli olabilmekte veya bir Türk erkeği başka bir İngiliz zabitiyle ilişkiye girebilmektedir.

Yakup Kadri İstanbul’u “Sodom ve Gomore”ye benzetmesindeki asıl sebeplerden biri budur. İnsanların toplumsal değerlerden tamamen kopuk şekilde, inanılmaz seviyesiz şekillerde birbirleriyle yaşamaları, ülkeleri hakkında en ufak bir iyi niyet beslememeleri ve bunda hiç bir beis görmemeleridir.

İstanbul’un bu hali İngiliz askerlerini bile iğrendirmektedir. Roma’nın en yakışıklı ve sükseli askeri Captain Jackson Read, “… Buradan gitmek istiyorum. Şark semasının bu çiğ aydınlığı, bu yaygaracı insanları, bu pis, bu kokmuş şehir bana bir tiksinti vermeğe başladı” diyerek yaşadığı İstanbul’u anlatır. Diğer İngiliz asker Marlow ise İstanbul’da yaşadığı dönemdeki “Sosyeteyi” anlatırken, “Bunlar ne olduklarını bilmeyen birtakım mahluklardı. Bütün tanıdığınız erkek ve kadınlara birer sosyal “galat-ı hilkat” gözüyle bakılabilir. Her milletin içinden soysuzlar çıkabilir” demektedir.

Yakup Kadri Karaosmanoğlu, İstanbul bu haldeyken, Anadolu’yu da tasvir eder…

“… Babaları savaşa gitmiş yavrularının beşiğini sallayan temiz ve  sabırlı kadınlar, vücutlarını Allah tarafından kendilerine teslim edilmiş bir kutsal emanet gibi saklayan genç kızlar, bunların üstüne şefkatle titreyen nur yüzlü nineler ve Anadolu’ya dair son iyi haberleri bildiren gazeteyi bir muska gibi devşirip cebine yerleştirdikten sonra sanki kendisini bütün dünyanın hazinelerine sahip bir adam kadar mesut hisseden fakir vatandaşlar.

Kitapta, şu çarpıcı tespit te vardır…

Türkler’in kazandıkları savaşa “İstanbul ahalisinden” sevinen yalnızca iki kişi vardır yansıtılan karakterlerden… O zamanki “Sodom-Gomore”yi düşünelim, günümüze gelelim…

Farkı bulun!..

Behiç KILIÇ

NOT AÇIKLAMA :

Sodom ve Gomora, Eski Ahit’in Tekvin Kitabı’nda sözü edilen günahkar kentler. İsrail’de, Lut Gölü’nün güneydoğusundaki el-Lisan Yarımadasının güneyinde sığ suların altında kaldıkları tahmin edilmektedir. Admah, Tseboim ve Tsoar ile birlikte Kitabı Mukaddes’te adı geçen beş ova kentini oluştururlar.

Tekvin’de işledikleri günahlardan ötürü gökyüzünden yağan kükürt ve ateşle yok edildiği anlatılan (19:24) bu iki kentin, İsrail’deki Şeria Irmağından Doğu Afrika’da Zambezi Irmağına uzanan Büyük Rift Vadisinde MÖ y. 1900′de meydana gelen bir depremle yok olduğu sanılır.

Arkeolojik bulgular bölgenin Orta Tunç Çağında (MÖ y. 2000-1500) ekilebilir olduğunu, tarım yapmaya yeterli tatlı su kaynaklarının da bulunduğunu göstermektedir. Bu nedenle İbrahim peygamberin yeğeni ve ona inanan ilk kişi olan Lut, Sodom ve Gomora’nın yer aldığı Siddim Vadisini (Lut Gölü) hayvanları için otlak yeri olarak seçmiş olmalıdır. Kitabı Mukaddes’te sözü edilen kükürt ve ateşin, bölgenin jeolojik yapısını bütünüyle değiştiren deprem sırasında yeraltındaki petrol ve doğalgaz kaynaklarının patlayarak yanmasından kaynaklandığı sanılmaktadır. Sodom kentinin adı, denizin güneybatı ucundaki Sodom Dağından gelir.

HEDDAM

ziyaretcidefteri21111126.gif

Yorumlar

“149) SODOM - GOMORE” yazisina 3 Yorum yapilmis

  1. Samet Acar yorum tarihi 28 Mart, 2008 19:59

    Kurtuluş Savaşı’nda elbetteki içimizdeki ahlaksız vatan hainleri bulunmaktadır.Bunların yaptıkları yıllarca okullarda çevre köylerde piyes halinde halka sunulmuştur.İyiyi kötüyü,vatanını seveni işbirlikçileri röl gereği halka göstermişlerdir.Dün öğleydi bugün aynı duruma düşsek dahada çoğunu görmek mümkün olur.”Vatan bir bütündür,asla parçalanamaz.”Atatürk Acaroğlundan selamlar

  2. Silvan GÜNEŞ yorum tarihi 29 Mart, 2008 17:09

    Sodom ve Gomore’yi acaba kaç kişi okumuştur. Günümüzde binlerce kitap basılıyor. Bu kitaplardanda acaba hangisi roman dahi olsa gerçekle bezenerek okuruna ulaştırılabiliniyor? Günümüzde bir sürproblemler var. Büyük bir baskı altındayız. sosyal piskolojisi bozulmuş ve herşey karmakarışık hale gelmiş durumda. Dürüstlükten ve inançtan bahsederken onun bile derecesini ilkelliğe hatta bize ait olmayan vasıflara kadar kötürüyorlar. Bu yüzden de gereken inanan ama düzenin bu inanmanın neresinde tehlike haline geleceğini düşünenler de ikilemde kalmış durumda. Cahil halk yine çok fazla. Eskiden bilenle bilmeyen ayıd ediliyordu. Şimdi o da birbirine karışmış durumda. herşeyi usulüne uygun olsun diye verilen eğitim, yaşam, kültür derine inilemediği ve gerçekten yaşanılamadığı için yozlaştı. hangi dala elimizi atsak tuttuğumuz elimide kalıyor. Sonra tuttuğuna tutacağına pişman olup elindekini nereye koyacağını şaşırıyorsun. Bir yere koysan bir dert koymasan başak dert. Kendi tek başına da mücedele veremiyorsun. Ama bu anlamsızlığın çinden hepbirlikte çıkmak zorundayız. Yeniden dirilmeliyiz. Bunun için iyi bir şamar yemeyi beklene büyük bir kesimin de olduğu farkındayım. ne yapalım tokat yiyip düşmeden ayağa kalkamıyoruz. kalktığımızda da nereye gittiğini bilmeden yürüyen bir milletiz. Allah sonumuzu hayır etsin….

  3. sedat ergenç yorum tarihi 30 Mart, 2008 10:11

    Şimdilerde Ankara’ya dikkat etmeli…………

Yorum yap